2017 ERKEN REZERVASYON FIRSATLARINI YAKALAYIN.... AYRICALIKLI OLMANIN TADINI ÇIKARTIN... DETAYLI BİLGİ VE REZERVASYON : 0224 225 4343

Online Otel / Tatil Rezervasyonu


Booking.com

AKDENİZ’İN ŞİRİN ADASI MALTA’DA GÖRÜLECEK YERLER





Güney Avrupa’da bulunan ve bir ada devleti olan Malta, doğa ve tarihin muhteşem birleşimi ile dikkat çeken çok şirin bir yer. Adada tam bir tarih kokusu hakimdir. Adım attığınız her dar ve uzun sokakta sarı Malta taşlarından malikaneleri, kiliseleri, bronz şövalye ve at heykelleri ile karşılaşacaksınız. Malta dil okulları ile tanınan bir şehir olup, gezip görülmeye değer pek çok harika yerlere sahiptir. Muhteşem bir kültür turu yapmak için Malta’da gezilecek yerlere bir göz atalım.
SESSİZ ŞEHİR: MDİNA OLD CİTY

Malta’ya eskiden başkentlik yapmış olan Mdina Old City, etrafı surlarla çevrili olan ve ünlü dizi Game of Thrones’un bazı bölümlerinin çekimlerinin yapıldığı şehirdir. Şehrin giriş kapısının önünde sizi geçmişte yolculuğa çıkarmak için hazırda bekleyen faytonlar bulunur. Şehrin içerisine motorlu araçlar alınmıyor. Büyük bir şehir olmamasına rağmen labirenti andıran çok fazla sokak mevcut. Malta turu yaparken karnı acıkan gezginciler için surların tam tepesinde manzaraya karşı yemek yiyebileceğiniz restoran ve kafeler bulunuyor. Ayrıca dar sokakları aydınlatan lambaların eşleğinde bu sessiz şehri gezmek çok farklı bir deneyim olacaktır. Bu şehirde Malta’nın ünlü camlarının satıldığı dükkanları da görmeden geçmemek gerek.


MALTA’NIN BAŞKENTİ VALLETTA

Ülkenin son başkenti Valletta, özellikle hafta sonları çok renkli görüntülere sahip oluyor. Hafta sonu akşamları şehirde bir müzik havası hakim olmakta. Sokaklarda opera gösterileri ise hiç eksik olmaz. “Şövalyelerin şehri” olarak bilinen Valletta, küçük ve çok şirin bir şehirdir. Valetta’da gezilecek yerler arasında Ulusal Arkeoloji Müzesi, Hagar Qim, Lascaris Savaş Odaları ve Hal Saflieni Hypogeum adlı yeraltı mezarları bulunuyor.


MOSTA KİLİSESİ’NİN İLGİNÇ HİKAYESİ

Malta’da görülecek yerlerden bir tanesi de dünyadaki 3. büyük kubbeye sahip olan Mosta Kilisesi. Bu kilisenin ise ilginç bir hikayesi var. 2.Dünya Savaşı sırasında 300 kişi ile içeride ayin yapılırken, kilisenin tavanına bomba isabet edip ayin yapanların arasına düşmüş. Bir mucize ile o bomba patlamamış ve kimseye bir şey olmamıştır. Kilisenin içerisinde gezerken de bu bombanın bir maketini görebilirsiniz. Kilisenin mimarisinin yanı sıra içindeki heykeller, tablolar ve mermerlerine hayranlık duyacaksınız.
POPEYE VİLLAGE: TEMEL REİS KÖYÜ

Popeye Village Malta’da görülecek yerler arasındaki en eğlenceli noktalardan bir tanesidir. Şehre girer girmez renkli küçük evler dikkatinizi hemen çekecektir. Girişin hemen orada şehri tamamen görebileceğiniz bir köşe bulunmakta. Burada gördüğünüz evlerin çoğuna girip gezebilirsiniz. Gelenleri karşılayan ilk ev Temel Reis’in evidir. İçeride Temel Reis’in sallanan sandalyesini görebilirsiniz. Burada gün boyu gezerken film kahramanlarını izleyebileceğiniz animasyonlar gerçekleştirirler. Buradan sonra gezisine deniz ile devam etmek isteyenler Malta plajlarından biri olan Golden Bay’a geçebilirler.


RENKLİ “ÜÇ ŞEHİRLER”BÖLGESİ

Zamanında adaya gelen St. Jean şövalyeleri Malta’da bu üç şehir denilen yere yerleşmişler. Bu güzel üç şehir olan Vittoriosa, Cospicua ve Senglea, başkent Valletta’nın tam karşısında bulunuyor. Şehirde bulunan Aziz Angelo Kalesi’nin tam arkasına kurulmuş Vittoriosa şehrinde, Ortaçağ turuna çıkmaya hazır olun. Binaların mimarisi, sokakların dar ve labirent gibi olması sizi tam da o döneme götürecek. Karşı kıyıda Senglea ile Malta’yı tepeden gözetleyebilirsiniz. Gordiola gözetleme kulesi ile Büyük Liman’ın manzarasına karşı muhteşem fotoğraflar çektirebilirsiniz. Vittoriosa ve Senglea arasında bulunan Cospicua bu üç şehir arasında en büyük olandır.
FOTOĞRAF İÇİN İSTİKAMET BLUE GROTTO

Fotoğraf çekmek için harika bir görselliğe sahip Blue Grotto, kesinlikle gitmeniz gereken bir yer. Tekne ile gidip kayakları ve denizin o güzel mavisini çekerken hayranlık duymaktan kendinizi alamayacaksınız. Rüzgar olmadığı zamanlar tekneler ile mağaraların içerisini gezebilirsiniz.


ŞİRİN BİR BALIKÇI KASABASI: MARSAXLOKK

Şirin mi şirin sarı, mavi, kırmızı ve yeşil renklere boyanmış balıkçı tekneleri ile balıkçı kasabasını görmeden geçmeyin. Boyalı teknelerin üzerinde bulunan göz çizimleri dikkatinizi çekecektir. Bunlar tekneleri koruması amacıyla doğurganlık ve ölüm tanrısı olan Osiris’in gözleridir. Bu küçük kasabada karnınızı doyurabileceğiniz pek çok balık restoranı bulunuyor.


