2017 ERKEN REZERVASYON FIRSATLARINI YAKALAYIN.... AYRICALIKLI OLMANIN TADINI ÇIKARTIN... DETAYLI BİLGİ VE REZERVASYON : 0224 225 4343

Online Otel / Tatil Rezervasyonu


Booking.com

Karadeniz’de Gezmediğiniz Yer Kalmasın!





Hey gidi Karadeniz! Denizi, yeşili, havası, suyu, insanı… Bu mükemmel doğa harikası yer hakkında ne söylesek ne yazsak az kalırdı ama biz yine de elimizden geldiği kadarıyla bahsetmek istedik.

Ülkemizin dört bir yanı farklı kültür mozaikleriyle bezeliyken bizler gezip görmeden durmamayı tercih ediyoruz. Bugünkü durağımızdan Karadeniz’in az bilinen köşelerine doğru tura çıkıyoruz. Yazması bizden okuması sizden. Keyifli okumalar.

1. Cide/Gideros Koyu



Kastamonu’nun Cide ilçesinde bulunan Gideros Koyu, Karadeniz‘in keşfedilmemiş yerlerinden sadece bir tanesi. Yemyeşil doğanın arkasına gizlenmiş bu koyda aradığınız huzuru bulacak; şehrin stresinden uzaklaşacaksınız. Bölgede bulunan küçük pansiyonlarda konaklama yapabilir, balık restoranlarında taze balık tatmanın keyfini çıkarabilirsiniz. Sessiz ve sakin bir tatil isteyenlerin uğraması gereken yerlerin başında olan Gideros Koyu’nda denize girebilir ve balık tutabilirsiniz. Huzur burada!

Buraya özgü sarı yazmayı almadan dönmemenizi tavsiye ederiz! 

2.Safranbolu/Kristal Teras



Safranbolu sınırları içerisinde yer alan Cam Teras’ta heyecan dolu manzara seyrine ne dersiniz? 80 metre yükseklikte bulunan teras, 75 ton taşıyabilme kapasitesine sahip. 30 kişilik grupların çıkmasına izin verilen bu teras, Tokatlı (İncekaya) Kanyonu’nu adrenalin dolu bir şekilde izleme fırsatı sunuyor. Yükseklik korkunuz varsa fobinizi buranın manzarasıyla yenebilirsiniz bile!

3. Zil Kalesi/Rize



Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bulunan Zil kalesi düzensiz taşların üzerine oturtulmuş, heybetli görüntüsüyle Karadeniz’e tepeden bakıyor. Burası yeşilin en güzel tonlarının bir arada bulunduğu Doğu Karadeniz’in en güzel köşelerinden birisi. 13. yüzyılda yapıldığı düşünülen kalenin Fırtına Deresi manzarasına sahip olduğunu da söylemeden geçemeyiz.

4.Giresun Adası



Amazonlara ev sahipliği yaptığı söylenegelen ada… Giresun adası birçok mitolojik hikayeye konu olmuş bir yer. Amazonların yaşadağı rivayet edilen bu adaya günlük seferler düzenlenmekte ve serin sularında yüzme imkanı sağlanmakta. Doğu Karadenizin tek adası olma özelliğine sahip Giresun adası gezip görmeniz gereken yerlerin en başında yer alıyor.

5. Çal Mağarası/Trabzon



Dünyanın en uzun ikinci mağarası olarak kabul edilen Çal Mağarasının içinden küçük bir dere geçmektedir. Trabzon‘un Düzköy ilçesi sınırlarında bulunan mağaraya ulaşım sağlarken bütün Karadeniz sahil şeridini gezebilirsiniz. Görüntüsüyle hayranlık uyandıran bu doğal güzellik, loş ışıklarla süslenmiş durumda. 2000 yılında turizme kazandırılan mağara, gezi noktalarınızın en ilgi çekicisi olmaya aday durumda.
Şimdi bavulu hazırlayın, siz de Karadeniz’in gizli kalmış güzelliklerini keşfetmenin, doğanın ve mavinin içinde kaybolmanın zevkine varın! Unutmayın Perisos Turizm her zaman yanınızda!

GÜNEŞİN EN SON BATTIĞI YER: GÖKÇEADA




Gök­çea­da, yüz­yıl­lar ön­ce­sin­den ge­len ve 1970 yılına kadar kullanılan is­miy­le İm­roz, Ku­zey Ege’de­ki iki Türk ada­sın­dan bi­ri. Türkiye’nin en bü­yük ada­sı olarak Boz­caa­da’nın yak­la­şık se­kiz ka­tı bü­yük­lü­ğün­de. Tür­ki­ye’nin en ba­tı ucu olduğu için “Gü­ne­şin en son bat­tı­ğı yer” ol­ma ün­va­nı­na sahip… Çanakkale’ye bağlı bir ilçe olan adanın nüfusu 10 bin civarında.


