2017 ERKEN REZERVASYON FIRSATLARINI YAKALAYIN.... AYRICALIKLI OLMANIN TADINI ÇIKARTIN... DETAYLI BİLGİ VE REZERVASYON : 0224 225 4343

Online Otel / Tatil Rezervasyonu


Booking.com

Görülmesi Gereken Uzakdoğu Ülkeleri


Tayland Turları ile ilgili görsel sonucu
Uzakdoğu turları, klasik tatil anlayışının dışında bir deneyim yaşamak isteyen ziyaretçilere hitap ediyor. İçine çok sayıda ülkenin ve dolayısıyla farklı kültürlerin dâhil olduğu bu turlar, egzotik ve gizemli bir tatil yapmanızı sağlıyor. Süreleri kapsamları nedeniyle oldukça uzun olan Uzakdoğu turları, kelimenin tam anlamıyla unutamayacağınız bir deneyim yerine geçiyor. Tura dahil olan ülkeler, süreye, mevsime ve içeriğe göre elbette değişiyor; ancak bazı ülkeler var ki, muhakkak planladığınız rotaya dahil etmeniz gerekiyor. Bu ülkelere birlikte bir göz atmaya ne dersiniz?


Tayland Turları

Uzakdoğu turları içerisine dahil etmeniz gereken ilk ülke Tayland olmalı. Eski adı Siyam Krallığı olan bu ülke, belki de en gizemli Uzakdoğu rotalarından biri olmayı başarıyor. Dünyanın en büyük 51. ülkesi olan Tayland, aynı zamanda en kalabalık olanlarından biri: tam 66 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor.
Tayland, kelime anlamı olarak “özgür ülke” anlamına geliyor ve bu anlamın arkasında da duruyor: turistlere en misafirperver davranan ülke olmasıyla biliniyor. Başkenti olan Bangkok’da kendinizi alışveriş çılgınlığına kaptırabilir (Patpong Gece Pazarı’nı tavsiye ediyoruz) ve Wat Pho Tapınağı’nda, Budizm uygulamalarına tanık olabilirsiniz.
Bangkok, ilginç bir şekilde çok sayıda kanala da ev sahipliği yapıyor. Venedik’te gondol turuna çıktıysanız, bir de Bangkok’ta çıkmanızı tavsiye ediyoruz – bu farklı şehrin tüm güzelliği, tur sırasında yakından görülebiliyor. Bangkok, gece hayatı ile de tanınan bir şehir ve çok çeşitli seçenekler sunuyor.
Uzakdoğu turları içerisinde bir diğer önemli ülke de, Vietnam. Uzakdoğu kültürünün en özgün örneklerini görebileceğiniz Vietnam, size gerçekten farklı bir deneyim yaşatıyor. Amerika savaşının izlerini uzun zaman önce silen ülke, tarih boyunca hiçbir işgalciye boyun eğmemesi ile biliniyor – buna Çin İmparatorluğu da dahil. Ancak tüm bu işgaller, Vietnam’ın çok farklı bir kültür mozaiği olmasını da sağlıyor.

Vietnam Turları

Yeni yıl kutlamalarından (Tet Nguyen Dan) uluslar arası fuarlara, Vietnam gerçekten de antik tarih ile modern zamanları bir araya getirebiliyor. Hoan Kinem Gölü’nü (Kaplumbağalar Gölü) ziyaret etmeyi unutmayın, bu göl, Vietnam’ın en eski halk efsanelerinin merkezi sayılıyor. Aynı zamanda, büyüleyici doğa manzaraları sunuyor.

Çin Halk Cumhuriyeti Turları

Uzakdoğu deyince akla ilk olarak gelen ülkelerden bir diğeri de, elbette Çin Halk Cumhuriyeti. Siyasi rejim nedeniyle dışarıya oldukça kapalı bir hayat süren Çin, belki de dünyanın en eski kültürü. Bu etkileyici geçmişin izleri, en küçük sokaklarında dahi görülebiliyor. Üstelik görecekleriniz, bu ülke ile ilgili fikirlerinizi büyük oranda değiştirebilir. Zira Çin,  dünyanın en büyük ekonomilerinden biri ve şehir merkezlerinde oldukça modern yaşamlar sürdürülüyor.
Elektronik ürün alışverişi için en uygun ülke, yine burası. Ucuz ancak kaliteli onlarca farklı elektronik ürünü bir arada bulabilir, inanamayacağınız fiyatlara satın alabilirsiniz. Türkler, ülkede oldukça seviliyor ve yerel halkın misafirperverliği her fırsatta kendini gösteriyor.
Hindistan Turları

Uzakdoğu turları içerisinde görmenizi tavsiye ettiğimiz ülkelerden biri de Hindistan. Tarih bakımından Çin Halk Cumhuriyeti ile rahatlıkla yarışabilen Hindistan, arınmanın ve manevi huzurun ülkesi olarak da biliniyor.
Bir milyarın üzerinde bir nüfusu var, ancak yerel halk gülümsemeyi yüzlerinden hiçbir zaman eksik etmiyor. Ganj Nehri’nden Brihadeeswarar Tapınağı’na kadar onlarca görkemli tarihi yapı, sizleri çok farklı bir kültürün geçmişinde gezintiye çıkarıyor.

İngiliz işgalinin altında geçen günlerin etkisini görmek mümkünse de, Hindistan geçmişiyle olan bağını halen koruyan bir ülke ve gördükleriniz, size kendi hayatınızı dahi sorgulatıyor. Uzakdoğu turları içerisinde görmeniz gereken çok sayıda ülke var ve sadece Café Tur bunların tamamını üstelik avantajlı koşullarla ziyaret etmenizi sağlıyor. Her ülke farklı bir gizem sunuyor.

Amsterdam ve Kral’ın Günü




Kral Mı Kraliçe Mi?
Amsterdam ve Hollanda deyince akla bir sürü şey gelse de, Kral’ın Günü genellikle bunların arasında olmuyor. Oysa bu özel gün, tüm Avrupa’daki en eğlenceli aktivitelere ev sahipliği yapıyor ve neredeyse 130 yıldan bu yana devam ediyor.
1885’de başlayan bu gelenek, tahtta oturan kişinin doğum gününe denk geliyor. Bu nedenle ilk defa “Kraliçe’nin Günü” şeklinde ortaya çıkıyor ve o dönemde Ağustos ayının son gününde kutlanıyor. Bu tarih, aynı zamanda yaz tatilinin son günü de olduğundan, gençler ve öğrenciler tarafından çok benimseniyor ve halk, adeta kendi kutlamalarını yapmaya başlıyor. Tarihler 1948 yılını gösterdiğinde, tahttaki kişi ve kutlama günü değişiyor, ancak isim halen Kraliçe’nin Günü olarak kalıyor. “Kral’ın Günü” için 2014 yılını ve tahta Prens Willem Alexander’ın geçmesini beklememiz gerekiyor. Willem 27 Nisan’da doğduğu için, bu özel etkinlik sadece son iki yıldırKral’ın Günü adıyla kutlanıyor. Aslına bakarsanız, Kral’ın doğum günü ile Amsterdam tüm şehri turuncu rengine boyamak için bahane arıyor.
Turuncu, Amsterdam ve Hollanda’ya özgü bir renk, hem şehri ve hem de barındırdığı kültürü tanımlıyor. Bu nedenle spor karşılaşmaları, özel kutlamalar ama en çok da Kral’ın Günü’nde her yer ve herkesi turuncu renk ile kaplanmış halde görmeniz mümkün, buna “Oranjegekte” (Turuncu Çılgınlığı) deniyor.

Kral’ın Doğum Gününü Amsterdam’da Kutlayın!

Peki, Kral’ın Günü’nde Amsterdam’da neler yapılıyor? Bu soruyu “Neler yapılmıyor ki?” şeklinde cevaplamak mümkün. İşe bitpazarından başlayalım. “Vrijmarkt” adıyla bilinen bu pazarda, tümAmsterdam sakinleri ikinci el eşyalarını satıyor. Sadece bu güne mahsus olmak üzere, satışlar için izin alınması ve vergi ödenmesi gerekmiyor. Kurulan pazar o kadar büyük ve gösterişli ki, sadece tek bir günde 230.000.000 Euro‘luk alışveriş gerçekleşiyor. Aklınıza gelebilecek (ve gelmeyecek) her türlü şeyi bu pazarda bulabilmeniz mümkün, hatta bizzat Kraliçe’nin kendisini dahi alışveriş yaparken görebilirsiniz. Tüm Amsterdam, Kral’ın Günü’nde kocaman bir açık hava pazarına dönüşüyor. Eğer çocuklarınızla beraberseniz, Vondelpark’a muhakkak uğrayın. Bu bölgede çocuklara özel oyuncaklar ve kitaplar satılıyor.