TUNÇ ÇAĞI’NDAN KALMA BİR YER: HAL SAFLİENİ

Malta’nın değerli bir kültürel varlığı Hal Saflieni, Tunç Çağı’ndan kalma bir yer altı mezarlığıdır. Bu yer altı mezarlığında labirent gibi koridorlarda gezip herhangi bir harç kullanılmadan yapılan duvarları, kemerli kubbeleri, taş odaları, duvarlarda bulunan hayvan ve pek çok farklı figürlerini tarihin en gizemli kalıntısını görmeden Malta’dan ayrılmayın.

YUNANİSTAN’DA BİZDEN BİR ŞEHİR: SELANİK





Selanik, yaklaşık bir milyonluk nüfusu ile Yunanistan’ın ikinci büyük kentidir. Selanik ile ilgili söylenen sözleri hepiniz duymuşsunuzdur; Mesela, Atatürk’ün doğduğu şehir, İzmir’e çok benziyor, ufak bir şehir v.s. Şirin bir tatil kasabasını andıran canlı sokaklar, o her sokağın sonunun mutlaka denize çıkması, uygun fiyatlı müthiş yemekler, karayolu ile ulaşımın kolay olması gibi sebepler Selanik seyahatini cazip kılıyor. Hatta eğer yaz aylarında gidecekseniz şehre yakın birçok noktada denize girme imkanı bile var. Hal böyle olunca Selanik’i sevmemek için bir sebep kalmıyor.



Aristoteles Meydanı, şehrin tam anlamıyla merkezi ve Yunanistan’ın en büyük meydanlarından biri olarak kabul ediliyor. Şehrin genel görüntüsünün beton binalardan oluşması sebebiyle Selanik’in en güzel yerlerinden biri bile sayılabilir. Şehirdeki tüm etkinliklerin yapıldığı bu meydandan dümdüz aşağı indiğinizde ise denize ulaşıyorsunuz. Kent için önemli bir turistik alan ve meydanın çevresindeki çok sayıda kafe ve barlar ile genç nesiller için popüler bir mekandır.
SELANİK’İN SİMGESİ BEYAZ KULE



Selanik’in simgesi nedir derseniz eğer bu sorunun tek cevabı: White Tower yani Beyaz Kule. Kulenin tarihi 15. yy’a kadar dayanıyor ve Selanik’in meşhur sahil şeridinde tüm heybetiyle yer alıyor. Tam olarak hangi tarihte yapıldığı belli değil… Bir zamanlar hapishane olarak da kullanılan kule aynı zamanda “Kanlı Kule” adıyla da biliniyormuş. Osmanlı hakimiyeti bittikten sonra kuleyi vaftis edip beyaza boyamışlar, o yüzden adı beyaz kule olarak kalmış ama gününüzde beyaz renginden eser kalmamış.



Roma döneminden kalan başlıca eserlerin her ikisi de Doğu Roma İmparatoru Galerius tarafından yaptırılmış: Zafer Takı ve Rotonda… MS 279 yılında Perslere karşı kazandığı zaferi kutlamak için ilk önce Zafer Takı’nı yaptırmış. Yapı üzerindeki kabartmalar gerçekten göz dolduruyor ve hala şehrin merkezinde bütün ihtişamı ile ayakta. Rotonda ise mezar olarak planlanmış. Ancak Galerius öldüğünde Bulgaristan’da olduğu için buraya gömülememiş. Rotonda da bu sebeple Aziz Georgios Kilisesi olarak kullanılmaya başlanmış. Osmanlı döneminde ise minare eklenerek camiye çevrilmiş. Hala minaresi ile beraber şehir merkezinde bulunuyor ancak ziyarete açık değil.
YUNANİSTAN’IN EN BÜYÜK KİLİSESİ



Aziz Dimitrios Kilisesi ise Yunanistan’ın en büyük kilisesi olarak Selanik’in en öenmli yapılarından biri. Orjinal bina 5. Yüzyılda yapılmış ancak 7. Yüzyıldaki yangından sonra aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş. Osmanlı döneminde cami olarak kullanıldıktan sonra tekrar kiliseye çevrilmiş. İçeride 6. Yüzyıldan kalma mozaiklerin bir kısmı hala sağlam. Kilisenin zemin katındaki mahsende ise görülmeye değer nitelikte tarihi eserleri görmenizi öneririm.
ATATÜRK MÜZESİ



Selanik’in Türkler için ayrı bir önemi vardır çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında burada doğmuştur. Onun doğduğu, çocukluk ve gençlik günlerini geçirdiği ev Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Türkiye başkonsolosluğu ile yanyana olan evi ziyaret etmek için başkonsolosluk güvenliğine kimlik bilgilerinizi vermeniz yeterli.



Selanik’e gelince, ünlü Yunan sanatçı Giorgos Zogolopoulos tarafından tasarlanmış “Umbrellas” adlı eseri görmeyi unutmayın! Sahil şeridinde yer alan ve gözden kaçırmanızın imkansız olduğu Umbrellas, 46. Venedik Bienali kapsamında da sergilenmiş ve tahmin ettiğiniz üzere öyle sağda solda sokağın üzerine koydukları renkli şemsiye akımıyla ilişkisiz bir sanat eseri. Yerlisi tarafından da pek seviliyor olmalı ki şehrin sembollerinden biri haline gelmiş.
BÜYÜK İSKENDER HEYKELİ



Selanik sahilinde beyaz kulenin biraz ilerisindeki devasa Büyük İskender heykeli Yunanistan ve sınır komşusu Makedonya arasında “Büyük İskender”in kimin atası olduğu, yıllardır büyük tartışma konusu. O nedenle Üsküp’ün merkezine dudak uçuklatan bir bütçe ile dikilen ‘’Büyük İskender’’ heykeli, Yunanları çok öfkelendirmiş. Yunanlar, bu heykelle şu mesajın verilmek istendiğini belirtiyor: ‘’Büyük İskender’in torunları biziz, o bir Yunan değil bir Makedon’du.’’

Beyaz Kule’nin hemen önünden kalkan teknelerle yarım saatlik tur alarak şehri bir de denizden görebilirsiniz. Bu turlar ücretsiz, sadece içtiğiniz ve yedikleriniz için para ödüyorsunuz. Korsan teknesi olarak yapılmış teknelerin içerisi bar olarak tasarlanmış. Gün batımı saatlerinde bu kısa turu yaparsanız güzel bir manzara izleyeceğiniz garanti. Aynı şekilde liman bölgesinden de gün batımını izlemek Selanik’te yapılan popüler aktivitelerden sayılır.