GÖKÇEADA GEZİLECEK YERLER

Gökçeada’da bence gezilecek ilk yerler Rum köyleri olmalı, mimarisi, insanları, yemekleri ile adaya büyük anlam katan köyler mutlaka gezilmeli. Tepeköy’deki 625 yıllık çınar ağacı adadaki görülmesi gereken anıt değerlerden biri. Bölge yöre halkı tarafından piknik alanı olarak kullanılsa da kamp alanı olarak da kullanılabilir. Tuz Gölü, Aydıncık plajının hemen yanındaki göl her iki tarafından rüzgarın yığdığı kumların arasında kalan deniz suyu ve yağmur sularının birikmesiyle oluşmuş. Yazın sular buharlaştığında yüzeyde kalan tuzdan adını alan gölde çamur banyosu yapabilirsiniz.



Sualtı Milli Parkı, Kaleköy ve Kuzulimanı arasında uzanan bir deniz mili uzunluğundaki bölgedir. İçerisinde sualtı mağaraları da bulunan bölge Akdeniz fokları için bir yaşam alanı. Burada profesyonel ve amatör olarak dalış yapabilirsiniz. Bu konuda detaylı bilgiyi Kaleköy’de ofisi bulunan Gökçeada Dalış Merkezinden almak mümkün, hergün amatör dalışçılara yarım saatlik dalış yaptırıyorlar.

Peynir Kayalıkları, üstüste dizilmiş peynir kalıplarına benzer görüntüsü sebebiyle bu adı almış ancak asıl ismi Kaşkaval Burnu. Bu bölgeyi karadan görmek malesef mümkün değil, Kaleköy limanındaki balıkçılar ile anlaşıp bölgeye gidebilirsiniz.



Marmaros Şelalesi, adanın kuzey tarafında bulunan Dereköy’e yaklaşık 8 km mesafedeki şelale. Dereköyden 4km sonra araba ile ulaşım kesiliyor kalan yolu orman içinden yürüyerek devam etmeniz gerekiyor. Kalan 4 km sonunda şelaleye ulaştığınızda göreceğiniz manzara size tatmin etmeyecektir sanıyorum. Biz tracking amaçlı olarak 8km yolun tamamını yürüyerek gidip gelmiştik…


GÖKÇEADA KÖYLERİ

Gökçeada İlçe Merkezi – Panaghia
Adanın en fazla nüfusa sahip yeri olan ilçe merkezi, diğer adalara göre sahilde değil adanın iç kısmında konumlanmış. Toplu taşıma araçları buradan hareket edip adanın diğer bölgelerine ulaşım sağlıyor. Oteller, bankalar, alışveriş merkezleri ve organik tarım ürünleri satan dükkanlar burada konumlanmıştır. Burada yemek için birçok seçenek bulunuyor; Rum tavernaları, minik restoran ve kafeler. Bizim favorimiz ise Ada Mantı Evi oldu, burada yoğurtlu gözleme yemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Dereköy – Shinudi



Eski Rumca ismi Shinudi olan Dereköy, zamanında 1950 hane ile sadece adanın değil Türkiye’nin de en büyük köyüymüş. Merkeze 14 km uzaklıkta 2 tepe arasına kurulu olan köyde şu an yaz kış yaşayan 150 civarında hane var. Bu nüfusun yarısı Rumlardan, klan yarısı ise Güneydoğu bölgesinden gelip buraya yerleştirilmiş olan vatandaşlarımızdan oluşuyor. Eski dönemden kalan eski Rum evlerinin çoğu harabe halinde köyde duruyor ama bu seneki ziyaretimiz sırasında büyük bir altyapı çalışması başladığını gördük, muhtemelen köyün yeni bir yerleşim merkezi olarak hayata geçmesi planlanıyor. Köyde insan nüfusundan fazla keçi nüfusu olduğu gerçeği ise yadsınamaz… Köyde dolaşırken karşınıza çıkacak çamaşırhaneler dikkatinizi çekebilir, bunlar Rumlar zamanından kalmış köyün ortak kullandığı çamaşır yıkama mekanları.

Tepeköy – Agridia



Rumca adı Agridia olan Tepeköy, adanın en yüksek tepesine kurulması sebebiyle bu adı almış. Ada merkezine 11km uzaklıktaki köyde sadece 35 civarında hane yaşıyor. Uzun yıllar İstanbul’da yaşadıktan sonra doğduğu köy olan Tepeköy’e dönen Barba Yorgo’nun girişimleri sayesinde köy canlanmaya başlamış. Barba Yorgo’nun tavernası adadaki en ünlü restoranların başında geliyor. Zamanla Yunanistan’da yaşayıp doğdukları köy olan Tepeköy’e dönen Rumların sayısı artmış, buna bağlı olarak da geçen sene Rum İlkokulu ve Rum Ortaokulu tekrar açılmış. Köyün tam ortasında bulunan çınar ağacının altındaki masalardan birine oturup köyün kahvesinde yapılan meşhur süt böreğin tadına bakmanızı öneririm, sahibi Atina’dan dönen bir Rum aile.

Zeytinliköy – Aya Teodoroi



Adanın en sevdiğim iki Rum köyünden biri olan Zeytinliköy, eski adı ile Aya Teodoroi. Zamanında adanın en sosyal bölgesiymiş, şimdi de çok farklı olduğu söylenemez. Köydeki Rum evleri, dar sokaklar, minik dükkan ve kafeler ile hem gündüz hem de geceleri oldukça hareketli bir köy. Köydeki en ünlü içecek dibek kahvesi, birçok kefede bulabilirsiniz ancak en meşhuru Madam’ın Kahvesi. 7-8 sene önce gittiğimize ölen Madam’ın yerine oğlu bakıyordu ancak bu sefer gittiğimizde oğlunun da vefat ettiğini bu sebeple dükkanın süresiz olarak kapandığını öğrendik. Bunun dışında köyün diğer ünlü mekanı ise Barba Hristo tatlıları, tabelaları takip ederek bulabilirsiniz, sakızlı muhallebisini şiddetle tavsiye ederim.