Amsterdam turları ile Hollandayı ziyaret edecek kişilerin, turlarını bu tarihlere getirmesi; unutulmaz bir tatil yaşamalarını sağlayacak.

Aklınızda tutmanız gereken diğer bir husus da Amsterdam’ın nüfusunun Kral’ın Günü sırasında ciddi oranda arttığı. Hatta araştırmalar, kabaca ikiye katlandığını gösteriyor. 27 Nisan’da, kentin nüfusu yaklaşık bir milyon kişiye ulaşıyor. Bu insanlar nereye sığıyor diye soracak olursanız kanallara, teraslara ve balkonlara bir göz atmanız yeterli, her biri dolup taşıyor. Kısacası, acele etmeyin, kendinizi akışa bırakın ve hayatın keyfini çıkarın, diğer herkes öyle yapıyor. Turuncu renkte kıyafetler giymeyi de unutmayın, çünkü diğer türlü çok dikkat çekiyorsunuz.

Amsterdam, Kral’ın Günü’nde bir açık hava pazarı olmakla kalmıyor, Avrupa’nın en büyük etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor. Meşhur Amsterdam Kanallarında düzenlenen tekne partileri ile başlayıp, dans gösterilerine, oradan da konserlere gidebilirsiniz. Yüzlerce küçük çaplı ve onlarca devasa etkinlikten biri muhakkak size hitap ediyor. Bunların çoğunun şehir merkezinde düzenlendiğini ve ciddi bir kısmının da Kral’ın Günü’nden bir önceki gece başladığını hatırlatalım, yani eğlenceyi tam anlamıyla yaşamak için 26 Nisan’da orada olmanız tavsiye ediliyor.

SEDDÜLBAHİR


Tarih boyunca pek çok savaşa sahne olan, kalesi, camisi ve minaresiyle, Kuzey Ege'nin yegane incilerinden biri Seddülbahir.

Çanakkale Merkez'e 33 km mesafede, Gelibolu Yarımadası'nın güneye bakan uç noktasında bulunan Seddülbahir, Çanakkale Boğazı'na girişte, denizin seddi görevini görüyor. Bu özelliğinden dolayı köye Seddülbahir demişler zaten. Seddülbahir, ‘denizin seddi' anlamına geliyor. Sahip olduğu tarihi eserleri ve doğal güzellikleri ile Kuzey Ege'nin en güzel köylerinden biri olan Seddülbahir Köyü, tarih boyunca pek çok savaşa sahne olmuş. Ancak buna rağmen başına gelen felaketler tamamen bir sır olarak tarihin derin sayfalarına gömülmüş.



2008 verilerine göre 310 kişinin yaşadığı Seddülbahir, yaz aylarında yerli turistlerin uğrak noktalarından biri şimdilerde. Özellikle yavaş yavaş yaygınlaşan yazlık tesisler, köyün nüfusunun yazın ikiye katlanmasına neden oluyor. Seddülbahir'de yaşayan yerel halk, tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla uğraşıyor. Ancak son yıllarda turizm potansiyeli de yadsınamayacak ölçüde yüksek Seddülbahir'in.

Seddülbahir Köyü'nde Seddülbahir Eski Cami isminde bir cami, minare ve Çanakkale Muharebeleri sırasında pek çok kez ağır bir şekilde bombalanan Seddülbahir Kalesi isminde bir kale bulunuyor. Maalesef geçmişten günümüze pek çok badire atlatan bu tarihi eseler, günümüzde bir hayli harap durumda. Çanakkale Muharebeleri sırasında dağılan Seddülbahir Köyü, sonradan 1934 ve 1938 tarihlerinde Romanya ve Bulgaristan göçmenleriyle yeniden canlanmaya başlanmış.

Köyün kuruluşu ise, aslında Seddülbahir Kalesi'nin inşasıyla birlikte başlıyor. Kilitbahir ve Kale-i Sultaniye tahkimatlarının yetersiz kalmaları dolayısıyla, IV. Mehmet döneminin Sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa, Kumkale Kalesive Seddülbahir Kalesi'ni yaptırmaya karar vermiş. 1656 – 1657 tarihlerinde inşasına başlanan kaleler, 1659'da tamamlanmış. Kale ustaları ve dizdarları, ailelerini de bölgeye getirerek, Seddülbahir Köyü'nün kurulmasına neden olmuşlar. 1914'de 200 haneden oluşan köy, 3 Kasım 1914 bombardımanından sonra boşaltılmak zorunda kalmış. O zaman köyü terk edenler, bir daha da geri dönmemişler.

Tarih boyunca pek çok savaşa sahne olan Seddülbahir Köyü'nün başına ne gibi felaketlerin geldiği ise tam olarak bilinmiyor. Şimdilerde turizm yönünden Çanakkale'nin en önemli köylerinden biri olan Seddülbahir, geçmişin hatıralarını Eski Camii ve Seddülbahir Kalesi ile yaşatıyor.

ÇİN'DE MİSTİK BİR KASABA

Henan’ın Taihang dağlarının kalbinde Guoliang isminde unutulmuş bir kasaba. Tabiki tam anlamıyla unutulmuş sayılmaz. Çünkü Çinde en unutulmuş yerlerin bile günde enaz 10.000 ziyaretçi aldığı düşünülürse bu kasaba “unutulmuştan” biraz daha fazla bir üne sahip gezi meraklılarının gözünde.
Çoğu bu şirin ve biraz da mistik havalı Çin kasabasına gitmek için sonbahar mevsimini tercih ediyor. Çünkü bu mevsimde sarıdan altın rengine, turuncudan kırmızıya binlerce rengi birarada görebilmek mümkün. Keskin kayalıklı uçurumlar, ceviz ve hurma ağaçları bu kasabayı gerçekten de daha yaşanılası bir yer yapıyor.
1752 metre yükseklikteki bu ulaşılması güç Çin kasabasında şuan 18 aile yaşıyor. Bu 18 aileye dahil yaklaşık 300 kişinin hepsi aynı soyadını (Shen) paylaşıyor.
Shen ailesi aslında Yuan hanedanlığı döneminde sarayda oldukça güçlü mevkiiye sahip bir aile imiş. Fakat Ming hanedanlığı dönemi başlayınca imparator Zhuyuanzhang bütün bölge haklını Qinghai bölgesine sürmüş. Bölge haklında birkaç küçük grup ise cezalandırılmaktan korkup bu bölgeye kaçmış. Dağ eteğindeki bu kasabayı görünce neden burayı tercih ettiklerini çok daha iyi anlıyorsunuz. Guoliang iz sürülmesi imkansız yollara, dar ve şarp geçitlere, kayalıklar arasında gizli birçok sığınağa sahip bir yer.
Özellikle yollardan birtanesi sanki burada hiçkimsenin yaşamadığını / yaşamayacağını ispatlarcasına 90 derecelik bir yamaca sahip bir uçuruma yöneliyor. Bu yolla kesişen bir başka patikada ise yol dağın tepesine yakın bir yere kadar devam edip ansızın bitiveriyor.
Bugün bu yol adrenalin bağımlısı tırmanıcıların uğrak yerlerinden bir tanesi.

ÖLÜMSÜZ AŞKIN SİMGESİ; TAJ MAHAL





Hindistan’ı anlatmak için ne kelimeler yeter, ne sayfalar ne de kütüphaneler dolusu kitaplar. Bu sıra dışı coğrafyayı anlamanın da anlatmanın da en iyi yöntemi burayı yaşamaktır. Peki henüz bu deneyime nail olamayanlardan mısınız? Buyurun o vakit ayrıntıların belki de en değerli parçasıyla; aşkın yeryüzündeki en görkemli simgesi olan Taj Mahal ile sizleri tanıştıralım:

Hindistan’ın Agra bölgesinde yer alan Taj Mahal, dünyanın 7 kalıcı harikasından biri olarak kabul ediliyor. Hikayesi ise şöyle; Babür İmparatorluğu’nun 5. Hükümdarı olan Şah Cihan, 17 yıldır evli olduğu eşi Mümtaz’ı 14. çocuğunun doğumu sırasında kaybeder. Karısına karşı derin bir aşk besleyen Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra öyle bir yasa bürünür ki; kendini sanata, edebiyata ve en çok da estetik mimariye adar. Şah Cihan’ın Mümtaz’ın ölümü nedeniyle tuttuğu yas ve eşine olan sevgisini dünyaya gösterme çabası; mimariye olan ilgisi birleşince, ona adanmış görkemli bir anıt mezar yaptırmaya karar verir.