Ladadika Bölgesi, Selanik’in en popüler yerlerinin başında geliyor. Limanın hemen arkasında kalan bu bölgede eğlenmek ve yemek yemek için birçok seçenek bulabilirsiniz. Trafiğe kapalı olan bu bölgede sağlı sollu tavernalar, şık restoranlar ve canlı müzik dinleyebileceğiniz barlar bulunuyor. Yunan usulü yemekler için bizim önerimiz ise Tou Meze Selanik. Garsonların Türkçe konuşma ısrarı dışında bütün yemekleri çok leziz…

HUZURLU BİR MOLA: DÜSSELDORF





Düsseldorf Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri. Fuar şehri olarak anılıyor. Her yıl milyonlarca insan şehre çeşitli fuarlar için ziyarete geliyor. Hatta fuarlar şehrin ana geçim kaynağı olmuş durumda. Almanların sıradan sakin şehri, bu kadar hareketlendirme kabiliyetine hayret ediyorsunuz. Zira bu şehirde düzenlenen fuarlar birçok sektörün en önemli buluşma noktalarından birisi olmuş. Ziyaret gelenlerin bir çoğu da iş adamı. Düsseldorf, böyle anılınca soğuk iş şehri olarak düşünüyorsunuz. Gözünüzde canlananlar pek de sizi cezbetmiyor. Ancak ilk karşılaşmanızda o ilk anda bu düşüncenizi bir anda yıkıyor, güzelliğiyle sizi büyülüyor. “Sky train” ile havalimanında ilk sürprizini yapıyor. Bu havadan giden bir tramvay ve havaalanıyla, şehir merkezindeki tren istasyonunu birbirine bağlıyor.

Şehrin ortasından akıp giden Ren Nehri beni en çok büyüleyen şeylerden biri oldu. Herhangi bir kıyısında oturup keyfini çıkarabilirsiniz. Hatta biraz daha huzur istiyorsanız, Neuss’da doğayla baş başa kalabilirsiniz.


ALTSTADT ŞEHRİN EN HAREKETLİ YERİ

Eski şehir diye anılan yeri yani AltStadt bölgesi, şehrin en hareketli yerinden biri. Burada birçok turistik aktivite yapabilirsiniz. En çok ünlü olan aktivite barlarda bira yudumlamak. Burada ‘Bolkerstrabe’ sokağında bulunan yan yana dizilmiş barlar ise epey ünlü. Sokağı dümdüz takip denince Markplatz’a ulaşıyorsunuz. Burada Rathaus belediye binası var. Birbirinden farklı dönemleri ifade eden, 3 binadan oluşun yapıda, ilk bina Old Town Hall, ikinci bina, New Town Hall ve eski Grupellohaus, üçüncü binada yönetim bölümü bulunuyormuş. Binanın hemen önündeki meydanda da 1600’lü yılların sonunda yılları arasında yaşamış, Prens Johann Wilhelm II. Anıtı bulunuyor.



Burdan biraz daha ilerleyerek BurgPaltz Meydanına ve Ren nehri kıyısına ulaşıp, nehirden geçen gemileri izleyebilirsiniz. En büyük özelliği araç trafiğine kapalı ve trafik, Ren nehri kıyısına paralel, yeraltından gidiyor. Meydanda sadece, bisiklete binenler, yürüyenler veya yeşil alanlara kendilerini atarak güneşlenenler var. Nehir boyunca aşağıya yürüyüp ünlü TV kulesi Rhine Tower’a (Rheinturm) ulaşabilirsiniz. Kuleye çıkıp şehri yukarıdan 360 derece görebilirsiniz. Kulenin olduğunu meydanda Düsseldorf’un yeni simgesi olarak görülen Gehry binaları da bulunuyor. Birbirine zıt üç bina komplekslerinin oluşuyor ve dev heykel gibi görünüyor. Seçilen farklı malzemeler her komplekse kendi kimliğini verir. Merkez binanın dış malzemesi, kuzey ve güney taraflarındaki binaları yansıtıyor ve böylece üç arasında bir bağlantı oluşturuyor. İlginç mimariye sahip binalar şehrin popüler yerlerinden biri.


DÜNYANIN EN LÜKS BULVARI: KÖNİGSALLEE

AltStadt bölgesinin karşısında kalan Königsallee bölgesi de Düsseldorf’ta da alışveriş yapsanız ya da yapmasanız da görmeniz gereken bir bölge. Dünyanın en lüks bulvarlarından biri Kinigsallee’de pek çok lüks mağaza yer alıyor. Ayrıca, Schadow sokağı Almanya’nın en büyük alışveriş caddelerinden biri. Bu bölgede caddenin ortasında nehir havası verilmiş bir göl bulunuyor. Gölün çevresi çok güzel süslenmiş. Kuzey kısmında tarihi bir çeşme ve denizi temsil eden bir deniz savaşçısı bulunduruyor. Burası güzelliğiyle büyülüyor. Güzel havada güneşin batış ve kuş sesleri eşliğinde burası, sokak arasında şehrin sürprizlerinden biri.



Bir diğeri ise Martin-Luther-Platz. Burada yeşillikler içine yerleştirilmiş, Almanya’nın ilk Başbakanı Bismark’ın bronz bir heykeli ve ihtişamlı Johanneskirche kilisesi yer alıyor. Güneş bakarken tesadüfen gördüğüm bu kilise, güzelliğiyle gözlerimi doyurdu. 1881 yılında gotik tarzda yapılmış ve şehrin ilk protestan kilisesiymiş.
KUŞKONMAZ HER MENÜDE VAR

Ayrıca Almanya deyince parksız olmaz. Hofgarten, Düsseldorf’un kocaman bir parkı. Burası, Almanya ülkesinde, halka açık ilk park alanıymış. Park alanında, bir müze var. Ayrıca, Hofgarten evleri ve ünlü bazı sanatçıların heykellerini görebilirsiniz. Düsseldorf’u gezmek için uygun zaman mayıs ve eylül tarihlerinde olsa da ünlü karnavalını görmek için Şubat’ta gitmeye değermiş. Ben gittiğimde nehrin kenarında kurulmuş lunaparkla minik bir versiyonu vardı ancak herkes büyük olanın daha güzel olduğunu övüp durdu. Düsseldorf’ta da Almanya’nın pek çok şehrinde olduğu gibi bir sürü mutfakları bulmak mümkün. Ben ilginç olarak Düsseldorf’ta beyaz kuşkonmazla tanıştım. Her menüde yer alıyor. Bütün yemeklerin içinde de var. Düsseldorf’a özel bir lezzet olarak bunu söyleyebilirim. Bunun dışında Almanya’da pişirilen Şinitzeller bildiğimiz gibi tavuktan değil danadan olduğu için Almanlara özgü bu tadı da deneyebilirsiniz.



