2017 ERKEN REZERVASYON FIRSATLARINI YAKALAYIN.... AYRICALIKLI OLMANIN TADINI ÇIKARTIN... DETAYLI BİLGİ VE REZERVASYON : 0224 225 4343

Online Otel / Tatil Rezervasyonu


Booking.com

Temmuz Ayında Gidilebilecek Yerler






Okullar kapandı, havalar ısındı, tatil yerleri misafirlerini ağırlamak için tam gaz beklemekte. Haziran’a baktığımızda su sıcaklığı henüz yeni yeni ısınmış olur ama temmuz dersek artık yaz yüzünü en güzel haliyle göstermeye başlamıştır. Özellikle şimdi Ege veya Akdeniz sahilleri ne de güzeldir değil mi? Güzel ülkemizin dilediğiniz şehrinde kafanıza göre tatil yeri mi arıyorsunuz? Temmuz ayında gidilebilecek yerler listemiz hazır!


Yazın kendini en güzel göstermeye başladığı temmuz ayında Ege’nin güzelliklerini mi yoksa Akdeniz’i mi diye düşünüp de karar veremiyorsanız düşünmeye çok fazla zamanınız kalmadı diyebilirim. Unutmayın şimdilerde herkes tatil planları yapıyor ve her yer gitgide dolmaya başladı bile. İşte temmuz ayında gidilebilecek yerler…


Fethiye


Türkiye’de en çok aktivite Fethiye’de ise temmuz ayında gidilebilecek yerler listenize Fethiye’yi ekleyebilirsiniz mesela. Sadece deniz, güneş, kum temalı bir tatil yapmak yerine biraz da hareketli günler geçireyim diyorsanız Fethiye mükemmel bir seçim. Fethiye tatilinde doğal güzellikler bir yana tarihi zenginliklerine de şahit olacaksınız. Son yıllarda turist çeken yörelerin başında yerini alan Fethiye, Ölüdeniz efsanesiyle ünlü Belcekız ve Ölüdeniz rotalarıyla çok ünlü. Masmavi bir deniz, inci gibi bir kumsal bekliyor burada sizi. Bu listeye Şövalye Adası’nın müthiş güzellikleri de eklenebilir. Temmuz ayında gidilebilecek yerler listenize Fethiye’yi ekleyecekseniz tatil programınızı yapmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Konaklama için Fethiye Otellerini tercih edebilirsiniz.





Kuşadası


Geniş kumsalları, eğlenceli geceleri ve bir de dalmayı seviyorsanız temmuz ayında gidilebilecek yerler listenize Kuşadası’nın güzelliklerini ekleyin. Kuşadası tatiline renk katan adreslerden özellikle plajları gerçekten görülmeye değer. Büyük ve Küçük Kalamaki, Dipburun, Güzelçamlı, Papaz, Kuştur, Kadınlar ve Sevgi Plajları Kuşadası’na gidip de uğramadan dönmemeniz gereken eşsiz plajları. Bütün bunları bir arada görmeyi hayal ediyorsanız size özel seçilmiş Kuşadası Otelleri sizi bekliyor.





Bodrum


Bodrum Bodrum… Klasiktir ama yaz aylarının vazgeçilmezidir Bodrum. Temmuz ayında gidilebilecek yerler deyince Bodrum’u bu kategoriye eklememek büyük hata olur. Meşhur Bodrum Kalesi, Antik Tiyatro, Bitez Plajı, Bardakçı ve Aspat Koyları, Camel Beach, Günbatımı Plajı, Akvaryum Koyu, Göktürkbükü ve Kadıkalesi Plajları Bodrum’un olmazsa olmazlarından sadece bazıları. Bodrum Otellerinde konaklayarak Bodrum’un içindeki tüm güzellikleri keşfedebilirsiniz.





Marmaris


Türkiye’nin en popüler tatil beldesi Marmaris temmuz ayında gidilebilecek yerler arasında. Marmaris’e gitmek için illa bir sebep arıyorsanız koyları başlı başına bir sebep zaten. Yemyeşil bir tabiat, masmavi deniz ee insan başka ne isteyebilir ki… Amos (Turunç), Phoenix, Bybassos, Kastabos, Adaköy, Bedir Adası, Güvercin Adası ve Reşadiye Yarımadası Marmaris’te keşfedilmek üzere sizi bekliyor. Marmaris’in en güzel yerleri Marmaris Otelleriyle birlikte sizi karşılayacak.