Şah Cihan, bu kararını hemen hayata geçirebilmek için dönemin en ünlü mimarlarından biri olan İsa Khan’ı Şiraz’dan getirtir. Ona yardımcı olması için de Venedikli Mimar Veroneo’yu ve Fransız mimar Austin’i ülkeye davet eder. Kısa zamanda tasarlanan anıt mezarın yapımına 1632 yılında başlanır. Efsaneye göre 20 binden fazla insanın yapımında çalıştığı anıt mezarın tamamlanması tam 21 yıl sürecektir. Öyle çok emek harcanır ki Taj Mahal’in yapımında ağırlığı binlerce tonu bulan mermerlerin fil sırtında kilometrelerce taşındığı dahi anlatılır.





Bugün dünyanın en ünlü yapıtların başında gelen Taj Mahal, harcanan emek ve görkemli duruşunun yanı sıra estetiğiyle de göz doldurur. Beyaz mermer bir zemin üzerine oturtulan ve yine her yanı beyaz mermerlerden oluşan Taj Mahal, bir ana kubbe ve onu çevreleyen 4 ayrı minareden oluşuyor. Olası bir deprem sırasında kubbenin üzerine devrilmemesi için dikey eğimle yerleştirilen minareler birbirine simetrik olmamakla birlikte her biri eşit boyda yani 44 metredir. Gün batımı ile birlikte yapının açık turuncu bir renge bürünmesi ise Taj Mahal’in en estetik özelliklerinden biridir. Her santimi ince işçilikle estetik bir forma kavuşturulan Taj Mahal’in her bir noktası paha biçilemez düzeyde taşları bünyesinde barındırıyor.




Dünyanın en ünlü anıt mezarı olan Taj Mahal’in içi de dış cephesi kadar görülesi. Sadece 2 adet mozolenin bulunduğu iç kısımda en çok dikkat çeken şey sert mermerlerin el yordamıyla oyulduktan sonra ortaya çıkan motiflerin içine yerleştirilen değerli taşlar. Taj Mahal’in yakınında bu işçiliğin ince detaylarına dair bilgi alabileceğiniz atölyeler de mevcut. Şah Cihan ve eşi Mümtaz’a ait mezarların giriş kısımda sergilenen mozoleler de değil, yapının en alt katında bulunduğunu unutmayın. Bu mezarları görmek, yapının alt kısmı ziyarete kapalı olduğu için mümkün değil.

Eğer yolunuz bir gün Hindistan’a düşerse gerek görkemi, gerek estetik mimarisi, gerekse dillere destan hikayesiyle tanınan Taj Mahal’i görmeden dönmeyin.

Amasra’ın Saklı Cenneti İnkumu



amasra inkumu ile ilgili görsel sonucu

Bartın’ın yemyeşil doğası arasında tüm güzelliğiyle hemen fark edilen İnkumu’nda huzuru bulacağınız muhteşem bir tatil deneyimine hazırlanın.
Tatilinizi sakin bir şekilde geçirme planlarınız varsa Batı Karadeniz’in en güzel duraklarından Amasra’nın 15 kilometrelik İnkumu Plajı sizi bekliyor. Doğayla baş başa sakin, sessiz, tam kafa dinlemelik, huzur kokan bir ortam var burada. Amasra tatili nizde sizi bunaltmayacak bir havası olan İnkumu’nun tertemiz, masmavi denizi bu yaz burada olmanız için en büyük sebepler aslında. İnkumu’na gittiğinizde güneşin batışını bir de oradan bir izleyin, dünyanın sayılı yerinde görebilirsiniz ancak o manzarayı. Kısacası yerli yabancı demeden her yıl binlerce turiste ev sahipliği yapıyor İnkumu.Akdeniz’in tıka basa dolan beldelerinde değil de Türkiye’nin başka yerinde eşine ender rastlayacağınız keyifleri aynı ortamda tatmak istiyorsanız Batı Karadeniz Turları bütün aradıklarınızın karşılığını fazlasıyla verecek size. Burada bağımsız bir tatil geçirmek istiyorsanız bütçenize uygun otel seçeneklerinden yararlanabilirsiniz. Sonra harika bir köy kahvaltısı, romantik bir akşam yemeği eşliğinde muhteşem İnkumu manzarası beraberinde gelecek. İnkumu’nun dört mevsim bitmek bilmeyen güzellikleri say say bitmez. En güzeli bizzat kendiniz keşfedin burayı.Daha çok yazlıkçıların ya da günübirlik olarak denizinden yararlanmak isteyenler gider buraya. Bir nevi kaçamak noktası aslında. Burada işletme sahibi olmak isteyenler de epey bir fazla. Bu yüzden olacak ki her yaz otel sayısında giderek bir artış var. Tabi fiyatlar da gerek konumu gerek otelin sunduğu imkânlara göre değişiyor haliyle.
İnkumu için söylenecekleri tek bir cümlede özetlemek gerekirse; her ton yeşilin olduğu, muhteşem güneşin batışının sayılı izlenebildiği bu ortamda mavi bir deniz ve sıcacık Karadeniz insanları sizi bekliyor. Siz bu ortamda olmak için daha neyi bekliyorsunuz.