Kaleköy – Kastro

Eski adı Kastro olan Kaleköy, antik dönemden kalma bir yerleşim merkezi. Bir tepe üzerine kurulu olan köyde antik dönemden kalma kale kalıntıları olması dolayısıyla bu ismi almış. Tepeden sahile inen bölgede de Kaleköy Limanı bulunuyor. Liman boyunca sıralanmış balıkçı teknelerini görebilirsiniz. Ayrıca liman boyunca sıralanmış balık restoranlarında da adanın en taze balıklarını tadabilirsiniz. Akşamları kordon boyunca sıralanmış standlardan alışveriş yapabilir, sahildeki çay bahçelerinde vakit geçirebilirsiniz.

Bademli Köyü – Gliki



İşte benim adada en sevdiğim köy, Gliki. Yeni Bademli köyünün de kurulması ile beraber Eski Bademli adını alan köyde yaklaşık 150 hane yaşıyor. Mimari özellikleri ile tam bir Rum köyü olan Bademli’deki dar sokaklarda yürürken etrafı seyretmekten boynunuz ağrıyacak. Köyün en tepe noktasına sandalyelerinizi atıp güneşim batışını izlemelisiniz, bunun için adadaki en doğru yer burası. Hemen karşıdaki Semadirek adası ile size eşsiz bir manzara sunan köyde ufak kafeler ve köyün merkezindeki kahvehanede soluklanma imkanınız var, bu arada karadut suyunun tadına bakmayı da unutmayın.

Diğer Köyler

Eşelek, Şahinka ve Şirinköy yukarıda saydığım köylerin dışında adadaki diğer köyler. Bunlar Rum köyü değil, Türkiye’nin farklı yerlerinden buraya getirilip yerleştirilmiş vatandaşlarımızın yaşadığı ufak nüfuslu bölgeler.

GÖKÇEADA PLAJLARI

Aydıncık Plajı

Gökçeada’da günübirlik tesisi olan tek plaj bölgesi burası. Bu bölgede camping olanakları da mevcut olduğundan oldukça yoğun bir bölge. Kefaloz adıyla anılan plaj genel olarak 3 bölgeye ayrılmış. Wind Sorf, Kite Board ve yüzme bölgeleri birbirinden ayrılmıştır. Özellikle Bulgaristan ve Romanya’dan wind surf ve kite board yapmak için gelen binlerce turist bu bölgede konaklıyor. Ayrıca bölgede yerleşik bir de sörf okulu mevcut

Laz Koyu



Laz Koyu adanın güneyinde ufak bir koy, asfalt yoldaki tabelayı görünce 300 metre kadar solda koya ulaşabiliyorsunuz. Sahilde ufak bir tesis var.

Gizli Liman



Uğurlu köyünü geçtikten sonra ulaşacağınız Gizli Liman adanın batı ucunda kalıyor. Uzun kumsal çam ormanının önünde uzanmış hali ile gizli bir limanı andırdığından bu ismi almış. Birkaç kafe dışında kurulu tesis yok.

BİR AMERİKAN RÜYASI: MİAMİ








Kış mevsiminin hiç yaşanmadığı sıcacık şehir Miami… Amerika’nın Florida eyaletinde bulunan bu şehirde toplam 8 ay yaz mevsimi yaşanıyor. Atlas Okyanusu’na kıyısı bulunan Miami, bembeyaz kumsallara, muhteşem plajlara ve masmavi bir denize sahip. Ayrıca birbirinden ünlü restoranları, mağazaları, müzeleri bulunan şehir, Amerika’nın da ülkenin turizm cenneti durumunda. Biz de bu rüya şehrin gezilecek yerlerini sizler için derledik…



VAHŞİ DOĞAYI YAKINDAN GÖRMEK İÇİN JUNGLE ISLAND

Penguenlerden tropikal papağanlara kadar içerisinde 1000’den fazla canlı bulunduran bir ada. Vahşi yaşam hayvanları için özel olarak yapılmış bir yer. Eminiz hayatınızda hiç görmediğiniz hayvanları burada göreceksiniz. Ayrıca burada hayvanların dışında tropikal bitkileri de görme fırsatınız bulunuyor.



SANAT ESERLERİ İLE CORAL GABLES

Venedik’e benzeyen şirin mi şirin şehir Coral Gables… Ağaçlarla sıralı caddeleri, yemyeşil parkları bulunan şehirde gezebileceğiniz çok güzel yerler bulunuyor. Coral Gables’ta Miami’nin en eski üniversitesi olan University of Miami var. Bu tarihi üniversitenin hemen yanında ise Lowe Sanat Müzesi bulunuyor. Müze içerisinde pek çok Barok dönemine ait esintiler taşıyan sanat eserleri bulunuyor.