Ayrıca ilginç birşey daha var. Düsseldorf ve Köln şehirleri arasında bir rekabet varmış ve bu yüzden, Düsseldorf şehrinde, asla ‘Kölsch’ bira siparişi veremiyorsunuz. Bunu yapınca sizi tersleyebiliyorlarmış bile. Düsseldorf, fiyat konusunda çok orta karar bir şehir. Berlin kadar ucuz da değil Amsterdam kadar pahalı da değil, 2-3 Euro’ya kahve içip, 8-16 Euro’ya da yemek yiyebilirsiniz. Şehri gezmek için 3 gün yeterli ancak bu şehirdeki huzura doyum olmuyor. Düsseldorf maceramın ardından aklıma kalanlar kuş sesleri ve Düsseldorf’ta güneşin çok güzel hatta mükemmel batması oldu. Eğer hava güzelse ki bu çok zor. Şehir size güneşin batışını izlemeniz için uzunca bir süre veriyor bu şehir. Nehrin kenarında gün batımı izleyip güzel bir weisbeer içebilirsiniz güneş kaybolduktan sonra da en güzel maviyle karşılıyor sizi. Tabii ‘gece mavisi’. Gece mavisinin de tadını uzunca çıkarabiliyorsunuz. Kuş sesleri ise her yerde…

İŞTE EVLENME TEKLİFİ İÇİN AVRUPA’NIN EN ROMANTİK ŞEHİRLERİ





Yaz aylarının başladığı şu günlerde sosyal medya paylaşımları da yavaş yavaş beyaza bürünmeye başladı. Kalbi kıpır kıpır atan birçok çift yaz aylarının da gelmesiyle birlikte aşkını bir adım öteye taşıma kararı verdi ve evlilik için gereken tüm adımları attı. Peki, siz bu işin neresindesiniz? Eğer içten içe evlilik düşüncesini gündemine almış ama henüz ilk adımı atmamış olanlardansanız Avrupa’nı n en romantik şehirleri belki bu konuda size yardımcı olabilir. İşte “Evet” cevabı almanıza yardımcı olacak o romantik şehirler;

PARİS

Artık tüm dünyanın aşk şehri olarak tanıdığı Paris için romantizm yaşamak için çaba sarf edilmemesi gereken bir şey. Sizden önce dünyaca ünlü şairlerin, yazarların zaman geçirdiği kafelerde oturup kahve yudumlamak, Seine Nehri boyunca el ele yürümek, Montmartre gibi romantik mahallelerde dolaşıp sokak ressamların eserlerine bakmak, akşam olduğunda ışıl ışıl parlayan Eyfel Kulesine karşı sevgilinizin elini tutmak.. İster inanın ister inanmayın ama tüm bunlar Paris’in rutin şehir aktiviteleri arasında. Yani kısaca Paris’te aşk baktığınız her yerde.



PRAG

Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag, Görkemli kaleleri, katedralleri ve yürümeye doyamayacağınız dar sokaklarıyla dünyanın en şirin şehirlerinden biri. Hitler’in dahi vurmaya kıyamadığı şehir olarak anlatılan Prag’da özellikle şehrin tarihi bölgesi size başka bir yüzyılın kapılarını aralayacaktır. Daha spesifik bir öneri ise akşam saatlerinde şehrin dünyaca ünlü köprüsü olan Charles Köprüsü’nde el ele yürümek. Tam olarak bu anlarda kendinizi başka bir yüzyılda başka bir medeniyetin içinde hissedeceğinizden hiç şüpheniz olmasın.



FLORANSA

Sanatın ve Rönesans’ın başkenti Floransa, çarpıcı mimarisi ve dünyaca ünlü sanat eserleri nedeniyle şüphesiz ayrılmak istemeyeceğiniz şehirlerden. Üstelik Floransa’nın size sundukları bunlarla sınırlı değil. İtalya’nın nefes kesen manzaralarına, en iyi yemeklerine ve dünyaca ünlü şaraplarına ev sahipliği yapan Toskana bölgesi, Floransa ile birlikte birçok muhteşem şehri bünyesinde barındırıyor. Toskana bölgesinin eşsiz manzaralarıyla yükselteceğiniz duyguları Floransa’da zirve noktaya taşıyabilir, unutulmaz bir evlilik teklifine imzanızı atabilirsiniz.



EDINBURGH

İskoçya’nın başkenti Edinburgh, gizem, tarih ve romantizm dolu. İskoç tarihine biraz ilgi duyan herkes, bu coğrafyada duyguların tarihi dahi kolayca etkileyebildiğini bilir. Biraz maceracı bir ruhunuz varsa, şehrin büyülü atmosferini oluşturan tarihi yapılar ve hızı hiç tükenmeyen eğlence ve şehir hayatı size rahatlıkla yol gösterebilir. Edinburgh’ta yapmanız gereken tek şey kendinizi şehrin kollarına bırakmak.



LONDRA

Kraliyetin ve soyluluğun şehri Londra, nereden bakarsanız bakın sizi derinden etkilemeyi kolayca başarabilecek şehirlerden. Gerek tarihi yapıları gerek milimetrik sokakları gerekse Londra sakinlerinin yaşam biçimi ile Londra, romantizm sözcüğünün yeniden anlam kazandığı bir yer. Soho’da bulunan Asya restoranlarından birinde yediğiniz romantik bir akşam yemeği sonrası Birmingham Köprüsü’nden Londoneye’a bakarken bir Lord Byron dizesiyle sevgilinize hayatın anlamını rahatça fısıldayabilirsiniz.