Temmuz ayında gidilebilecek yerler listesini incelediyseniz tatil planlarını artık hayata geçirme zamanı gelmiş demektir. Şimdiden iyi tatiller.

MALTA’NIN AKIL ÇELİCİ TOP 10 LİSTESİ





SESSİZ ŞEHİR MDİNA

Malta’nın lisan okulları namına inat, dilini yutmuş bir şehridir Mdina… Nüfusunun azlığından kaynaklanan sakinliği, taş evlerinin serinliği ve Ortaçağ’ı andıran mimarisiyle burası turistlerin göz bebeği. Sadece 294 kişinin yaşadığı ve dingin sokaklarına motorlu araçların girmesinin yasaklandığı Mdina ‘’Sessiz Şehir’’ olarak adının hakkını veriyor.

CUMBALI EVLER

Mimarinin estetikle ruh kattığı, insan gibi şahsiyeti olan yapılar.. Betonarme, göğe yükselen binalar ne kadar soğuk ve duygusuzsa, cumbalı evler bir o kadar huzuru barındırır, aileyi anımsatır..



Malta’nın sokaklarında gezerken de cumbalı evde hiç oturmamış olsanız bile evinizde hissedersiniz kendinizi, öylesine sarıp sarmalar sarı, yeşil, kırmızı cumbalı evlerle dolu sokakları sizi.



GAME OF THRONES

Evet bir çok ülke, ünlü dizi Game Of Thrones’in fanatik seyirci akını sayesinde ekmek yedi ama Malta’yı diğerlerinden ayıran kısmı, burada dizinin iki ayrı setinin olması. La Valetta, Kral’ın Şehri’nin; Gozo Adası ve buradaki Azur Penceresi’yse Daenerys Targarian ve Khal Drogo’nun düğünlerinin gerçekleştiği yer. Siz de bu dizinin müptelasıysanız çekimlerin yapıldığı yerleri görebilir ve burada fotoğraf çektirebilirsiniz. Bunu da sosyal medya hesabınızda, dizideki aynı mekanda çekilen sahnenin ekran görüntüsüyle yan yana yayınlamanız, arkadaş listenizde bulunan dizinin diğer hayranları için pek fiyakalı olacaktır :)

FOSFORA DOYACAKSINIZ

Etrafı denizlerle çevrili olan Malta’dan, hele de şirin balıkçı köyü olan Marsaxlokk’tan balık yemeden dönmeyin. Her yerden mis gibi gelen kokuları takip edip, balık pazarının karşısındaki restoranlardan birine girin ve denizden babam çıksa yerim demeyin, seçici olun :) Bu balıkçı köyünde önünüzde o kadar çok seçenek var ki bırakın paşa keyfinizin ve guruldayan midenizin dediği olsun :)





İNSANLARI DA, İKLİMİ DE MİSAFİRPERVER

Malta güleryüzlü halkı kadar havası da misafirperver. Öyle ki yılın büyün aylarında, kendisini ziyaret etmeniz için uygun iklim koşullarını sunuyor size. Özellikle Aralık, Ocak, Şubat gibi soğuğu iliklerimize kadar hissettiğimiz ülkemizde ısınmak için ideal bir tatil rotası Malta.

BELKİ DE SON GÖREN SİZ OLACAKSINIZ: AZUR PENCERESİ

Teknoloji her zaman galip gelmez. İstediğiniz üstün görüntü kalitesine sahip makineyle çekin, her fotoğrafından daha güzeldir, ilk görüşte hayran bırakır kendine Malta’daki Azur Pencere’si. Üzerinde insanların karınca gibi göründüğü, jeologlara göre birkaç yıllık ömrü kalan bu doğal kireçtaşı oluşumunu, dünya üzerinden silinmeden önce mutlaka görmelisiniz.



EZBER BOZAN GECE HAYATI

Ezber bozan diyorum çünkü burada insanlar eğlenmek için gecenin ilerleyen saatlerini beklemeyip, havanın kararmasıyla birlikte kendilerini dışarı atıyorlar. Böylesine sabırsız yapıyor insanları, capcanlı ve doludizgin eğlencesiyle Malta.