MİAMİ’NİN MASMAVİ DENİZİ İÇİN SOUTH VE MİAMİ BEACH


Miami’ye gelmişken ünlü plajlarına uğramadan dönmeyin. Miami Beach ve South Beach’te masmavi denize ve bembeyaz kumlarla buluşmanıza sağlayacak harika iki bölge. South Beach’i daha çok ünlü kişiler tercih ediyor. Burada denize girerken etrafınızda pek çok tanıdık sima görebilirsiniz.





Bu bölgelerde alışveriş merkezlerinin ve kafelerin sayısı oldukça fazla. Denizde yüzüp acıktıktan sonra Miami’de ne yenir diye soranlara Amerikan mutfağının eşsiz lezzetlerini öneriyoruz. Tropikal iklimin farklı meyvelerinin dışında Empanada ismindeki böreği veya bir et yemeği olan Ropa Vieja’yı yemenizi öneririz.


ALIŞVERİŞİN ADRESİ BAYSIDE

Turistlerin uğrak mekanlarından biri olan Bayside’de çok fazla mağaza ve restoran bulunuyor. Yani Miami’de alışveriş yapmak için buraya gelebilirsiniz. Miami’nin meşhur yiyecekleri arasında karides yemekleri var. Bu bölgede bulunan ünlü Bubba Gump restoranında karides yemeklerini tadabilirsiniz. Ayrıca hediye olarak da buradaki mağazalardan Miami’ye özgü hediyeler alabilirsiniz.





Miami gece hayatının renkli yanlarını görmek için Bayside’de bulunan barlara uğrayabilirsiniz. Ayrıca Miami Beach bölgesinde de çok fazla ünlü barları bulunuyor. Buralara giderek eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz.


MÜZELER İÇİN ROTA COCONUT GROVE

Coconut Grove turistlerin en çok ziyaret ettiği bölgeler arasındadır. Palmiye ağaçları ile çevrili çok güzel bir yer. Burada Kübalılar yaşadığı için mimarisi de ona göre şekillenmiş. Bu bölgenin içerisinde pek çok turistik yer bulunuyor. Bunlardan bazıları Vizcaya ve Bass Müzesi. Müzelerde eski dönemlere ait çok fazla eşya bulunuyor. Özellikle Bass Müzesi içerisinde Barok dönemi yansıtan eserleri mutlaka görmelisiniz.


5 Kıtadan 5 Şehir


Yaşlı dünyamız, onu keşfetmek isteyen gezginlere çok sayıda seçenek sunuyor. Balta girmemiş ormanlardan tablo güzelliğindeki sahillere, kadim tapınaklardan paha biçilemeyen sanat eserlerine… Tatil anlayışınız ne olursa olsun, doğru yeri seçtiğiniz takdirde hem keyifli bir macera yaşıyor hem de unutulmaz bir hatıra elde etmiş oluyorsunuz. Bu konudaki tek sorun, seçenek sayısının gerçekten de çok olması! Özellikle ilk defa yurt dışı tur deneyimi yaşayacak gezginler, karar verirken zorlanabiliyor. Bu nedenle her kıtada görmenizi tavsiye ettiğimiz şehirlerden oluşan bir liste hazırladık; aralarında daha önce ziyaret etmedikleriniz varsa, bir sonraki hedefinizin orası olmasını tavsiye ediyoruz. Gelin beş kıtadan muhakkak ziyaret etmeniz gereken 5 şehre daha yakından bir göz atalım!