VERONA

Birde ölümsüz aşklara ev sahipliği yapmış şehirler var. Onların başında da hiç şüphesiz Verona geliyor. Shakespeare’in dünyaca ünlü yapıtı Romeo ve Juliet’i okuyanlar hikayenin tam olarak İtalya’nın kuzey şehri Verona’da geçtiğini bilir. Şehirde bulunan Juliet’in evi her gün binlerce romantik turist tarafından ziyaret ediliyor. Ne dersiniz? Etkili bir teklif için iyi bir nokta değil mi?



BRUGGE

Ortaçağ’dan kalma masal bir şehir düşünün. Evleri, sokakları, hemen her şeyi günümüze kadar el değmeden ulaşabilmiş. Aslında tam olarak Brugge’den bahsediyoruz. Şehrin bu büyüleyici atmosferini tamamlayan diğer unsurlar ise sokaklar arasında kanallar aracılığıyla yapılan tekne turları ve şehre yılın önemli bölümünde hakim olan yoğun sis. Şanslıysanız ve yağmur da size bir şans sunuyorsa beklediğiniz an bu an demektir.

HAZİRAN’DA 3 BÜYÜK ŞEHİR, 3 BÜYÜK FESTİVAL





Her ne kadar haziran ayı festivallerden ziyade denizin, kumun ve güneşin tadının çıkarıldığı bir ay olarak kabul edilse de, alternatifler elbette bununla sınırlı değil. Hem eşsiz coğrafyalarda güneşin, denizin ve kumun tadını çıkarabileceğiniz hem yeni yerler, yeni ülkeler görüp yeni kültürlerle tanışabileceğiniz bu ayda, bunların hepsini birleştirerek üstüne bir de 3 büyük festivale katılma şansını ekleyebilirsiniz. Nasıl mı? Tabi ki, doğru tarihlerde doğru yerde olarak;


İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ – İSTANBUL

Bu yıl haziran ayında tam 43 yaşına basacak olan İstanbul Müzik Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da müzik dolu soluksuz bir ay geçirmek isteyenler için tüm hazırlıklarını tamamladı. Her yıl başka bir tema ile İstanbulluların karşısına çıkan festivalde bu yılın teması “Kültürel Manzaralar” olacak. 31 Mayıs – 29 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivale her yıl olduğu gibi bu yıl da müzik okulu ve konservatuar öğrencileri ücretsiz katılabilecek. İstanbul’un en önemli tarihi mekanları festival boyunca dünyaca ünlü müzik gruplarının ve ülkelere ait filarmoni orkestralarının muhteşem performanslarına ev sahipliği yapacak. Ayrıca bu yıl konserlerden önce yapılacak olan ”konsere doğru söyleşileri” de, katılımcılara konser öncesi müzikleri ve müzisyenleri tanıma fırsatı sunacak.


PARİS CAZ FESTİVALİ – PARİS

Eğer bir Paris tutkunuysanız, bu şehirde hemen her köşe başının bir konser alanı ya da bir ressam atölyesi olma potansiyeli taşıdığını bilirsiniz. Müziğin her formatının bir festival olarak meraklısına sunulduğu bu şehirde haziran ve temmuz ayları, özellikle bu ayların hafta sonları Paris’te caz müzik anlamına geliyor. Paris’in dünyaca ünlü botanik bahçesi bu iki ayın hafta sonu günleri dünyaca ünlü caz müzik ustalarını ağırlıyor. Bu yıl 21. kez düzenlenecek olan Paris Caz Festivali’nde Latin müzikleri ve Latin danslarının yanı sıra, çocukların ve yetişkinlerin konser saatine kadar zaman geçirebilmeleri için atölyeler bulunacak. Bu yıl 7 Haziran’da başlayacak olan festival 27 Temmuz’da son bulacak. 7 yaşın altındaki çocukların ücretsiz katılabileceği festivalde bilet fiyatları yetişkin 5.50 €, 25 yaş altı içinse 2.75 € olacak. Kimi konserlerde bu fiyatın yetişkinler için 25, 25 yaş altı içinse 7 €’ya kadar çıkması bekleniyor.


SANT JOAN KUTLAMALARI – BARSELONA

En uzun gündüzün ve en kısa gecenin yaşandığı gündönümü Katalan kültürü için o kadar önemli ki, bu gün İspanya’da resmi tatil ilan ediliyor. Bir bayram olarak kabul edilen gün dönümü, gerçek bir bayram gibi aralıksız kutlamalara sahne oluyor. Tüm şehrin belirli saatlerde sokaklara döküldüğü, bütün plajların bu güne özel partilere ev sahipliği yaptığı gün dönümü kutlamaları, Barselona’nın en renkli görüntülere sahip olduğu zamanlardan biri. Kutlamalar boyunca ateş yakmak ve gökyüzünü havai fişeklerle aydınlatmak, yıllardır en çok tercih edilen aktiviteler. 23 – 24 Haziran günlerini kapsayan gündönümü kutlamalarında sokaklar gibi evler de ciddi kutlamaların yapıldığı adresler. Eğer Katalan birini tanıyorsanız ve evine misafir olma şansınız varsa, bu fırsatı kesinlikle kaçırmamanız gerekiyor. Eğer yalnızsanız ve bu günün Katalanlar için önemine şahit olmak istiyorsanız, soluğu kesinlikle Barselona’nın eşsiz plajlarında almanız gerekiyor. Zira bu plajlar erken saatlerde başlayıp sabahın ilk ışıklarına kadar aralıksız devam eden çılgın eğlencelere sahne oluyor.

ROMA’DA ROMANTİZMİ YAKALAYABİLECEĞİNİZ 4 NOKTA





Kim yanında partneri varken tatilinin romantik anlarla dolu geçmesini istemez ki? Bu yaz tatil için Roma’yı seçtiyseniz ve şu an bu yazıyı okuyorsanız oldukça şanslısınız. Çünkü Roma tatilinizi unutulmaz kılacak en romantik anları yakalayabileceğiniz noktalara dair kimi ipuçları paylaşıyoruz. İşte Roma’da romantizmi doruklara çıkarabileceğiniz 4 nokta;

KOLEZYUM

Roma’nın en görkemli, en tarihi, en çok ziyaret edilen ve daha birçok açıdan “en” noktası olan Kolezyum tabii ki bu konuda da ilk sırada yer alıyor. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı bir görünüme sahip olan yapı, onunla karşı karşıya kaldığınızda tüm duygularınızın anlık olarak kabarmasına neden olacaktır. İşini bilen romantiklerin bu atmosferi mutlaka değerlendireceğinden hiç şüphemiz yok. Ama yine de hatırlatmakta fayda var; Kolezyum Roma’nın en romantik notlarından biri.