AKDENİZ’İN EN TEMİZ PLAJLARI

Malta’ya deniz-kum-güneş için geldiyseniz ve merkezde kalıyorsanız kayalıkların süslediği denizi yanıltmasın sizi. Çünkü buraya yaklaşık yarım saat uzaklıkta, kristal berraklığı ve tarif edilemez güzellikteki maviliğiyle adanın en meşhur plajları olan Mellieha Körfezi, Golden Bay ve Ghajn Tuffieha sizleri bekliyor. Hatırı sayılır ziyaretçisi olan bu plajlar yerine kalabalıktan uzak bir yer isterseniz keyifli bir feribot gezisi sonunda ulaşılan kardeş ada Gozo sakinliğiyle, kendini sadece size ait hissetirip şımartacaktır ruhunuzu.





BATIL İNANÇ BENZERLİĞİ

Her yurt dışı çıkışımın yaklaşık 3 gün sonrasında gurbetçi moduna girerim :) Sizde de oluyor mu bilmiyorum ama bu nedenle seyahatlerde, ülkemizdekini andıran özellikler gördüğümde hoşuma gittiği bir gerçek. Malta’nın sıcakkanlı insanlarından sonra bir diğer benzerlik olan, rengarenk kayıklara çizmiş oldukları ‘’Göz’’leri gördüğümde de tebessüm etmiştim. Bizdeki nazar boncuğunun bir benzeri bunlar. Maltalılar sarı, kırmızı, mavi, yeşil renge boyadıkları ‘’Luzzu’’ adını verdikleri kayıklarının burun kısmına bir çift göz işliyorlar. ‘’Horus’un Gözü’’ olduğu söylenen bu sembolün, balıkçıları denizden gelen kötülüklere karşı koruyacağına inanılıyor.





DİL OKULLARI

Dünya’daki bütün eğitim yuvaları bir yana, turistik etüt merkezi Malta diğer yana. Turistik etüt merkezi diyorum çünkü zamanında benim de katıldığım, sayıları 50’yi aşan dil okulu var burada. Eğitim hayatım boyunca hiçbir zaman derslerin bitmesini Malta’daki kadar istememiştim; bir an önce çıkıp, hayran kaldığım bu yeri gezebilmek için :)

STOCKHOLM’DE GÖRMENİZ GEREKEN 5 MÜZE






İsveç’in başkenti Stockholm müze ziyaret etmeyi sevenler için tam anlamıyla bir cennet. Şehirde 100 civarında müze bulunuyor. Şehir müzeleri sayesinde de çok fazla turist çekiyor. Biz de sizler için İskandinavya’nın turizm şehri olan Stockholm’de öne çıkan ve görülmesi gereken 5 müzeyi derledik…
VASA MÜZESİ

Şehrin şüphesiz en fazla ilgi gören yerlerin başında geliyor. Kapısında uzun kuyrukların oluştuğu Vasa Müzesi, Stockholm’e gelenlerin görmeden dönmediği yerlerden biri. 17. yüzyıldan kalma Vasa Gemisi’nin bulunduğu müzeye girdiğiniz anda sizi karşılayan görüntüden etkilenmemeniz mümkün değil.



Geminin hikayesine geçecek olursak, 10 Ağustos 1628 tarihinde uzun uğraşlar sonucu büyük bir savaş gemisi yapılır. Gemiye o dönemin kralı olan Vasa’nın adı verilir. Gemi, Stockholm limanından ayrılarak denize açılır. Kısa bir süre sonra gemi bir fırtınaya yakalanır. Vasa Gemisi, yan yatar ancak kendi kendine tekrar toparlanır. Ancak gemi ikinci bir fırtına darbesine karşı koyamaz. Gemi bu kez açık top bölümlerinden su alır ve denizin derinliklerine karışır. Yaklaşık 300 yıl su altında kalan Vasa Gemisi, daha sonra uzun çalışmalar sonucunda dışarı çıkartılır. Bakıldığında orijinal halinden pek de bir şey kaybetmemiş olduğu anlaşılır. Sonrasında yine büyük bir çalışma sonucunda, gemi onarılarak müzeye getirilir. Burada geminin etrafını gezebilmeniz mümkün. Ayrıca müzede yer alan restoranda yemeğinizi yiyebilir, çıkış bölümünde bulunan mağazadan hediyelik eşyaları satın alabilirsiniz.
SKANSEN AÇIK HAVA MÜZESİ

İsveç’in şehir hayatının yanı sıra kırsal yaşamı da oldukça keyifli. Eğer bu deneyimi yaşamak istiyorsanız, sizi Skansen Açık Hava Müzesi’ne davet ediyoruz. Burada İsveç’in kırsal hayatını tam anlamıyla görebiliyorsunuz. İsveç’in geleneksel ev, bağ ve bahçelerini çok seveceksiniz. Bunun yanı sıra hayvanat bahçesinde de eğlenceli anlar yaşayacaksınız.