Çin seddi dünyadaki en uzun insan yapımı yapıdır.
Çin seddi’nin inşası sırasında o kadar çok insan ölmüş ki bu yüzden Çin seddi aynı zamanda dünyanın en uzun mezarlığı olarak da biliniyor. Verilere göre inşalar sırasında 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş.
Çin seddi’nde çalışırken ölenlerle ilgili bir inanış vardı. Buna göre cesetin taşındığı tabutun üzerine içerisinde horoz olan bir kafes konur ve horoz’un çıkardığı seslerin ölünün ruhunu uyanık tutacağına ve takip edeceğine inanılırdı. Aksi takdirde ölen kişinin ruhunun kaçıp kilometrelerce uzanan Çin seddi’nin duvarlarında kaybolacağından korkulurdu.
Bilinenin aksine Çin seddi Ay’dan görünmez. Bu kanının oluşmasının nedeni 1893 yılında Amerika’da The Century adıyla yayınlanan bir dergideki “İster inan ister inanma” adlı bir bölümde Çin seddi’nin aydan göründüğünü söylemesiydi.
Savaş tanrısı olan Guandi’ye tapmak ve onurlandırmak için Çin seddi boyunca bir çok tapınak yapılmıştır.
Çiftçiler, işsiz kişiler, itaatsiz asilzadeler ve tutuklular Çin seddi’nin yapımındaki ana insan gücünü oluşturuyordu. Özellikle Qin ve Han hanedanlıklarında suçlular Çin seddi yapımında çalıştırılmakla cezalandırılıyordu.
El arabası Çinliler tarafından Çin seddi’nin yapımını hızlandırmak için icat etmiştir. Ve aktif olarak inşasında kullanılmıştır.
Son 2000 yıldır inşa edilen Çin seddi duvarlarının toplam uzunluğu 50.000 Km’dir. Dünyanın çevresinin toplam uzunluğu ise 40.000.
Çin seddi’nin en yüksek noktası Pekin’in Heita dağında bulunmaktadır. Bu bölgenin deniz seviyesinden yüksekliği 1534 metredir. En alçak noktası ise Laolongtou’de deniz seviyesinde bulunmaktadır.
Bir inanışa göre eski Çinliler Çin seddi’nin güçlü olması için inşa sırasında kullandıkları harca insan kemiği karıştırıyormuş. Ancak sanılanın aksine Çin seddi yapımında kullanılan harca kemik değil pirinç katılıyordu. Yapılan araştırmalarda da harcın içerisinde hiçbir zaman kemiğe rastlanmadı.
Eski bir inanışa göre yardımsever bir ejderha Çin seddi’nin nerelerden yapılacağını göstermek için belli yerlerden geçip iz bırakmış. Çinliler de ejderha’nın bıraktığı izleri takip edip o rota üzerinde inşa etmeye devam etmişler.
Çin seddi’nin stratejik noktalarında cenneti simgeleyen Uranüs kabartmaları bulunmaktadır.
Çin seddi’nde gerçekleşen son savaş 1938’deki Çin-Japon savaşıydı. Kurşun izleri hala Çin seddi’nin Gubeikou’de bulunan bölümlerinde görülebilmektedir.
Çin seddi’nin gözetleme kuleleriyle dolu kilometrelerce uzanan batı kısmı İpek Yolu üzerinde seyahat edenleri korumak için yapılmıştı.
Çin seddi üzerinde yer alan gözetleme kulelerinin bazılarının yüksekliği 12 metreyi buluyordu. Bunlar gözetleme işlevinin yanında sinyal istasyonu olarak da kullanılıyordu. Haberleşmeyi ise fener, duman yada bayrakla sağlıyorlardı.
Çin seddi ancak 1987 yılında ulusal ve tarihi hazine listesine alınabildi.
Çin seddi bilinenin aksine tek ve devamlı bütün bir duvardan yada yapıdan oluşmuyor. Çin seddi gerçekte farklı hanedanlıklar tarafından Çin’in kuzey hattını korumak için yapılmış bir çok ara ara kesilen ve başka bölgeden tekrar devam eden, hatta bazı bölgelerde ayrılıp çatallaşan yapılardan oluşuyor.
Çin seddi aynı zaman wanli changcheng ve 10,000 Li’nin uzun duvarı olarak da bilinir. (Li eski Çin’de uzaklığı belirtmek için kullanılan bir ölçü birimiydi ve 1 Li 500 metre’ye eşitti.)
Çin seddi’nin ana duvarı olan 3.460 km’lik kısmı taş ve kerpiçten. 2.860 km’lik kısmı ise çalılık, dik yamaçlardan ve yükseltilerden oluşmuştur.
Çin seddi’nin en çok ziyaret edilen kısmı Ming hanedanlığı döneminde yapılmış olup, Pekin’e yakın Badaling bölgesinde bulunuyor. Bu kısım aynı zamanda 1957’de turistlere açılan ilk bölüm özelliğini taşıyor.
Milattan önce 7.ci yüzyılda bazı duvarlar ülke çapında sur ve izleme kulesi olarak yapılmıştı. Chu, Qi, Wei, Han, Zhao, Yan ve Qin gibi Çin devletleri ise kendi savunmaları için inşa ettikleri duvarlara sahiptiler.
İlk genişletilmiş duvarlar Qin Shi Huang tarafından Qin hanedanlığı döneminde yaptırıldı. Qin Shi Huang düzenli Çin’i kurmak için ilk adımı atan ve mezarı için toprak terra cotta askerleri yaptıran kişiydi. İlk yapılan bu duvarların bugün sadece bir kısmı ayakta duruyor.
Çin seddi ancak 1987 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine almıştır.
Çin seddi’nin bazı kısımları savunma amacıyla kazılmış derin su dolu hendeklerden oluşuyordu.
Çin seddi bir bütün olarak devam etmediğinden M.S. 1211 – 1223 yılları arasında Cengiz han liderliğindeki Moğol istilacıları duvarın etrafından dolaşıp bir çok kez Çin’e girdi.
Qin hanedanlığından sonra Han (M.Ö 206 – M.S 220), Sui (M.S 581-618), Jin (115-1234) ve en ünlüleri Ming (1368-1644) hanedanlıkları da Çin seddine ciddi eklemelerde bulundular.
Kültürel Çin devrimi (1966-78) sırasında Çin seddi despotizm’in sembolü olarak görülüyordu. Halk tuğla ve taşları alıp çiftliklerinde ve evlerinde kullanmaları için cesaretlendiriliyordu.
Ming hanedanlığı döneminde yaklaşık 1 milyon askerin Çin seddi’ni barbarlardan ve Çinli olmayanlardan korudukları söyleniyor.
Çin seddi’nin Gansu bölgesindeki kısmının önümüzdeki 20 yılda erezyon ve diğer doğal nedenler yüzünden yıkılacağı öngörülmektedir.
Çinliler Çin seddi’ni savunmak için yaşadıkları döneme göre oldukça yenilikçi araçlar da içeren birçok balta, balyoz, mızrak, yay, baltalı kargı ve kendi icatları olan barut kullanmışlardır.


PARİS, EDEBİYATSEVERLER İÇİN BİR ŞENLİKTİR





Paris için ‘’âşıklar şehri’’ derler. Doğrudur elbette fakat biriktirmiş olduğu edebi miras sayesinde Paris, sadece âşıkların değil aynı zamanda kitap ve edebiyat âşıklarının da şehridir. Tarihte birçok yazara ev sahipliği yapmış olan şehir, edebiyat gezginleri için bir cennet niteliğinde.

İşte Paris gezisini edebiyatseverler için tam anlamıyla bir şenliğe çevirecek, Flaneur adımlarıyla gezilip görülmesi gereken yerler!

VİCTOR HUGO MÜZESİ

Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu gibi kitapların yazarı Victor Hugo’nun 1832-1848 yılları arasında yaşadığı ikametgâhı bugün onuruna müzeye dönüştürülmüştür. Yazarın Sefiller kitabını yazmış olduğu bu ev Place des Vosges isimli meşhur tarihi meydanda bulunuyor.
Müzenin ikinci katında Victor Hugo’nun yatak odası, kendi çizdiği resimleri, portreleri ve kişisel belgeleri görülebilir. Ayrıca müzenin içerisinde dokümantasyon merkezi olarak görev yapan muhteşem bir kütüphane bulunmakta.


SHAKESPEARE AND COMPANY
‘’Dünyanın en önemli kitapevi hangisidir?’’ sorusuna verilebilecek en doğru cevaplardan biri Shakespeare and Company olurdu herhâlde. Kimler gelip geçmemiş ki bu kitabevinden… James Joyce, Ernest Hemingway, F.Scott Fitzgerald, Ezra Pound, T.S.Eliot, Samuel Beckett, Gertrude Stein ve daha niceleri. Ünlü yazarların bir araya gelip edebiyat sohbetleri yapmış oldukları bu mabet, kitapseverler için yoğun duygular barındırıyor içerisinde.
Efsanevi kitapçı sadece tarihiyle değil, yazarlara, edebiyatseverlere kucak açmasıyla da meşhur. James Joyce, Ulysses kitabı için İngiliz bir yayıncı bulamayınca kitabını Shakespeare and Company kitabevinin sahibi Sylvia Beach yayınlar. Hemingway’in beş parasız olduğu 25’li yaşlarında sıklıkla ziyaret ettiği bu kitabevi genç yazarın ücretsiz aldığı kitaplarla edebi dünyasını beslediği ikinci evi olmuştur.
Dünyanın dört bir tarafından genç yazarların ve kitapseverin uğrak yerlerinden olan Shakespeare and Company kitabevinin ikinci katında etrafı kitaplıklarla çevrili muhteşem bir yatak bulunur. Ziyaretçiler kitabevinde bir günlük çalışmanın karşılığında burada bir gece geçirebilmektedirler.
Before Sunset ve Midnight Paris filmlerinde de görülen kitabevi yılda iki kez düzenlenen edebiyat festivaline ev sahipliği yapıyor.


BALZAC’IN EVİ
Seine nehri kıyısında Passy tepesinde bulunan bu mütevazi ev, Goriot Baba, Vadideki Zambak kitaplarıyla tanınan Balzac’ın bir çok kitabını yazdığı yer. İki kapısı olması dolayısıyla alacaklıları geldiği zaman Balzac’ın evin arka kapısından kaçtığı söylenir. Evin içerisinde Balzac’ın çalışma masası, koltuğu ve zemin katta bulunan kütüphanesi görülebilir.


KANALİZASYON MÜZESİ
Paris, yeraltı şehirleriyle de ünlü bir kent. Metro istasyonu, Notre Dame ve Louvre Müzesi’nin altındaki gizemli tüneller, mahzendeki şarap müzesi gibi yeraltında görülmesi gereken birçok yer var.
Edebiyat gezginleri için ise en ilginç yeraltı şehirlerinden biri elbette Paris Kanalizasyon Müzesi. Sefiller kitabının kahramanı Jan Valjean’ın katliamdan kurtarmak için yaralı Marius’u metrelerce sürüklediği kanalizasyonu dolaşmak edebiyat gezginlerine çok farklı bir tat verecektir.