Yurt Dışı Tur Seçenekleri

Paris turu: Sadece Avrupa’nın değil, dünyanın romantizm başkenti olarak kabul edilen Paris, aslında bundan çok daha fazlasını sunuyor. Yüzlerce yıllık bir geçmişin izlerini taşıyan sokaklar, paha biçilemeyen sanat eserleri ve her köşesi farklı bir macera vaat eden bir şehir. Tüm bunları o romantik atmosfer ile birleştirdiğinizde, ortaya eşsiz bir kültür turu da çıkıyor. Paris dünyadaki en özel şehirlerden biri ve balayı turu için seçim yapmakta zorlanıyorsanız, en güzel seçeneklerden biri oluyor. Henüz Paris’i görmediyseniz, yurt dışına çıktım demeyin; bu şehir, tüm ziyaretçilerine bunu rahatlıkla söyletiyor.
Tokyo turu: Japonya’nın başkenti olan Tokyo, aynı zamanda ülkenin en büyük kenti olma özelliğini taşıyor. Meşhur web sitesi TripAdvisor’un “yardımseverlik – gece yaşamı – alışveriş – temizlik – ulaşım kolaylığı” bakımından dünyanın en kaliteli şehri seçtiği Tokyo, ziyaretçilerine gerçekten de geleneksel Japon misafirperverliğinin ne olduğunu gösteriyor. Binlerce yıllık gizemli bir kültür, ruhani bir yolculuk ve modern teknoloji harikaları; Tokyo, tüm bunları başarıyla bir araya getiriyor. Özellikle Asya kültürü ile ilgileniyorsanız, Tokyo turu ile tercihlerinizden biri olmalı.
Cape Town Turu: Güney Afrika’daki en kalabalık şehirlerden biri olan Cape Town, alışılmışın dışında bir Afrika turu isteyen gezginlere hitap ediyor. New York Times ve Daily Telegraph tarafından ‘ziyaret etmek için dünyanın en uygun şehri’ seçilen Cape Town, eşsiz güzellikte sahiller ve benzersiz doğa harikaları içeriyor. Tamamen düz bir zirvesi olan Masa Dağı, bölgenin en çok tanınan coğrafi güzelliklerinden biri. Scuba dalışları ve tekne turları da, şehirde deneyebileceğiniz etkinlikler arasında yer alıyor. Cape Dutch mimari tarzında inşa edilmiş sayısız binaya ev sahipliği yapan Cape Town, gerçekten de farklı bir yurt dışı tur deneyimi sağlıyor.
Rio De Janerio: Brezilya’nın en büyük ikinci şehri olan Rio de Janerio, Güney Amerika’nın en popüler turizm noktalarından biri. Şehri tepeden gözetleyen devasa ‘Bağışlayıcı İsa’ heykeli, dünya çapında tanınan eserleri arasında yer alıyor. Latin Amerika kültürünün neredeyse sembolü sayılabilecek Rio, eğlenceli, hareketli ve hiç uyumayan bir
şehir. Günün her anı, bir sokağından Latin ezgileri yükseliyor. Halkı da aynı şehir gibi sıcakkanlı, ateşli, misafirperver ve tüm ziyaretçileri keyifle ağırlıyor. Meşhur Rio Karnavalı sırasında ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz; zira şehrin görkemi karnaval esnasında doruğa çıkıyor.
Los Angeles Turu: ‘Melekler Şehri’ olarak bilinen Los Angeles, Amerika’nın en çok tanınan şehirlerinden biri. Aynı şekilde, New York’tan sonra kıtanın en kalabalık ikinci şehri sayılıyor. Los Angeles tam anlamıyla bir kültür mozaiği, zira Meksika, Küba, Latin Amerika ve klasik Amerika kültürünü bir arada görebilmek mümkün oluyor. Ancak asıl bilinen yanı, Hollywood ve Beverly Hills’e ev sahipliği yapması; film endüstrisinin kalbi gerçekten de burada atıyor. Los Angeles turu, en unutulmaz tatil hatıralarınız arasında yer almayı fazlasıyla hak ediyor.

Uygun Fiyatlı Yurt Dışı Turları

Dünya elbette beş şehirden ibaret değil, ancak PERİSOS TURİZM daha önce ziyaret etmediyseniz bu şehirleri muhakkak görmenizi tavsiye ediyor. Tavsiye etmekle de kalmıyor, buralara ulaşabilmeniz için en uygun fırsatları sunuyor! Dünyanın neresine gitmek isterseniz isteyin, size uygun bir seçeneğimiz muhakkak bulunuyor. Siz hayalinizdeki tatili anlatın yeter, geri kalanı müşteri temsilcilerimiz hallediyor!

SEYAHAT ETMEK VE KEŞİF DUYGUSUNUN İNSAN PSİKOLOJİSİNE FAYDALARI


SEYAHAT ile ilgili görsel sonucu
Elektronik iletişim çağının insanoğluna sunduğu olanaklar hem yaşamı, hem iş hayatını kolaylaştırıyor olsa da bir o kadar da insanı yalnızlığa itiyor olması manidar değildir. İşin, evin ve çevrenin banal ortamından kurtulmanın en ideal yollarından biri; seyahat etmektir.
Bu mecburiyet 21. Yüzyılın vazgeçilmezlerinden biri olarak kabul görmeye devam ediyor. Zira bu amaçla 2015 yılında 1 milyar 184 milyon kişi seyahat ederek; yeni yerler keşfetme arzusunu ve dürtüsünü göstermiş durumdadır.
İlk tek tanrılı inanış için yapılan mabetlerden bu güne, yeni kıtalar ve yerler keşfetme isteğinden denizaşırı seyahatlere, modern zamanların gelişmiş ulaşım araçlarıyla perçinlenen bu arzu hala insanlık için olmazsa olmaz ihtiyaçtandır. Bu dürtüyü hareke geçiren en önemli nedenlerin başında; din, merak, iş, spor, aile ziyaretleri, kültür, eğitim gibi motifler vardır.
Son yıllarda anakent yerleşimde, doğa- kır özlemi ve kişisel iletişim eksikliği, seyahat etme fikrini canlı tutmaya devam etmektedir. İnsanlar bulundukları yerden başka yerlere yolculuk yapmakla sadece gezilecek yerleri görmenin dışında ülkenin; mutfak kültüründen, altyapısına, dilinden sosyal ve kültürel dokusuna dokunabilmektedir. Böylece kalıplaşmış tabuları yıkmaya ve yerinde görmenin etkisiyle sosyal etkileşimin parçası olmaya başlarlar. Onun için klişe olmuş bir soruya yanıtını siz verebilirsiniz.’’ Çok gezen mi çok okuyan mı bilir’’.
Seyahat etmenin insanlar üzerindeki psikolojik etkisi yadsınamayacak düzeyde etkilidir. İmaj kavramını etkileyen faktörler arasında sayılır. Dünya turizm örgütü kaynaklarında en çok seyahat eden ülkeler sıralamasına bakıldığında, alenen yapay oluşturulmuş bir sosyal ortamdan kaçarak, yeni yerler görme ve keşfetme gereği apaçık ortadadır.
Psikolojik arınma sadece tıbbi sağrı çalışmalarıyla değil, seyahat bilincinin kontrolü ve harekete geçirilmesiyle de sağlanmaktadır. Yoksa sizin hala Hintli bir gurunuz yok mu? Modern tıbbın’’ burası son durak’’ dediği yerlerde, insanlar alternatiflerini de seyahat ederek kendi yaratmaktadır. Seyahat etme arzunuzu hiç yitirmeyin. Bolca gezin, ülkeler, insanlar ve kültürler keşfedin. Bunların bir gün ruh hayatınıza ve iç dünyanıza pozitif olarak nasıl döndüğünü inanın anlayamayacaksınız.