Şu bir gerçek ki, burası çocuklu ailelerin de sıkça tercih ettiği bir yer. Yemyeşil alanlarda çocuklar birbirinden sevimli hayvanlarla eğleniyor. 1891 yılında kurulan Skansen Açık Hava Müzesi’nde ayrıca birçok konser ve etkinlikler de düzenleniyor. Yeme içme mekanlarından geleneksel kıyafetler giyen insanların olduğu yerde vaktin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. İsveç’in minyatürü olarak da adlandırılan Skansen’de hem gezebilir hem de ülkenin tarihine tanıklık edebilirsiniz.
KUNGLIGA MÜZESİ

Stockholm’de toplam 10 tane kraliyet sarayı bulunuyor. Ancak bunlardan en büyüğü ve görülmesi gerekeni şehrin merkezindeki Royal Palace (Kungliga Slottet)… 1754 yılında yapılan sarayın 608 odası var. Sarayın odalarını, hazine bölümlerini, Gustav’ın antika eserlerini ve sarayın hikayesinin sergilendiği müzeyi ziyaret edebiliyorsunuz. İsveç Kraliyet ailesinin önceki dönemlerdeki yaşantısına bir bakıma tanıklık etmiş oluyorsunuz. Yoğun olarak Barok stilin hakim olduğu sarayda, oturma odalarından yemek salonlarına, toplantı odalarından, kıyafet odalarına kadar birçok bölümü görebiliyorsunuz.


FOTOĞRAFÇILIK MÜZESİ

Stockholm’e sadece bu müzeyi görmek için bile gidilebilir. Fotoğraf konusunda a’dan z’ye her şey bu müzede mevcut. Fotoğrafa hiçbir ilginiz bulunmasa da bu müzeyi ziyaret ettiğinizde iyi ki, gelmişim diyeceğinizden şüpheniz olmasın. 2010 yılında kurulan ve birçok ünlü fotoğrafçının sergilerine ev sahipliği yapan Stockholm Fotoğrafçı Müzesi, sizde farklı bir his uyandıracak.



Günümüzde çağdaş fotoğrafçılığın merkezi olarak kabul edilen müzede sergi mekanlarının yanı sıra cafe ve restoran bölümü de oldukça ilgi görüyor. Bu bölüm, kahvenizi yudumlarken size muhteşem bir Stockholm manzarası da sunuyor. Girişte fotoğrafçılık üzerine birçok kitap, dergi ve hediyelik eşyanın bulunduğu bölüme de alışveriş yapabilirsiniz.
NOBEL MÜZESİ

Burası, Stockholm’ün en turistik yerlerinden olan Gamla Stan’ın merkezinde yer alıyor. Rengarenk evlerin karşısında bulunan Nobel Müzesi’nin günümüzdeki haline gelmesinde İsveçli kimyager Alfred Nobel’in katkısı büyük. Ölümünün ardından servetinin neredeyse tamamını kültürel ve bilimsel çalışmaları destekleyen Nobel Ödülleri’nin hayata geçirilmesi amacıyla Nobel Vakfı’na bağışlanmasını vasiyet etmiş.



Bu şekilde kurulan müzede, Nobel ödülünü kazanan kişileri, kurucusunu, fikirleri kısacası Nobel literatürünü öğreneceksiniz. Stockholm’ün en görkemli binalarından birine sahip olan binada 18. yüzyıl mimarisini de göreceksiniz. Ayrıca müzeyi ziyaret ettikten sonra, alışveriş bölümünü de gezmenizi öneririz.