NOTRE DAME KATEDRALİ

Seine nehri kıyısında bulunan katedral Fransa’nın en önemli gotik yapılarından biri. Tarihi 11 yüzyıla kadar uzayan yapı 19. yüzyılda ilgisizlik ve bakımsızlık yüzünden yıkılması yönünde güçlü bir baskıyla karşılaşır. Bu dönemlerde Victor Hugo, Natre Dame’ın Kamburu adlı kitabını yazar ve Notre Dame Katedrali bir anda ilgi ve cazibe merkezi haline gelir. Victor Hugo’nun kitabı tarihi katedralin yıkılmaması yönündeki kampanyalar için işaret fişeği görevi görmüştür. İşte Edebiyatın gücü!
Bu nedenle katedral ziyaretinizde mutlaka Notre Dame’ın kamburu kitabını yanınızda bulundurun ve bu tarihi yapının merdivenlerini tırmanırken kilisenin çanını çalmakla görevlendirilen Quasimodo’nun da bu merdivenleri kullandığını hayal edin.


COMEDİE FRANÇAİSE
Paris’in en önemli tiyatro, edebiyat ve toplum merkezi olan Comedie Française’de Moliere, Stendhal, Balzac ve Emile Zola tarafından yazılmış eserleri izleyebilirsiniz. Comedie Française, zengin tiyatro tarihinin yanında bir kütüphaneye ve edebi etkinliklere ev sahipliği yapmakta.

LES DEUX MAGOTS

Paris’in birçok edebi merkezinden daha ünlü olan bu kafe, 1912 yılından bugüne kadar ünlü yazar ve sanatçıların uğrak yerlerinden biri olmuştur. Hemingway, Camus, Sartre, Picasso bu isimlerden bazıları. Pek çok ünlü yazar, eserlerini Les Deux Magots’da yazmışlar, ilham perisini bu kafede bir şeyler içerek beklemişlerdir. Intouchables ve Inception filmlerinin sahnelerinde de gözükmüş olan bu kafe, dinlenmek isteyen kitap gezginleri için mükemmel bir mola yeri.

PANTHEON

1758 yılında 15. Louise tarafından bir kilise olarak inşa ettirilen Pantheon, zamanla anıt mezara dönüşmüştür. Latin mahallesinde yer alan Pantheon Anıt Mezar’ında Voltaire, Rousseau, Victor Hugo, Emile Zola gibi ünlülerin mezarları bulunuyor. Faucauolt, dünyanın kendi çevresinde döndüğünü ispat etmek amacıyla ünlü Foucault Sarkacını bu yapının kubbesine asmıştır.


PERE LACHAİSE MEZARLIĞI
Moliere, Proust, Balzac, Edith Piaf, Chopin, Jim Morrison ve daha birçok tanınmış kişilerin mezarları bu mezarlıkta bulunuyor. Dünya sanat, edebiyat ve müzik tarihine iz bırakmış bu isimlerin mezarlarını ziyaret ederek saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmeyin!


MONTE KRİSTO ŞATOSU
Paris’e kadar gelmişken şehre trenle 15 dk. uzaklıkta bulunan Port Marly’deki Monte Kristo şatosunu ziyaret etmeden dönmek olmaz. Kamelyalı Kadın, Üç Silahşörler ve Monte Kristo Kontu kitaplarının yazarı Dumas, sadece edebi kişiliğiyle değil bu muhteşem malikânesinde devrin sosyetesine vermiş olduğu davetlerle de tanınmaktadır.
Yaz aylarında ‘’maskeli balo’’ şenlikleri yapılan malikânede Monte Kristo Kont’u kitabından sahnelerin canlandırıldığı etkinlikler de düzenlenmektedir.
George Sand Evi, Carnavalet Müzesinde bulunan Proust’un yatak odası, Baudelaire’ın evi olan Hotel de Lauzun, edebiyat turistlerinin görmesi gereken diğer yerler arasında bulunuyor.



Budapeşte’de Ne Yenir, Ne İçilir?


budapeşte'de ne yemeli ile ilgili görsel sonucu
Konu Macar mutfağı olunca söylenecek çok şey var demektir. Ilık ve hafif baharatlı yemeklerinden, tatlımsı lezzetlerinden tutunda daha neler neler… Etrafta gezerken mis kokular duyarsanız bilin ki Macar mutfağı çıkar bir yerlerden. Şimdi gelelim Budapeşte’de ne yenir, ne içilir sorusunun cevaplarını aramaya.
Macar mutfağında sıkça karşınıza çıkacak o meşhur kızartmalar hafif tatlımsı bir şekilde servise sunuluyor. Aslında daha çok sofraları süsleyen bir dekorasyon demek daha doğru olur kızartmaları için. Budapeşte’de ne yenir, ne içilir diye sorarsanız bir lahana yemeği çeşidi olan ‘Kaposzta’ Macar mutfağının olmazsa olmazlarından diyebilirim. Ve tabi ki bir de ‘Pörköl’ denilen o eşsiz tas kebapları. Sofralarının baş tacı çorbası ‘Gulyas’ onlar için çok önemli etli bir çorba çeşidi. Biz Türkler yaz kış demeden nasıl çorbasız sofraya oturmuyorsak onlar içinde aynı durum geçerli diyebilirim. Çorbaları genelde bol malzemeyle zenginleştirilmiş olur. Aslında özetle biraz kalorili bir mutfak Macar mutfağı.
Budapeşte’de ne yenir, ne içilir sorusunun bu cevabı et severlere gelsin. Macar mutfağında et çok tüketilir. Daha çok domuz eti demek daha doğru. Ama kırmızı et ve domuz eti ile bezeli bir tabak görürseniz şaşırmayın. Macar mutfağında olağan bir durum bu. Et konusunda başı çeken yemekler; ‘paprikalı tavuk’, ‘kaz ciğeri’ ve ‘kayısı soslu Barack Palinka’. Burada önemli bir dipnot: patates kızartması ve kızartmaya dair yemeklerinden sipariş verirken çok pişmiş olmasını özellikle belirtin, ilk başta bahsettiğim gibi Macarlılar yemeklerini ılık severler ve öyle de servis ederler. Salata konusunda başarılılar. Zeytinyağıyla soslanmış salatalara genellikle peynir ve jambon koyarlar.
Budapeşte’de ne yenir, ne içilir peki başka başka. Macarlıların bir de olmazsa olmaz atıştırmalıkları var, kulağınıza hiç yabancı gelmeyecek. Evet poğaçaları ve yanında içilen kahvelerinden bahsediyorum. Tatlı konusuna gelince; ekmekli tatlıları, pankekleri, reçelleri ve dahası. Ama bunlar öyle tadımlık değil, baya baya doyuran türden geliyor önünüze. Budapeşte’de ne yenir, ne içilir dediğimizde sadece yemeklerinden değil ya biraz da içeceklerinden bahsetmek lazım. Öncelikle belirtmeliyim ki içkileri gerçekten çok kaliteli. Şaraplarının tadı hem leziz hem de fiyatları uygun. Aralarında en iyisi diyebileceğim ‘Tokaj’ tatlı bir şarap. Biraları sorarsanız ‘K’obanyai’ ve ‘Dreher’ müthiş lezzete sahip.
En iyisi mi siz en yakın zamanda bir Budapeşte tatili yapın. Budapeşte’de ne yenir, ne içilir listenizi hazırlayın ve doğru Budapeşte Turlarına. Şimdiden bol lezzetli keyifli tatiller. 


ALINTI

Burcuna göre tatilini nasıl değerlendirmelisin?

Burcuna göre bayram tatilini nasıl değerlendirmelisin?

Burcuna göre tatilini nasıl değerlendirmelisin?