Yücel Taşyürek 

Profesyonel Turist Rehberi & Seyahat Uzmanı

Rodos Adası Gezilecek Yerler



Eğer bolca yüzmek, güneşlenmek, sakin, huzurlu koylar keşfetmek, huzurdan sıkılınca kalabalığın içine karışmak, hem tarihi bir seyahat hem de eğlenceli bir yaz tatili planlıyorsanız size Rodos gezisi verelim.
Rodos, diğer yakın yunan adalarına göre, türklerin azınlıkta olduğu, çoğunlukla Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rastalayacağınız bir ada. Eğer kıyaslamaya devam edecek olursak, diğer yunan adalarında bulduğunuz ve nefes aldığınız samimi, küçük köy duraklarını, taş evlerin arasında kalmış köy meydanlarında frappe içme deneyimiyle Rodos’ta sıkça karşılaşmayacaksınız.
Ancak, neler bulacağız derseniz; toplu bir Rodos gezilecek yerler rehberi oluşturmak amacıyla, Rodos’ a nasıl gidilir ve Rodos’ ta konaklama kısmından sonra, Rodos’ ta neler yapılır bölümünde – detaylı bir şekilde – şehir merkezini ( daha çok old town ) ve Rodos plajlarını, Lindos Köyü’ nü, St Pauls koyunu, Anthony Quinn koyunu, Kallithea’yı , diğer plajları ve alternatif gezi rotalarını ele alalım.

1. Rodos’a Nasıl Gidilir?
Rodos’ a Marmaris’ten, Fethiye’ den, Bodrum’ dan veya Datça’ dan deniz yoluyla ulaşabilirsiniz.

1. Uyarı: Nedenini anlamadığım şekilde biletler çok pahalı.
Marmaris Gidiş- dönüş Rodos feribot ücreti 68 Euro.(farklı gün gidiş-dönüş) Sakız, Midilli, Kos, Tasos gibi adalarla kıyasladığında bu ücret çok yüksek. Peki değer mi ? Yazının ilerilerinde siz karar verin.
Rodos’ a uçakla ulaşım da mümkün. Aegean Airlines ‘ın ve THY’ nin bildiğim kadarıyla aktarmalı uçuşları var.

2. Uyarı: Arabayla gitmek çok meşakatli ve yorucu. Deneyen ve yanılan biri olarak diyebilirim ki en azından Dalyan’ a uçun ve ordan Marmaris’ e geçip feribota binin. Bu da bana göre, Rodos’ a nasıl gidilir’ in optimum cevabı.

2. Rodos’ ta Nerede Kalınır?
Rodos adasında 5 yıldızlı müthiş oteller, lüks ve konfor bulabilirsiniz. Hatta para, sizin için dert değilse, Sheraton ‘ da bile konaklayabilirsiniz. Bunların dışında, merkeze yakın bir yerde veya Faliraki de kalmanızı tavsiye ederim.

3. Rodos’ta Gezilecek Yerler &Aktiviteler
Rodos, olağan üstü güzellikte koyları, plajları, eski şehir merkezi, yeni şehir merkezi ile hem doğa hem şehir tatili yapabileceğiniz bir yer. Adada kesinlikle araba kiralayın. (her yunan adasının gerekliliği gibi) Ada büyük ve gideceğiniz yerlere toplu taşıma ya yok yada çok nadir var. Ayrıca Rodos’ ta gezilecek yerler birbirinden hayli uzakta.
Avrupalı turistler yoğun olduğu için, alışkın olduğumuz yunan adası kimliğini biraz kaybetmiş diyebiliriz ancak bu durumun artıları da yok değil. Cam tabanlı tekneler, 2 saatlik kayık turları, offroad turlar gibi zorlama turistik aktiviteleri geçersek adada dalmanız, balık tutma turlarına katılmanız günlük tekne gezilerine katılmanız mümkün.