TÜM GÜZELLİĞİYLE NORMANDİYA VE LOİRE VADİSİ’NİN TARİHİ ŞATOLARI





İki bölümden oluşan gezi notlarımda ilk olarak Fransa’nın Normandiya bölgesi ve diğer bölümde Loire Vadisi ve üzerindeki tarih yüklü şatolardan bahsedeceğim…

Normandiya, Fransa’nın kuzeyinde yer alan coğrafi bölgesi. Yüzyıllar boyunca hep var olmuş ve olmaya devam eden üç milyondan fazla insanın yaşadığı bölge…

Günümüzde Normandiya kendi içerisinde beş bölgeden oluşmakta batısında Manş Denizi ile beraber Rouen, Caen ve La Havre önemli şehirleri olarak yer alır. Rouen şehri bölgenin yıllarca merkez şehri olmasıyla beraber Fransa tarihinde Burbonlar dönemi olarak bilinen IV Henry ile başlayıp 1789 yılında Louis XVI dönemi ihtilal ile biten süreçte hanedanlığın geldiği şehirdir. Gene Rouen yüzyıl savaşları sırasında ölümünden yüzyıllar sonra kendisine azizelik ünvanı verilen Jean D’Arc’ın şehir meydanında yakılarak öldürüldüğü şehirdir.



Günümüz Normandiya’sı görsel güzellikleri ile beraber tarihi açıdan da ziyaretçilerine büyük keyif veriyor. Sahilde bulunan Deauville, Trouville, Cabourg ve Honfleur ziyaretçilerine görsel bir şölen sunuyor. Şehir ziyaretleri dışında özellikle bu bölgeye gelenlere en büyük önerim Honfleur’dan başlayarak Cabourg’a kadar uzanan sahil bölgesini mutlaka görmeleri yönünde olacak. Honfleur eski limanı karekteristik Norman evleri ile ünlü sanatçılara ilham kaynağı olmuş. Yakın zamanın ünlü isimlerinden Claude Monet bunlardan sadece biri. Yeri gelmişken eğer Normandiya bölgesine Paris üzerinden gelecekseniz yolunuzun üzerinde bulunan Giverny’e mutlaka uğrayın burada Claude Monet Vakfı tarafından müzeye dönüştürülmüş Monet’in evi var. Ressamın bizzat kendi yarattığı bahçeleri ve zevk ile pasten tonlarda dekore edilmiş evi gerçekten görülmeye değer. Honfleur limanı birbirinden güzel restoranlara da ayrıca ev sahipliği yapıyor. Hemen hemen her yerde deniz ürünlerinin her türlüsünü tadmanız mümkün; fiyatlar ise çok aşırı değil. Honfleur ara sokakları da gerçekten zaman içerisinde sizleri bir yolculuğa çıkartıyor.



Honfleur sonrası yaklaşık 17 km kadar sahilden güneye doğru ilerlediğimizde birbirinden sadece bir küçük köprü ile ayrılan Deauville ve Trouville varıyoruz. Trouville’de mutlaka deniz ürünleri satan balıkçıları görmenizi öneririm. Seçtiğiniz deniz ürününü taze taze pişirip size sunan restoranlar var. Bu arada başınızı güney yönüne çevirip yaklaşık 150 metre uzağa baktğınızda Deauville’i göreceksiniz küçük bir köprü ile bu şirin yere geçtiğinizde ana gelir kaynağının Casino’lar olduğunu göreceksiniz. Lüks oteller, birbirinden güzel kıyı evleri,geniş bir sahil özellikle Fransız jet sosyetesesinin yazın en önemli uğrak yeri konumunda.



Deauville sonrası yolumuza kıyıdan güneye doğru ilerleyerek devam ediyoruz. Cabourg’a varana kadar yol üzerinde geniş kumsalları, bu kumsallarda gel git’İn izlerini ve kıyıda ise birbirinden güzel evleri görüyoruz. Sırası ile Benerville-Sur-mer, Blonville-Sur-Mer, Villers-Sur-Mer ve Aubeville görüldükten sonra Cabourg’a varıyoruz. Kıyıda Grand Hotel ve hemen önündeki meydan çok güzel Grand hotel karşısında Avenue de la Mer adlı cadde sağlı sollu cafeler ve dükkanlar ile dolu. Unutmadan Grand Hotel’in hemen yanı Casino…



Normandiya gezimizin birinci etabında şu ana kadar kısaca anlattığım bu bölgelere iki günümüzü ayırdık. Eğer Paris’den geliyorsanız önce Giverny ardından Honefleur konaklayıp ertesi günü ise Cabourg’a kadar olan kısmı gün içerisinde tamamlayabilirsiniz. Zamanınız var ise konaklamayı Caen şehrinde yapıp bir sonraki gün ise Normandiya çıkarmasının yapıldığı sahilleri ziyaret edebilirsiniz.