AŞK ÇEŞMESİ

Adı üstünde Aşk Çeşmesi. Roma’yı ziyaret eden hemen herkesin mutlaka uğrayıp fotoğraf çektirdiği bu yer, aynı zamanda Roma’nın en romantik noktası olarak biliniyor. Her biri sanat eseri olan heykellerin bulunduğu çeşmeye arkanızı dönerek para attığınızda aşk dileklerinizin kabul olacağına inanılıyor. Eğer sevgiliniz günümüzde 3 TL’ye denk gelen 1 Euro bozukluğu bu çeşmeye attıysa ciddi bir şeyler dilediğinden emin olabilirsiniz. Kim bilir belki de sizden uzun zamandır duymak istediği bir soruyu dilemiştir.



İSPANYOL MERDİVENLERİ

Roma’da aynı anda uluslararası insan yoğunluğunun en çok yaşandığı nokta İspanyol Merdivenleri’dir. Burayı ziyaret eden hemen her turistin 138 basamaktan birine oturarak dinlendiği merdivenler sebebi tam olarak bilinmese de hayli romantik bir atmosfere sahip. Farklı uluslardan yüzlerce turistin arasında yerinizi alıp merdivenlere serildiyseniz sıra tam olarak romantik sözcükleri fısıldamaya gelmiş demektir.



GİANİCOLO TEPESİ

En spesifik noktalardan bağımsız olarak Roma’nın genel anlamda hayli romantik bir şehir olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Peki, bu şehre tepeden bakmaya ne dersiniz? Cevabınız evetse romantik dakikalar sizi bekliyor demektir. Roma’yı ayaklarınızın altına alacağınız bu noktada romantik birkaç cümle ile aşkınızı olabildiğine yüceltebilirsiniz. Gianicolo Tepesi’nden Aşk Çeşmesi’ne giden romantik bir yürüyüş yolunun olduğunu da hatırlatalım.

DAHİLİKLE DELİLİK ARASINDAKİ ÇİZGİ BERLİN!





Almanya deyince akla ilk gelen şehirlerden biri olan Berlin, birçok Avrupa kentinden çok farklı ve kendine has özelliklere sahip bir şehir. Aslında koca bir metropol olmasına rağmen birçok güzelliğin kalabalığa kapılıp silinip gitmesine izin vermemiş. Birçok farklı kültüründen insanı bir arada barındırmasından kaynaklı çok kültürlü olmasına karşın hiç kaos yaşanmıyor. Turist dostu şehirde ulaşım çok kolay ve ucuz. Raylı sistemle şehrin birçok noktasına özellikle turistlik noktasına rahatça ve hızlıca gidiyorsunuz. Beton binaların yanında tarihi ve estetik binalar ahenkle dans ediyor. Hiç beklemediğiniz bir ara sokakta binaların içinde pembe bir ağaç sizi karşılarken arkasındaki sokak sanatına da hayran kalıyorsunuz. Berlin hiphop, punk gibi alt kültürlerin gerçekten yaşandığı şehirlerden biri.

Sokaklarında gerçekten graffitiden fazlası bir sanat var. Meşhur Berlin duvarının üzerindeki East Side Gallery gibi… Şehirde deli ve dahi dengesi beni etkileyen şeylerden oldu. İnsanlar her şeyi özgürce yapabilirken diğer insanlar onların ne yaptığı ile ilgilenmiyor. Bir köşede sokak müzisyeni pantolonsuz şarkı söyleyebiliyor. İnsanlar para atıp yanlarından geçip metroya biniyor. Öteki köşede bir adam insanlara 1 Euro karşılığında şiir yazıyor. Avrupa şehrinin güzelliğini yaşarken Türk nüfusunun yoğunluğuyla da hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Bunun en güzel yanı ise, kaybolduğunuzu hissettiğinizde ya da yanlış yola saptığınızda gördüğünüz ilk marketten, ‘şuradan sola dön, ilerde sağda’ rahatlığında yol tarifi alabiliyor olmanız. Bütün bunların yanında canlı bir tarih müzesi aynı zamanda. Hitler dönemi, İkinci Dünya Savaş ve sonrasındaki soğuk savaş döneminden birçok anıyı sokaklarında sergiliyor. Geçmiş ile bu kadar barışık olup her şeyi açıkça sergilemeleriyle etkiliyor sizi Almanlar…


BERLİN’İN SİMGESİ BRANDENBURG KAPISI

Kapı gerçekten ihtişamlı ve oldukça popüler. Hemen kuzeyinde de Reichstag bulunuyor. Ben ilk duyduğumda ‘Banane elin parlamentosundan’ demiştim ama burayı ziyaret etmeye değer yapan oldukça enteresan özellikleri olan tepesindeki cam kubbe. Brandenburger’e kadar gitmişken buraya da göz atmanızda fayda var.



Reichstag, tepesindeki cam kubbenin bir mühendislik harikası olduğu, kubbeye vuran ışığı değişik açılarda aynalardan oluşan bir yapı ile parlamento salonuna yansıtabilen, üzerine inen yağmur suyunu arıtıp kullanan, üzerindeki güneş panellerinden elektrik elde eden çok amaçlı bir bina. Cam kubbe, etkileyici bir Berlin manzarası ile sizi başbaşa bırakıyor. Baktığınız manzarayı anlatan kulaklıklardan alırsanız da çıktığınıza değiyor.



Binanın tarihiyle ilgili ilginç ayrıntı ise Hitler’in bu binaya hiç ayak basmamış olması. Çıkacaksanız mutlaka önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Bunun yanında kilise, katedral severler için en popüleri ve ihtişamlısı, Berliner Dom. Büyük, etkileyici bir yapının mutlaka içine de göz atmalısınız. Üşenmeyip en tepeye tırmanırsanız etkileyici bir panaromik şehir manzarası ayaklarınızın altında oluyor. Ayrıca kilisenin önünden kanal turları da yapılıyor. Şehir kanalların arasından seyretmek de oldukça etkileyici bir deneyim…


BERLİN’DEKİ YIKIMA TANIK OLMAK İÇİN

Doğu Berlin ve Batı Berlin arasındaki ana geçiş noktası Checkpoint Charlie’da soğuk savaşın Berlin’deki yıkımına yakından tanık olmak adına görülmesi gereken yerlerden biri.. Savaş yıllarında, aradaki geçişlerin engellenmesi açısından bir zamanlar bu noktada Amerikan ve Sovyet askerleri nöbet tutuyormuş.