Adada onlarca plaj var ancak ben, şimdilik başlıca plajlardan bahsedeyim. Birinci plaj : Eli Beach. Eli ‘den başta söz etmek istedim çünkü şehir merkezine çok yakın- yürüyerek gidebilirsiniz- . Deniz temiz ancak biraz kalabalık. Şezlonglar ücetli – 5 Euro. Bence burada zaman kaybetmeyin ancak az a zamanınız varsa tercih edebilirsiniz. Geceleri çok dalgalı ( Gece denize girmek isteyeceğinizden değil de burda yürüyüş yapmak isterseniz pek keyifli olmayabilir diye yazıyorum)
Kallithea (Springs)
İkinci bahsetmek istediğim plaj Kallithea. (Term ve Kallithea Springs diye de geçiyor) Bu koy, hem deniz çeşitliliği bakımından hem doğal yapılarından dolayı bana göre eşsiz bir güzellik. Arabanızı yukarı parkettiğinizde ( denize merdivenle iniyorsunuz) solda girişinde güzel bir havuzu olan, taş yollu bir tesis var. Bu tesis Çeşme Alaçatı daki sonradan görme beach lere benziyor bana sorarsanız. Ancak giriş ücreti uygun: 5 Euro.
Kallithea’da, sağ taraftaki (haritaya göre güney kısmındaki)koy ise daha samimi ve denizi daha güzel. Ancak kayalık sevmiyorsanız size göre değil. Denize kayalıklardan yahut küçük merdivenlerden giriyorsunuz ve eğer dikkatli olmazsanız her an bir kayalığa ayağınızı çarpabilirsiniz. Benim tavsiyem deniz maskesi bulundurmanız yönünde. Çünkü hem kolunuzu , kafanızı kayalıklara çarpmazsınız hem de envai çeşit canlıyla beraber yüzersiniz.
Burala ilgili ikinci tavsiyem ise, gün batımında gelmeniz. Sessiz, sakin, kimsecikler yokken denize girip güneşi batırın.Rodos gezilecek yerler listemde en başta yer alıyor Kallithea Springs…

Anthony Quinn Koyu
Geldik adanın en ünlü plajlarından birine: Anthony Quinn Koyu. Bu şahane koya gitmek biraz zorlu. Tabelaları çok küçük ve Yunanlılar buraya Anthony Quinn demeyi pek istemiyorlar. Yunanistan’ı çok seven Anthony Queen, Rodos adasında The Guns of Navarone filminde rol aldıktan sonra bu koyu satın almak istemiş. Adı buradan geliyor.
Dönelim koyun şahaneliğine. Plajda şezlonglar ücretli – 5 euro ancak bu bileti atmayın 3 koyda daha geçiyor. kıyıdan denize girebiliyorsunuz ve ileride denizin içinde görünmeyen kayalıklar var bunların üzerinde oturabilir dinlenebilirsiniz. Denizi çok temiz ve büyüleyici bir koy. Ancak plajın üzerinde bulunan kafe- restaurant için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Lindos
Lindos Köyü ve Limanından bahsedelim. Turların otobüs otobüs insa taşıdığı bu köy girişte sizi biraz korkutabilir. Otopark bulmanız- düzenli otoparklar olmasına rağmen- zor. o yüzden koya hiç inmeden yukarıda arabanızı bırakın. (yaklaşık 10-15 dk yürüme mesafesi var) Rodos’ ta gezilecek yerlerin başında geldiğini tur otobüslerinden anlayacaksınız.
Geleneksel benzetme şölenine katılırsak Lindos Köyü , Portofino nun neredeyse aynısı. Dar sokaklar taş evler, limon ağaçları, avlular… Köyde zaman geçirmek keyifli, o yüzden bir kafede oturup frappe içebilirsiniz. Ayrıca eşeğe binme gibi zorlama turistik aktiviteler de mevcut.
Daha sonra aşağı, St Pauls koyuna doğru yürüyün. Plaj genellikle çok kalabalık değil.( bu kadar turistik olmasına rağmen) Şezlonglar burda da ücretli (5euro) Buranın plajı kumsal ve denizi derin değil. Torun tombalakla, çocukla gelmek isteyenlere önerilir.

Kelebek Çiftliği
Adada “mutlaka yapın” dedikleri bir Kelebekler Vadisi- Çiftliği gezisi var. Yolda, tabelalar felaket olduğu için ve google maps te doğru düzgün işaretlenmediği için, tali yollara girip 2 saatte bulabildik. Tabii zamanımız geçtiğinden girip gezmek istemedik ve yola devam ettik. Ancak şöyle bir baktık neymiş ne değilmiş diye. Girişte bile bir sürü kelebek etrafınızda dolanıyor. Eğer vaktiniz bolsa buraya gelip turlayabilirsiniz.
Rodos Old Town – Şehir Merkezi
Plajları ve kelebekler vadisini anlattıktan sonra nihayte şehir merkezine gelebiliriz. Rodos’ta şehir merkezini, sahil şeridi, “old town” ve modern merkez olarak 3’ e ayırabiliriz. Benim önerim , gündüz koylları gezdikten sonra, akşam sahil şeridinde turlarken, old town’ a – eski şehir merkezine girip çıkmanız, daha sonra ise bütün bir akşamınızı old town a ayırmanız.
Rodos Adası’nda old town, büyük bir Eminönü’ nü andırıyor, hareketli sokaklar, renkli kalabalık bir meydan, upuzun bir çarşı… Ancak söylememe gerek var mı bilmiyorum, buradaki restaurantlar , barlar, mağazalar biraz turist tuzağı gibi geldi bana. Adanın diğer yerlerine göre yemek içmek ve alışveriş etmek biraz daha pahalı.rodos gezilecek yerler – 