Yazımın son bölümünde bu tarihi çıkartmanın yapıldığı bölgeden bahsetmek isterim. 6 haziran 1944 günü Almanlar için sonun başlangıcı olacak çıkarma müttefikler tarafından yaklaşık 700 savaş gemisi ve 4000’den fazla nakliye gemisi ile beraber daha önceden belirlenen beş ayrı sahilden yapılır. Utah ve Omaha kod adlı sahiller en büyük kayıpların verildiği yerler olur. Çıkarmanın kayıplarına gelince Müttefikler yaklaşık 120000 Almanlar ise 110000’lere ulaşacaktır.



Özellikler Utah ve Omaha sahilleri Noormandiya ziyareti esnasında mutlaka görülmeli. Omaha sahillerinde açık hedef olan müttefiklerin ağır kayıplar vermelerine rağmen kontrolü ele geçirmeleri ve o günlerden kalan bir çok anı insanı gerçekten karmaşık duygulara sevk ediyor. Hemen hemen her yerde şehitlikleri ve savaş müzelerini görüyorsunuz.



Normandiya bölgesi ziyaretinizde tüm güzellikleri ve tarihi bir arada bulacağınızı söylemek isterim. Özellikle rehberli yapılan ve Loire Şatoları ve Normandiya adı altında yılın belli zamanlarında düzenlenen turlara katılabilirsiniz.



GÜNEY AMERİKA’NIN ASİ ÇOCUĞU; BUENOS AİRES



GÜNEY AMERİKA’NIN ASİ ÇOCUĞU; BUENOS AİRES

Birçok insanın, ‘’Güney Amerika’nın asi çocuğu’’ olarak tanımladığı Buenos Aires, rengarenk sokakları, sokaklara taşan tango performansları, görkemi ve estetiğiyle göz dolduran yapıları, hareketli şehir hayatı ve belki de bunlar arasında en önemlisi olan yüzünden gülümsemesi eksik olmayan neşeli insanlarıyla yıllardır her gezginin beklentilerini karşılamaya devam ediyor. Sizler için Buenos Aires’te mutlaka görülmesi gereken yerleri sıraladık;

RECOLETA MEZARLIĞI

Kulağa biraz ilginç gelse de Buenos Aires’te en ünlü çekim merkezlerinden biri mezarlık. Fakat sıradan bir mezarlık değil Recoleta. Burada bulunan ortalama bir mezar taşının değeri milyon dolarları bulabiliyor. Aynı zamanda mezarlıkta ve çevresinde bulunan onlarca heykelin hepsi birer sanat eseri olma özelliği taşıyor. Kulağa biraz tatsız gelse de Buenos Aires keşfine Recoleta Mezarlığı’ndan başlamak şehrin ruhuna dokunmanın en iyi yollarından biri.



PLAZA DE MAYO

Buenos Aires’te görülmesi gereken yerler arasında belki de en önemlisi Plaza de Mayo’dur. Şehrin hatta ülkenin Cumhuriyet tarihi açısından en önemli noktası olma özelliği taşıyan meydan, muhteşem mimari özelliklere sahip kamu binaları ve hareketli yapısıyla turistler tarafından hayli ilgi görüyor. Bir diğer ifadeyle Plaza de Mayo Meydanı’na uğramayan Buenos Aires’e gelmiş sayılmıyor.



CAMİNİTO

“Küçük Sokak” anlamına gelen Caminito, deyim yerindeyse Buenos Aires’in dünyaya açılan yüzü. Kentle ilgili bir görsel tercih edilecekse, genelde Caminito fotoğrafları kullanılıyor. Rengarenk boyanmış evleri, her köşe başında eserlerini sergileyen sokak sanatçıları ve yoğun turist hareketliliğiyle Caminito hiç şüphe yok ki, Buenos Aires’in en keyifli noktası.