Kısaca bir kontrol noktası. Berlin’de en az Amsterdam kadar müze cenneti ama görülmesi gerekenlerin başında Topography of Terror müzesi geliyor. Burada Hitlerin gelişini ve yüklişini ve çöküşünü tarih belgelerle sergiliyorlar, fazlaca yürek burkan bir yandan da hayretle deheşete düşüren bir tarih.
BERLİN GECE HAYATI NEREDE?

Tüm bunların içinde Berlin’i Berlin yapan, gidenleri döndüğünde her fırsatta ‘Berlin övdüren’ şey aslında Avrupa’nın en yaratıcı, en farklı düşünen insanlarının bu şehrin havasını değiştirmesi… Dünyada nüfusa göre sanatçı oranın en yüksek olduğu şehirler içinde ilk 5’te. Berlin’in vitrinden gözlemlemek isterseniz google’da çıkan gezilecek yerler önerilerinden seçip gezebilirsiniz.



Ancak Berlin’in havasını soluyup yaşamak isterseniz Berlin alt-kültürünün kalbinin attığı alternatif noktalara da gitmelisiniz. Özellikle Berlin alt-kültürünün mabedi olan Friedrichshain’daki Revaler Sokağı‘nı görmeden Berlin gece hayatını gördüm diyemezsiniz. Burası şehrin en popüler yeri… Hem müzelere galerilere alternatif bir çağdaş sanat alanı, hem sanatçılara ve workshop katılımcılarının kullanımına açık bir atölye, hem performans, festival, etkinlik mekanı, hem gece kulübü, hem de akşamüstü happy hour yapmak ve bir şeyler atıştırmak için ideal bir buluşma noktası.
KÜÇÜK İSTANBUL: KREUZBERG

Berlin’e kadar gidip Kreuzberg’i görmeden dönmek olmaz. Burası baya bildiğiniz ünlü gurbetçi rapçi Kılla Hakan’ın da dediği gibi ‘Küçük İstanbul’… Tabelalar, sokaktan gelen sesler, teyzeler, kafeler herkes her yer Türk. Ama son zamanlarda aynı zamanda bir hipster cenneti ve şehrin gelişmekte olan alternatif noktasına da dönüştüğü için burada yapacak birçok şey bulmanız da mümkün. Ayrıca Kreuzberg çevresinde kapısının ve kendisinin gizli olduğu underground kulüpler de mevcut. İçlerinden birinin adı Trixter’dı. Eğer sadece Almanların olduğu bir bara gitmek istiyorsanız tercih sebebiniz olabilir. Bir de Karl Max’da bir alışveriş merkezinin tepesinde kendi krallığını ilan etmiş, Klunkerkranich var. Burada yemeğinizi yerken ya da içerken çeşitli sanatçılarından canlı müzikler dinleyebilirsiniz. Bu mekanda cumartesi günleri çok kalabalık olabiliyor.



Berlin Duvarı’nın üzere 1990-91 yıllarında, 100’ün üzerinde sanatçı tarafından yapılan duvar resimleri yani graffitinin bulunduğu East Side Gallery ise en göz alıcı yerlerden biri. Buraya sahip çıkış biçimleri Berlin’in ne kadar farklı bir şehir olduğunu bir kere daha yüzünüze çarpıyor. Ve buraya kadar gelmişken çok yakın olan Yaam’a da uğramadan olmaz. Burası 15 yıldan fazla geçmişiyle Berlin’de çok kültürlülüğün tavan yaptığı çok yönlü kullanılan yaratıcı bir açıkhava mekanı. Spree Nehri’nin kıyısında bir beach adeta. Biraz Afrika biraz Karayip sanatından ve kültürünün karıştığı bir hava var. Reggae, Rap, Hip Hop gibi tarzlardan oluşan canlı konserlerden, partilere ve outdoor spor etkinliklerine graffiti, sokak sanatı, müzik, spor, yeme-içme-eğlence ile iç içe bir yer. Gelmişken Afrika mutfağını deneyimleyebilirsiniz.
BERLİN’DE NE YENİR?

Berlin’de ne yenir ne içilir diye soruyorsanız. Kesinlikle çeşit çeşit Alman biralarının tadına bakmalısınız. Onun dışında belirgin bir mutfağı olmadığı için tüm mutfakları burada bulabilirsiniz. Ancak meşhur dönerinden de yemelisiniz. Burada dönerler, Alman damak tadına uygun olsun diye bol soslarla sunuluyor. En meşhurları da Mustafa’s Gemüse Kebap. Her yerde dönerci görmeniz mümkün ama burası çok popüler. Bir büfe olan Mustafa’s Gemüse Kebap, hatta döneri kadar önündeki kuyrukla da meşhur. Ne zaman önünden geçsem uzunca kuyruk vardı.



Kottbusser Damm’da nehir kenarındaki Ankerklause’da Almanlara özel kahvaltı ritüelini deneyebilirsiniz. Berlin parklarıyla ünlü bir yer ve eğer yağmurlu mevsimde gitmediyseniz -ki bu ancak temmuz ayında olabiliyor- mutlaka parklarda oturup bira yudumlamalısınız. Berlin’de doyasıya gezmek için 3-4 güne ihtiyacınız var ancak 4 günlüğüne geldiğiniz şehirden ben burada yaşamak istiyorum diyerek ayrılmak istemeyebilirsiniz…

UZAK DOĞU’NUN PARLAYAN YILDIZLARI SİZİ ÇAĞIRIYOR





Uzak Doğu dünyada turistlerin en çok ziyaret ettiği coğrafya olarak öne çıkıyor. Buraya yapacağınız bir Uzak Doğu turu ile farklı kültürlere tanık olup birçok yeni yer ve lezzetler keşfedebilirsiniz. Geniş bir alana yayılan bölgede Hong Kong, Bangkok, Phuket Adası ve Singapur en çok dikkat çeken yerlerin başında geliyor. Uzak Doğu’nun parlayan yıldızları olarak gösterilen bu yerleri şimdi biraz daha yakından tanıyalım…
KÜLTÜRLERİN BULUŞTUĞU YER HONG KONG

Hong Kong, pek çok kültürle karşılaşabileceğiniz harika bir nokta. Hong Kong turu yaparken gezip görülmesi gereken pek çok güzel yerler var. İlk olarak rengarenk heykellerin bulunduğu Repulse Bay’a gidip buradaki büyük Buda heykelini görmelisiniz. Bu heykelin göbeğini kaşıyan kişiye şans getirdiğine inanılıyormuş. Yolda ilerlediğiniz zamanda ağzı açık duran bir balık var. Bu balık içinde başka bir inanış varmış. O da ağzına üç denemede para isabet ettiren zengin oluyormuş.