Koç Burcu;

Her zaman bir adım önde olmayı seviyorsun. Tabi ki sıradan bir tatil sana göre olmayacak. Farklı olmalı ve seni heyecanlandırmalı değil mi? İçindeki o maceraperest çocuk ölmedi biliyoruz. Öyleyse çılgın bir tatil deneyimine hazır ol. Vizesiz yurt dışı turları tam sana göre! ;)  

Boğa Burcu;

Gideceğin tatilde en ufak bir sıkıntı çıkmasını istemiyorsun biliyoruz. Güzelliğin her türlüsüne ve lükse düşkünsün. Öyleyse sana konforun kelime anlamını yeniden öğretecek Kıbrıs otellerine bir göz atmaya ne dersin? :)  

İkizler Burcu;

Yeni insanlarla tanışmayı ve sürekli kendini geliştirmeyi seviyorsun. Tatil senin için yalnızca dinleneceğin bir zaman dilimi değil, aynı zamanda kendine bir şeyler katma şansı bulacağın bir süreç. Side’de denizin tadını çıkarırken, tarihi Mirasi Apollon Tapınağı’nı da görmek istemez misin? ;)  

Yengeç Burcu;

Her tatil senin için tam olarak vakit ayıramadığın ailene vakit ayırmak için bir fırsat. Onları gün içinde bile ne kadar özlüyorsun değil mi? Çocuklarının hiçbir anını kaçırmak istemezdin. Ama çalışmak zorundasın. Öyleyse bu tatili eşinle ve çocuklarınla bir saniye bile ayrılmadan iki çocuk ücretsiz otellerde geçirmeye ne dersin? Onlar da seni özlüyor biliyorsun. :)  

Aslan Burcu;

Tatilinin her gününü benzer şekilde geçirmek asla sana göre değil. Sen her günü değerlendirmek istiyorsun. Çünkü çoğu zaman içindeki organizasyon aşkını tatmin edecek bir aktivite bulamıyorsun. Bir sürü tur denedin biliyoruz. Bu sefer gerçekten farklı olacak. Bir de İspanya turlarını dene. ;)  

Başak Burcu;

Temizlik ve düzen senin için çok önemli biliyoruz. Çoğu tatilde çarşaftaki bir leke yüzünden veya denizdeki yosunlar sebebiyle mutsuz oldun. Öyleyse seni kusursuz bir tatil deneyimi yaşamak için bembeyaz evleriyle, masmavi deniziyle ve kaliteli otelleriyle Bodrum’a bekliyoruz. :)  

Terazi Burcu;

Hiçbir sergiyi, konseri kaçırmak istemeyen sen sevgili Terazi burcu, tatilinde neden sanattan uzak kalasın ki? Muhteşem mimarisiyle ve sanat kokan sokaklarıyla Paris seni bekliyor. ;)  

Akrep Burcu;

Sevgilinle ya da eşinle romantik bir tatil geçirmek tam senlik değil mi? Onunla denizin tadını çıkardığınızı, güneşin batışını beraber izlediğinizi ve gemi turları ile gürültüden uzak birkaç gün geçirdiğinizi hayal et. Hayali bile seni aldı götürdü biliyoruz. :)  

Yay Burcu;

Senin  kadar özgürlüğüne düşkün birine iş hayatı ve büyük şehrin koşuşturması oldukça zor geliyordur. Tatilde masmavi denizin üzerinde uçmaya ne dersin? Evet, uçabilirsin. :) Dünyaca ünlü deniziyle Fethiye Ölüdeniz’i bir de gökyüzünden izlemek, yamaç paraşütü yapmak istemez misin?  

Oğlak Burcu;

Senin kadar planlı biri tatil için yerini çoktan ayırttı biliyoruz ama yine de anne babanı da yanına alarak gidebileceğin aile otelleri önerimize bir göz atmaya ne dersin. :)  

Kova Burcu;

Daima denemek istiyorsun. Yeni lezzetler tatmak, yeni yerler keşfetmek, görmediğin manzaraları hafızana kazımak istiyorsun. Çünkü tüm yıl iş yerinde hafızandaki o görüntüleri hatırlayarak mutlu olacaksın. Orta Avrupa'da yaşayacağın anılar aklından çıkmayacak. :)  

Balık Burcu;

Senin gibi samimi birine bir o kadar samimi bir tatil yakışır. Dar sokaklarında denizin kokusunu içine çekip, taş evlerinde huzuru hissedeceğin, Alaçatı tam sana göre. ;)

Bursa’da Görülmesi Gereken Yerler Listesi

Türkiye’nin en büyük kentlerinden birisi olan Bursa genelde kış dönemi Uludağ ile sık sık adını duyurur ancak aslında Bursa bu topraklarda atılan medeniyet tohumlarının ilk ekildiği yer olması sebebiyle derin bir tarihe de sahiptir.
Türkiye’de Bursa’yı görmeden Türkiye’yi gezip görmüş olmak mümkün olmayacağı için biz de yazımızda Bursa’da Nerelere Gidilir Neler Yapılır kısaca anlatalım istedik.
Koza Han
Sultan 2. Beyazıd tarafından yaptırılan Han, bugün artık Bursa’da ıhlamur ağaçları altında kahvenizi içmek ya da biraz alışveriş yapmak isterseniz şehrin havasını en iyi içinize çekebileceğiniz yerlerden birisi.

Ulu Camii
Bursa Ulu Camii
Bursa’da gezilecek yerler arasında Ulu Camii’de bulunuyor.Yıldırım Beyazıd tarafından yaptırılan muazzam eser, Evliya Çelebi’nin de dediği gibi bir nevi aslında Bursa’da bir Ayasofya’dır. Cami sadece kendisi değil, çevresi ile de çok farklı bir duyguya sahiptir ve Bursa gezisinin olmazsa olmazlarındandır.

Bursa Uludağ
Eğer kış aylarında bir Bursa ziyaretiniz söz konusu ise kayak yapmak için en iyi adreslerden birisi olan Uludağ’a da uğrayabilirsiniz. Özellikle hafta içi saha sakin olması nedeniyle günübirlik olarak bile gidip gelmeniz mümkün olabilir.

Yeşil Türbe
Bursa Yeşil Türbe
Yeşil TürbeYeşil Türbe Bursa’da gezilecek yerler listesinde.Sadece kendisi değil, bulunduğu yer itibarı ile de Bursa’da en yoğun ve en güzel yeşilin olduğu lokasyonlardan birisi türbenin yeri. Sultan Mehmet Çelebi tarafından yaptırılan türbeyi ziyaret edecek olursanız ayak üstü görmeye gelmenize gerek yok. Burada oturup ruhunuzu dinlemedikten sonra ziyaretinizin hiçbir anlamı olmayacaktır.

Gemlik
Bursa Gemlik
Vaktiniz bolsa ve Bursa’nın sınırlarını biraz zorlayabilecekseniz; zeytinleri ile ünlü Marmara’nın sahil şeridi Gemlik’e uğrayıp doğanın ve denizin tadına varabilirsiniz.

Tophane
Bursa Tophane
Bursa’da gezilecek yerler listemizde Tophane’de bulunmakta.Osman ve Orhan Gazi türbelerine ev sahipliği yapan Tophane’de hem geçmişi yad edebilir. Hem de manzaraya karşı çayınızı yudumlayabilirsiniz.

Uluabat Gölü
Bursa Uluabat Gölü
RAMSAR tarafından bizzat koruma altına alınmış olan göl, bir çok göçmen kuşa ev sahipliği yapması ile ünlüdür ve oldukça farklı balık türünü de barındırmasıyla ünlüdür. Biraz balık tutmak ya da mesire yerlerinde piknik yapmak için gidebilirsiniz.

Irgandı Köprüsü
Bursa Irgandı Köprüsü
Dünya’da sadece birkaç örneği olan köprünün üzerinde ufak bir çarşı bulunur. Çarşıda Bursa’da sevdiklerinize almak istediğiniz hediyeleri seçebilir ve bu ilginç yapıya da canlı tanıklık etmiş olabilirsiniz.







Telefon : 0 224 225 43 43


 Gsm : 0 534 835 86 85                        Faks : 0 224 225 43 53                          e-mail : info@perisos.com.tr

PARİS’E TEŞEKKÜR ETMEK İÇİN 8 NEDEN



Dünyanın bir başkenti olsaydı herhalde bu şehir Paris olurdu. Her yıl milyonlarca turisti ağırlayan Paris, tarihi, kültürü ve yaşam tarzıyla dünyanın en gözde şehirlerinden bir tanesi. Zengin bir tarihe ve kültür birikimine sahip olması dolayısıyla birçok gelişime ve buluşa öncülük etmiş, tarihin akışını değiştirecek önemli insanlara ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle nerede yaşarsak yaşayalım Paris’e teşekkür etmek için çok güçlü nedenlerimiz var.
İşte Paris’e teşekkür etmek için 8 neden;

SUALTI KEŞİF
İlk aletli dalış 1943 yılında aynı zamanda mühendis olan Fransız subayı Cousteau tarafından Marne Nehri’nde gerçekleştirilmiştir. Kullanılan ekipmanlar sayesinde sualtında nefes alıp vermeyi sağlayan aletli dalış suyun altında kalma sürelerini daha çok arttırmıştır. Paris’te atılan bu ilk adım dünyamızın suyla kaplı olan üçte ikilik kısmını keşfetmek için önemli bir başlangıç noktası olmuştur.