PLAZA DORREGO

Tangonun anavatanı olan Arjantin’de dansın sokağa taştığı yegane şehir Buenos Aires’tir. Buenos Aires’te ise tango Dorrego Meydanı’ndan sorulur. Şehrin en eski ve en büyük meydanlarından biri olan Plaza Dorrego’ya gittiğinizde her köşe başında insanların dans ettiğini görebilirsiniz. Hatta görmekle kalmayıp hemen sizde bunun bir parçası olabilirsiniz. Meydan’da 1 saatlik ders sonrasında dilediğiniz gibi Tango yapabilecek düzeye geleceğinizi iddia eden dans hocalarıyla karşılaşabilirsiniz. Onlara inanın.



OBELİSCO KULESİ

Buenos Aires’in bir diğer önemli simgesi olan beyaz Obelisco Kulesi, mutlaka görüp, fotoğrafını çekmeniz gereken yapılar arasında yer alıyor. Kulenin kendisi kadar bulunduğu nokta da turistler tarafından oldukça yoğun biçimde ziyaret ediliyor. Nedeni ise dünyanın en geniş caddesi olması! Söz konusu “9 de Julio” caddesi toplamda gidiş geliş 18 şeritten oluşuyor. 9 de Julio ve Obelisco Kulesi, özellikle akşam saatlerinde ışıklandırmalar sayesinde muhteşem bir görünüme kavuşuyor.



TEATRO COLON

9 de Julio Caddesi’nde görülmesi gereken bir diğer önemli yapı da Teatro Colon’dur. Şehrin en eski ve en görkemli yapısı olarak bilinen Teatro Colon, Güney Amerika’nın en büyük opera binası olma özelliği taşıyor. Dış cephesi kadar iç mimarisi ve muhteşem ışıklandırmasıyla göz dolduran Teatro Colon, günümüzde hala birçok önemli opera sanatçısının performansına ev sahipliği yapıyor. Tangodan zaman bulduğunuzda ve Obelisco Kulesi’ni görmek için 9 de Julio Caddesi’ne geldiğinizde Teatro Colon’u mutlaka görün.

ÇOCUĞUNUZA EN GÜZEL KARNE HEDİYESİ GENÇLİK KAMPLARI




Yaz tatili geliyor, kendi tatil planlarınızı yaparken, çocuklarınızın tatilini de planladınız mı? Gençlik Kampları ile çocuklarınız ayrıcalıklı bir tatil deneyimi yaşayacak!

7-18 yaş arası gençler için birbirinden farklı, her ilgi alanına hitap eden gençlik kampları organizasyonları hem onların bireysel gelişimlerine katkı sağlıyor hem de tatillerini keyifli geçirmelerine imkân veriyor. Ailelerinden uzak, kampçılık ruhuyla tanışan çocuklar ve gençler şehre daha büyümüş, ayaklarının üzerinde durabilen, sorumluluk duyguları gelişmiş bireyler olarak dönüyor.



Gençlik Kampları bu açıdan ailelere çocuklarını güvenle teslim edebilecekleri hem de çocukların ve gençlerin bireysel olarak çok büyük kazanımlara sahip olacakları kamp organizasyonları sunuyor.  2017 yaz döneminde tam 15 farklı program ile gençleri ve çocukları Bolu, İzmir, Bodrum, Antalya ve İstanbul’daki kamplarda misafir etmeyi planlıyor.

Neden gençlik kampları?

Kampçılar, kamp ortamında liderliği, bir organizasyonun içinde başkaları ile ortak çalışabilmeyi, iş bölümünü, sosyal davranışlarında sağlıklı hareket edebilmeyi, insanlarla doğru ilişkiler geliştirmeyi öğreniyor; bireysel ve yaşamsal sorumluluklar edinme gibi özelliklerinin farkına varıyor.

Kamp ortamında şehirde öğrenilen tüm ezber bozuluyor. Kampçılar kampta doğa, macera, adrenalin, eğlence, arkadaşlık, spor, sanatla iç içe hayat boyu anlatılacak çok keyifli anılar biriktiriyor.



Kamplar gençleri şehir hayatının getirdiği tüm zorunluluklardan ve alışkanlıklardan uzaklaştırıyor. Sonra onlara kendileri için özel olarak hazırlanmış ve planlanmış gerçek hayatla karşı karşıya kalacakları yepyeni maceralar yaşatıyor.

Kampta yapılan tüm aktiviteler, profesyonel eğitmenler tarafından kamp direktörleri ve takım koçları denetiminde gerçekleşiyor.