Buradan sonra gezilecek en önemli yerlerden birisi de Victoria Tepesi’dir. 522 metre yüksekliğindeki bu tepeden Hong Kong’un muhteşem manzarasının bir fotoğrafını çekmeden aşağıya inmeyin.

Aynı zamanda Aberdeb Balıkçı Köyü’nü ziyaret ederek Hong Kong’un renkli teknelerini görebilirsiniz. Bu tekneler balıkçıların evi olarak kullanılıyormuş. Teknelerde gezerken hem balıkçıların yaşantısını görecek, hem de muhteşem bir deniz gezintisi yapacaksınız.
DOĞU’NUN VENEDİK’İ BANGKOK

Bu şehir uzun zamandır Tayland’ın başkentidir. Bangkok içerisindeki Chao Phraya Nehri ve pek çok kanal ile “Doğu’nun Venedik’i” olarak adlandırılıyor. Bangkok’ta görmeniz gereken yerler arasında mutlaka Oturan Buda, Uyuyan Buda ve Altın Buda heykelleri vardır. Bunların yanı sıra en ünlü yerlerinden biri olan Demokrasi Meydanı, Kraliyet Caddesi ve farklı mimarisi ile Parlemento Binası’nı da listenize almanızı tavsiye ederiz.



İsterseniz Bangkok Kanalları’nda tekne turuna katılıp Chao Phraya Nehri’ni de görebilirsiniz. Bangkok‘un ünlü yerlerinden Yüzen Çarşı’dan oraya özgü el yapımı ürünler satın alabilirsiniz. Ayrıca çarşıdan o bölgede yetişen meyvelerden de satın alarak farklı tatlar deneyebilirsiniz.

Bangkok turu ile görmeniz gereken yerler arasında bir de Siam Niramit Show var. Burada yüzlerce kişilik bir ekip ile muhteşem dans gösterilerinin gerçekleştirilmekte. İzlerken hayran kalacaksınız.
TURKUAZ DENİZİ İLE PHUKET

Tayland’ın en büyük adalarından biri olan Phuket’i muhteşem güzelliklere sahip. Phuket Adası’nın birbirinden güzel plajları bulunuyor. Buralarda denizin ve güneşin keyfini çıkarabilirsiniz. Phuket’te gezilecek yerler arasında 140 dönümlük arazi üzerine kurulu eğlence merkezlerinden biri olan Fantasea Show ile tam bir karnaval havası yaşacaksınız. Karnavalda akrobatlar, dansçılar ve birbirinden inanılmaz illüzyon gösterileri yapan kişiler bulunuyor. Ayrıca Burada cafeler, mücevher ve kostüm satan dükkanlara da uğrayabilirsiniz.



Phi Phi Adaları’nı da es geçmeyin. Burası Tayland’ın en önemli turizm merkezleri arasında. Daha sonrasında ünlü The Beach filminin çekildiği Maya Beach’te muhteşem turkuaz renkli denizin keyfini mutlaka çıkarın. Burada şnorkel ile dalış yapıp rengarenk mercanları ve balıkları görebilirsiniz. Phuket’te ünlü olan bir yer de James Bond Adası’dır. Bu adanın asıl adı Koh Tapu Adası’dır ve Çivi Adası anlamına geliyor. The Man With Thi Golden Gun filmi burada çekilmişti. Burada alışveriş yapabilir ve aynı zamanda da filmin çekildiği yerleri gezip görebilirsiniz. Tayland’ın dillere destan bir gece hayatı var. Hatta dünyanın birçok noktasından insanlar bu gece hayatı için Tayland’a gelir. Eğer siz de bu renkli gece hayatına dahil olmak isterseniz, adada bulunan Patong’a uğrayıp eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz.


TEMİZ VE DÜZENLİ ÜLKE SİNGAPUR

Güney Asya’da bulunan Singapur, kurallar ülkesi olarak biliniyor. Bu kurallar sayesinde ülkeye adım atar atmaz ne kadar düzenli ve temiz bir yer olduğunu anlıyorsunuz. Ülkenin böyle kalmasına çok dikkat ediliyor. O yüzden Singapur turu yapmak istiyorsanız mutlaka çevre ile ilgili kurallara uymanız gerekiyor.



Ülkenin turistik simgesi olan Merlion, aslan başlı balık gövdeli mitolojik bir kahramandır. Balık gövdesinin anlamı ülkenin deniz ve balıkçılık ülkesi olduğu, aslan başı ise ülkenin aslanlar ülkesi olduğu anlamına geliyor. Singapur’da görülmesi gereken yerler arasında Botanik Bahçesi ve Orkide Bahçesi bulunur. Daha sonrasında renkli Çin Mahallesi‘nde ve Orchard Road’ta gezip alışveriş yapabilirsiniz. Buralarda mavi, yeşil ve kırmızılı Çin mimarisi tarzındaki çatıları görebilirsiniz.



Vahşi doğa hayvanlarını yakından görmek istiyorsanız da Gece Safarisi yapabilirsiniz. Orman içerisinde yaşayan aslan, kaplan, fil, bufalo gibi pek çok hayvanı görebilme imkanı bulunuyor. Sonrasında Universal Stüdyoları’nın bulunduğu Sentosa Adası’nı gezebilirsiniz. Burada çok eğleneceksiniz. İçeriye girer girmez Hollywood tarzında tasarlanmış dükkanlar ve restoranlar karşınıza çıkacak. İsterseniz binebileceğiniz bir de roller coaster bulunuyor. Shreek, Jurassic Park ve Water World gibi filmlerin sergilendiği alanlarda hoşça vakit geçirip çeşitli maceralara katılabilirsiniz.