SİNEMA
İlk sinema gösteriminin Paris’te gerçekleştirildiğini ve yine ilk sinema salonunun Paris’te açıldığını biliyor muydunuz? 1895 yılında Auguste ve Louis Lumière kardeşler geliştirdikleri sinematografla Grand Cafe’de halka açık ilk sinema gösterimini gerçekleştirmişlerdir. Dünyanın ilk sinema salonu ise 1906 yılında Montmarte Bulvarı’nda açılan 300 kişilik kapasiteye sahip Omnia Pathe’dir.

SOKAK IŞIKLARI
Paris’in Ville Lumiere (Işık Şehir) ismiyle anılması boşuna değil. Dünyada ilk kez sokak aydınlatmaları bu şehirde kullanıldı. 18. yüzyılda Paris sokaklarını havagazı ile aydınlatma girişimleri yapılmış, ark lambaları ise ilk kez 1841 yılında Şanzelize Caddesi’nin başındaki Concorde Meydanı’nda kullanılmıştır. Kendine has bir tarzı olan bu aydınlatmalar bugün birçok bahçe ve park alanlarında dekoratif amaçlı olarak kullanılır ve ‘’Paris model’’ ismiyle bilinir.



STETOSKOP
Kalp atışlarının ve akciğerlerin çıkardığı seslerin duyulmasını sağlayan stetoskop Fransız hekim Rene Theophile Laennec tarafından icat edilmiştir. Bu aletin icat edilme hikayesi ise gerçekten ilginç. Laennec, Paris sokaklarında dolaşırken bir çocuğun elindeki taşla tahtanın bir ucuna vurduğunu başka bir çocuğun ise kulağını tahtanın diğer ucuna dayayarak tahtadan çıkan sesi dinlediğini farkeder. Buradan ilhamla rulo haline getirdiği kağıdı hastaların göğsüne dayayarak kalp atışlarını dinleyen Fransız hekim bu sayede basit anlamda ilk stetoskopu icat eden kişi olmuştur.

ARABA YARIŞI
Peki ilk araba yarışlarının Paris’te yapıldığını biliyor muydunuz? 22 Temmuz 1894 tarihinde gaz ve buharla güçlendirilmiş yaklaşık 20 araba bu yarışa katılmış ve Paris-Rouen arasındaki 126 Km’lik mesafeyi kat etmişlerdir.

KİMYA
‘’Modern Kimya’nın Babası’’ unvanını kazanan Antoine Lavoisier Paris doğumludur. Simya’nın kimyaya dönüşümünün en önemli temsilcisi olan Lavoisier, yanma ve oksitlenme ile ilgili çalışmalar yapmış ve ‘’kütlenin korunumu yasası’’nı ortaya koymuştur.

BİKİNİ
İşte Paris’e teşekkür etmemiz için kocaman bir neden daha! Modacı Lois Reard tarafından 1946 tasarlanan bikiniler ilk defa modanın öncü şehirlerinden biri olan Paris’te moda gösterisinde sergilenmiş ve bikiniler bu gösterinin sonrasında plajlarda boy göstermeye başlamıştır.

MODERN RESTORANLAR
İnsanların bir masa etrafında bir araya gelip menülerden sipariş verdikleri, zarif porselen tabaklarda yemeklerini yiyip hesabı ödeyerek kalktıkları modern bir restoran fikri ilk olarak Paris’te ortaya çıkmıştır. 1765 yılında Sen Nehri kıyısında açılan bir çorbacı dükkanı modern restoranların ilk örneği sayılır. Boulanger’in sahibi olduğu bu restoranın menüsünde ağırlıklı olarak et suları bulunuyordu. Menüde yer alan et sularının vücudu yenilediği söyleniyor ve bundan dolayı dükkanın tabelasında Fransızca’da yenilik, dinçlik veren anlamında ‘’restaurants’’ ismi yer alıyordu.

LONDRA’DA ALIŞVERİŞ NEREDE YAPILIR?



İngiltere’nin gözde başkenti Londra… Dünyanın dört bir yanından turistleri kendisine çeken çok güzel bir şehir. Gezilecek yerleri ve yerel yemekleri Londra’yı çok çekici bir yer yapıyor. Ayrıca alışveriş konusunda da ayrı bir önemi var. Londra için alışverişin başkenti desek yanlış olmaz. Nereye baksanız ünlü bir markanın mağazasına denk geliyorsunuz. Londra’da alışveriş nereden yapılır diye sorarsanız şehir içinde alışveriş yapabileceğiniz pek çok nokta var.
Londra’da alışveriş yapılacak yerler arasında büyük AVM’leri ya da küçük butik dükkanları tercih edebilirsiniz. Ama pasajları da turistler tarafından çok ünlü. Pasajlarda giyseler ve hediyelik eşyalardan yerel meyve sebzelere kadar her şey bulabilirsiniz. İşte Londra’da alışveriş yapılacak yerler:

OXFORD STREET



Londra’da alışveriş yapılacak yerlerin başında geliyor Oxford Caddesi. Bu cadde üzerinde çok fazla mağaza bulunuyor. Hepsine girmek istiyorsanız sıra ile başlamanızı tavsiye ederiz. Çünkü o kadar mağaza arasında heyecanla hangisine girip girmediğinizi fark edemeyebilirsiniz. Cadde üzerinde ülkemizde bilinen markaları da görebilirsiniz. Ama Londra’ya gelmişken o şehirde ünlü olan mağazalara girmenizi tavsiye ederiz.

REGENT STREET



Regent Caddesi’de Oxford Street gibi alışveriş için turistlerin popüler durakları arasında. Ayrıca Oxford Street’e de çok yakın bir konumda. Böylece iki cadde de rahatça gezebilirsiniz. Bu sokakta da dünyaca ünlü markaları bulabilirsiniz. Özellikle küçük tanıdıklarınıza hediye alabileceğiniz ünlü oyuncak mağazalarından birini de bu sokakta bulabilirsiniz.

WESTFIELD STRATFORD CITY



Londra’nın alışveriş merkezlerinden biri Westfield Stratford… Sokaklardaki dükkanlara girip çıkmak yerine AVM’de alışveriş yapmak isteyenlerin tercih edebileceği bir yer. Pazar günü bu alışveriş merkezine gitmek isterseniz önceden uyaralım. Saat 12 de açılıyor ve saat 18:00’da kapanıyor. Yani ülkemizde alışıldığı gibi haftanın yedi günü erken açılıp geç kapanmıyor.

BOND STREET



Westfield Alışveriş Merkezi’nin yakınlarında bulunan popüler bir cadde Bond Street… Tercihinizde eğer Dolce&Gabbana, Gucci, Chanel Christian Dior ve Bulgari gibi ünlü markalar varsa doğru yerdeniz. Ayrıca Victoria’s Secret’te bu sokakta bulunuyor. Sokaktaki mücevher dükkanlarının vitrinleri de gözlerinizi alacak.

HARRODS



Sokağın köşesinde yükselen bir bina Harrods. Farklı dizaynı ile turistlerin gözde alışveriş yaptıkları yerlerden. Bu yerde alışveriş yaptıktan sonra yemek katında lezzetli yemekler yiyebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanlarından sevdiklerinize küçük hediyeliklerden alabilirsiniz.
CARNABY STREET



Canlı mı canlı bir alışveriş yapmak istiyorsanız rotanızı Carnaby Street’e çevirin. Bu sokak boyunca da ünlü mağazaları bulabilirsiniz. Ayrıca sokakta Liberty adında bir alışveriş merkezi bulunuyor. Bu alışveriş merkezide Pazar günleri saat 12:00 – 18:00 arasında hizmet veriyor. Diğer günler ise 10:00 – 20:00 saatleri arasında hizmet veriyor.