BALTIK DENİZİ’NİN KIZI HELSİNKİ





Helsinki, Baltık Denizi kıyısında yer aldığından “Baltık Denizi’nin Kızı”, açık renkli granit taşlarla yapılmış mimarisinden ötürü de “Kuzey’in Beyaz Kenti” olarak anılır.

Helsinki, Finlandiya’nın en büyük şehri ve başkenti olmanın yanında aynı zamanda ülkenin can damarıdır. Finlandiya’nın en kalabalık yabancı nüfusuna ev sahipliği yapan Helsinki, müzeler, sergi sarayları ve galeriler ile aynı zamanda bir kültür başkentidir.

300’den fazla adanın bir birine köprülerle bağlandığı Helsinki’de görülecek pek çok şey vardır:
ESPLANADI PARKI



Şehrin kalbinde yer alan, turistlerin ve Helsinki’de yaşayanların gezilerinin merkezi haline gelmiş bir parktır. Park ve içindeki Espa Sahnesi, Marimekko Defilesi ve Jazz-Espa konserleri gibi popüler etkinliklere de ev sahipliği yapar.
SENATO MEYDANI (SENATE SQUARE)



Rus çarı II. Alexander’ın heykelinin bulunduğu meydan, 1822-1852 yılları arasında Carl Ludvig Engel tarafından Neo-klasik tarzda inşa edilen 4 binayla süslenir: Helsinki (Lutheran) Katedrali, Fin Senatosu, Helsinki Üniversitesi ve Finlandiya Ulusal Kütüphanesi. 1852 yılında tamamlanan Helsinki Katedrali, hem Helsinki’nin simgesi, hem de Finlandiya’nın en çok fotoğraflanan kilisesidir. Siz de meydanda Helsinki Katedralinin önünde çekeceğiniz bir fotoğraf ile şehrin en can alıcı noktasını belgelemelisiniz.



Senato Meydanı’nda “Senato Meydanı’nın Sesi” adı verilen bir ses sistemi vardır. Hergün 17.49’da başlayıp binadan binaya geçen ve 5 dakika 18 saniye süren bu ses yayınında, Harri Viitanen ve Jyrki Alakuijala’nın harika eserleri çalınır.

Aleksanterinkatu Caddesi ve Senato Meydanı arasındaki açık hava müzesini andıran yol ise, şehrin havasını solumak isteyenler için en güzel seçenek olacaktır.
MARKET MEYDANI (KAUPPATORI-MARKET SQUARE)



Güney Liman’da Esplanade Parkı’nın başlangıcında yer alan meydan, şehrin en ünlü açık alan pazarıdır. Meydandaki hediyelik eşyalarındaki göz dolduran çeşitlilik, Market Meydanı’nı turistlerin uğrak yeri haline getirmiştir. Ren geyiği ve ayı postları, kürkler, ren geyiği boynuzundan objeler, sebze ve meyveler bu açıkhava marketinde sergilenir. Buradan ahşap Viking bebekleri, matruşkalar, kürkten yapılmış şapkalar, eldivenler ve ceketler alabilirsiniz. Liman kıyısındaki bu meydan, denizin kokusunu almanız için de sizi bekliyor.
ESKİ SEBZE/MEYVE/BALIK HALİ

1889’dan beri faaliyette bulunan Hal’de, peynirden balığa, sebze meyveden, çay ve kahveye kadar her şeyi bulabilirsiniz.
USPENSKİ ORTODOKS KATEDRALİ



1868’de tamamlanan ve Batı Avrupa’nın en büyük Ortodoks kilisesi olan Uspenski Katedrali’nin kırmızı tuğlalarla kaplı dış yüzeyi ve altın kaplı kubbeleriyle belirgin bir Rus mimarisi vardır. Rus mimar Aleksey Gornostayev’in tasarladığı katedral, ancak mimarın ölümünden sonra tamamlanabildi.
PARLAMENTO



Kalvola’nın kırmızı granitlerinden yapılmış olan bina, Finlandiya Parlamento’suna ev sahipliği yapar.

Helsinki’ye güneşin batmadığı günlerde “Beyaz Geceler”i yaşamak için gelmeli ve bu güzel Baltık başkentinde, kuzeyin cazibesiyle tanışmalısınız.