ALINTI

BİR MASAL DİYARI KARS

BİR MASAL DİYARI KARS


Bir masal diyarı olan Kars her kış bir yenisini yazar. Beyaz bir battaniye gibi üstünü örten kar, gülümsemesini eksik etmeyen güneş, tüten bacalar ve bu sonsuzlukta yaşayan insanlar… Kars’ın kışın verdiği en güzel pozlardır bunlar. Şehirde her yeni gün, sessiz ama ihtişamlı bir başlangıcı müjdeler. Bu yüksek yaylada yaşayan insanlar için her gün bir diğerinden farksız olabilir ama uzaktan bakanlar için puslu göğün kanatları altındaki bu şehir, hep yeni bir masal anlatır.
Kaygı denizinde boğulan büyük şehir insanları için Kars adeta sakinlik limanıdır. Zengin tarihini yansıtan izler, hala yerli yerinde görülebilir. Güneşin ilk ışıklarıyla müthiş güzelliğe bürünen şehir, zamanın bir noktasında donup kalmış gibidir. Hayatın ritmini doğanın kendi belirler; bastığı notaları ona gerçekten bakmayı bilenler duyabilir. Sert iklimiyle gündemde kalan şehrin sunduğu görüntüler büyüleyicidir. Sakladığı güzellikler hiç beklenmedik bir anda önünüze seriliverir.
Aras nehrinin bir kolu olan nehir, Kars’ı eski ve yeni şehir olmak üzere ikiye ayırır. Kars’ın kendine özgü taş mimarisi, Rus işgali dönemine tarihlenir. Sert kış koşullarında duvarlardan ısıtılan bu evler, yazın serin olur. Yüksek tavalı odalardan oluşan evlerde, odalar da birbirine açılır. Sabır ve ustalık isteyen bu mimarinin yeni örneklerine rastlamak ne yazık ki mümkün değil. Yine de eskilerinin restore edilip, turizme kazandırılması da umut verici bir gelişme.

KARS KALESİ

Tüm şehri tepeden izleyebileceğiniz konum ile karlar altındaki şehre bir bakış atmanızı sağlayacak. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Saltuklu beyi tarafından yaptırılan kale, Osmanlı sultanı 3. Murat’ın emriyle onarılıp günümüzdeki halini almış. İçerisinde cephanelik, yeniçeri koğuşu bulunan kale arkeolojik sit alanı olarak tescil edilip koruna altına alınmış.

FETHİYE CAMİİ

Kentin en görkemli yapılarından. Sonradan camiye dönüştürülen yapının ilk hali Kremlin Sarayı’na benziyor. Sonradan kilisenin soğan kubbeleri yıkılarak yerine minareler yapılmış. Pencereleri plastik olsa da basalt taşlardan inşa edilmiş muhteşem bir güzelliğe sahip.

12 HAVARİLER KİLİSESİ

Burası ise çok ilginç hikayesi olan bir yer. 10. yüzyılda Kars ve civarında hüküm sürmüş Bagratlı Krallığı döneminde bir Ermeni-Gürcü kilisesi olarak inşa edilmiştir. Kral Abas’ın yaptırdığı kilise beş yıl içinde bitirilmiştir. Bu yapı bir ibadethaneden ziyade Hıristiyanlık için büyük bir kutsallığa sahip olan 12 Havariler’i anma münasebeti ile de yapılmıştır. Daha sonra 1064 yılında Müslüman egemenliğine geçen yöredeki bu kilise camiye dönüştürülerek Kümbet Cami adını almıştır. Bölge Rus hakimiyetine girince camii Rus Ortodoks Kilisesine çevrilmiş, 1918 yılında Türk hakimiyetine girince yeniden camiye çevrilmiştir. 1964 yılında ise müzeye dönüştürülerek, Kars´ta yapılan kazılardan elde edilen tarihi eserler burada sergilenmeye başlanmıştır. Kars Müzesi adıyla da bilinen bu eski ibadethane, bu işlevini 1981 yılına kadar sürdürmüştür. 1993 yılından bu yana yine cami olarak kullanılıyormuş.
Kars şehir merkezi bir günde yürüyerek gezebileceğiniz büyüklükte. Şehri gezdikten sonra karnınız iyice acıktıysa istikamet Kaz Evi olmalı. Burada yöresel lezzetlerin tamamını deneyebilirsiniz, piti, hangel, evelik çorbası bunlardan bazıları ancak yılın ilk karıyla kurutulmuş kazı nar gibi kızartıp, akan yağlarında dünyanın en lezzetli bulgur pilavını yemeden buradan ayrılmayın. Üstüne de ılık un helvası da yediniz mi artık Kars’a geldik diyebilirsiniz. Şanslıysanız aşık atışması olan bir akşama denk gelir keyfinize keyif katabilirsiniz.

ÇILDIR GÖLÜ

Kars’tan 60 km uzakta, kış aylarında sonsuz bir buz çölü olan Çıldır’da yer gök beyaza bürünür. Doğa en sert ifadesini takınmış olsa da, bölgede benzersiz bir huzur hakimdir. Buzun kalınlığı, üzerinde atlı kızaklarla gezinmeye olanak tanır, bu da gölü bir buz pistine çevirmeye yeterlidir. 10 dakikalık kısa bir kızak turu size daha önce tatmadığınız bir deneyim yaşatacaktır.
Denizden 1956 metre yükseklikteki göl, bölge insanının da geçim kaynağı. Eskimo usulüyle avlanan balıklar, ağızları tatlandırır. Çıldır Gölü’nde her aile nereden balık tutacağını biliyor. Aynalısazan, kefal, kızılkanat… Şanslıysanız o an ağ çekenlerin yanına gidip donmuş gölün altındaki balıkları görebilirsiniz. Gölün çevresinde bu balığı yiyebileceğiniz tek bir işletme var ancak önceden haber vermezseniz yer bulmanız çok zor. Tereyağında kızarmış sarı sazanın lezzeti inanılmaz lezzetli.
ANİ HARABELERİ
Kars’ın 42 km doğusundaki Ani, İpekyolu üzerinde ortaçağda kurulmuş, ünlü bir ticaret şehri. Sasani, Arap, Ermeni ve Selçuklu kültür-sanatının yoğrulduğu bu antik kent, surlar arasında adeta bir hayalden farksız. Tarihi MÖ 300’lere kadar giden şehrin adının nereden geldiği ise birçok rivayete konu olmuş. Eserlerin çoğunda zamana yenilginin izleri var. Surların büyük bölümü ise restore edilmiş. Medeniyetler değiştikçe surlara yeni yapılar eklenmiş, tahrip olan kısımlar onarılmış. Bu nedenle surları üzerinde onlarca medeniyetin izini görmek mümkün.
Doğanın aşındırıcı gücü, şehrin ayakta kalmasını güçleştiriyor. Ancak Ani ısrarlı ve hikayelerini binlerce yıl daha paylaşmaya kararlı. Bin yıl önce Ermenistan’ın başkenti olmuş, Türklerin Anadolu’ya ilk girişlerinde onları ağırlamış olan Ani, ihtişamını kaybetmiş değil. Belleğindeki anılar hala taze.
Bir zamanlar 100.000 kişinin yaşadığı bu antik şehirde 300 yıldır kimse yaşamıyor. Yine de medeniyetlerin yaşaren bıraktıkları eserler hala ayakta. Ani’yi ölümsüz kılan da bu farklılıkların birlikteliği ve adeta resimli bir tarih kitabı gibi objektiflerin önüne geçmesi.
Kars’ın soğuğu üşütmez diyenler için bir sözüm olacak: yanılıyorsunuz. Sakın bu kadim şehre gelirken yün içliklerini getirmeyi unutmayın zira biz -23 derece soğukta dolaşırken bu sözü söyleyenleri hatırladık. Kat kat inceden kalına doğru çok sıkı giyinmenizi öneririm.

KARS PEYNİRLERİ

Kars denilince ilk akla gelen şeylerden biri de peynirler. Ünlü Kars gravyeri, Kars kaşarı, Molakan peyniri bizim tattıklarımızdan. Kars’ın eski adıyla Zavot, yeni adıyla Boğatepe köyünde Türkiye’deki tek Peynir Müzesini gezip bu köyde üretilen peynirleri tadıp satın alabilirsiniz. Müzede edineceğiniz bilgiler ise çok çarpıcı, peynire bakış açınızı değiştirecek cinsten. Bunun dışında Kars merkezde Atatürk caddesi üzerinde de birçok peynir dükkanından peynir alışverişinizi yapabilirsiniz.