Palace of Grand Master of Knights
Old Town’ da Palace of Grand Master of Knights ‘ a ulaşabilirsiniz. Orta Çağ Avrupası ve şövaye meraklısıysanız mutlaka Rodos şövalyelerinin mekanı olan bu müzeye girin. (burdan bizim müzeye girmediğimiz sonucu çıkarılabilinir:) Müzeye giriş 8 Euro.
Hazır tarihi Rodos’ tan bahsetmişken, Süleymaniye Camii’ ye ( evet yanlış duymadınız, okumadınız), Rodos Arkeoloji Müzesi’ ne ( genellikle çömlek ve vazo göreceksiniz), Monolithos Kalesi’ ne, tarihi Kamiros’a, Akropoli’ ye uğramayı unutmayın.
Yeni Rodos merkezi ise daha çok alışveriş yapılacak, turistik hediyeler alınacak, adadan ayrılmadan önce vakit geçirilecek bir yer. Ayrıca sokaklarda çok güzel pastaneler, restaurantlar, kafeler bulabilirsiniz. Hazır yemek lafı geçmişken bu konuya da değinelim.
4. Rodos’ ta Nerede ve Ne yenir?
Rodos’ ta diğer tüm yunan adalarında olduğu gibi deniz ürünlerinin dibine vurabilirsiniz. Adada özellikle Türkler tarafından şiddetle tavsiye edilen ve hunharca gidilen birkaç restaurant var. Bunların dışında da birkaç önerim olacak . Buyrun:

1.Tamam Restaurant
Heryerde ısrarla Tamam Restaurant önerileriyle karşılaşacaksınız. Özellikle belirtm4eliyim çok turistik ve kapısında sıra var?!? Ve sıradakilerin yarısı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Nasıl bir öncü kuvvet gittiyse artık vazgeçemez olmuşuz. Sahibi Adrea ve kızları işletiyor. Sırada ev yapımı şaraplarından içebilirsiniz. Yemek önerim ise kuzu incik ve bademli manouri peyniri. Fiyatlar ortalama bir Yunan Adasına göre pahalı.
2. Koukos
Biz bir öğle yemeğinde ziyaret etmiştik ve bahçede oturmuştuk . Şık, güzel bir mekan. Sirkede ahtapot ve mürekkep balığı yemek tavsiyelerim . Porsiyonlar biraz küçük- özellikle greek salad – yunan salatası sanki bir kişilik gibi geliyor. Ancak burası , kesinlikle Rodos’ ta önerdiğim lokantalar arasında.
3. LukumammaEğer lokma kriziniz depreştiyse hemencik gidin, depreşmediyse de muhtemelen önünden geçerken denemek isteyeceksiniz. Twix, Mars, Lilapause gibi çikolatalar, bal badem gibi lezzetlerle lokmanızı deneyebilirsiniz.

4. Thomas Taverna
İlk gün Tamam Restaurant’ taki sırayı görüp buraya kaçtık. Sahibi Thomas, oldukça neşeli bir adam ve her masayla ayrı ayrı ilgilenmeye çalışıyor. Sarımsaklı ekmek kesinlikle isteyin; bunun yanında kılıç balığı ızgara, ahtapot ızgara, midye tabağı ve saganaki denedik. Hepsi lezzetliydi ve porsiyonlar büyüktü.Kısaca “Rodos’ a nasıl gidilir”den, “Rodos’ ta nerelere gidilmeli”den , nerelerde yüzülmeliden söz ettim ve Rodos gezilecek yerler rehberi oluşturmaya çalıuştım. Eğer Rodos’ta doyasıya gezmek, denize girmek, tarihi ve yeni Rodos’u gezmek istiyorsanız, koştur koştur , her yeri hemencecik aradan çıkarmak istemiyorsanız, 4-5 günlük bir Rodos gezisi yeterli olacaktır. Ancak “benim iznim veya zamanım bol değil” diyorsanız en azından 3 gün ayırmanızı tavsiye ederim.


Alıntıdır.

Türkiye’de Ölmeden Önce Mutlaka Gitmeniz Gereken 10 Tatil Yeri



Her kategori için, özel hazırlanmış bir “ölmeden önce yapılacaklar” listesi olmuştur her zaman. Biz de Türkiye’nin mükemmel güzelliklerini iyice araştırdık, bazı elemeler yaptık ve Türkiye’de ölmeden önce görülmesi gereken yerler listesini sizler için hazırladık. Dilerseniz hemen listemize geçelim…
1) Ege’den Değil; İstanbul’dan Başlamak…




Tatil dendiği zaman hiç şüphesiz Ege ya da Akdeniz kıyıları akla gelir. Ama konu “ölmeden önce” listesi olunca durum değişiyor. Bu nedenle önceliğiniz mükemmel dünya şehri İstanbul olmalı. Bir tatilden çok daha ötesini sunacak olan bu şehir; Aya Sofya Müzesi, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Bölgesi, Yerebatan Sarnıcı ya da Boğaz manzarası ile sizlere mükemmel bir içerik sunar. Her günü ayrı bir heyecan ve zevkle yaşayacağınız bu şehirde, tatilden daha öte bir deneyim elde edersiniz. Üstelik bir noktasında denize girebilir, diğer noktasında mükemmel bir boğaz manzarası eşliğinde lüks bir yemek yiyebilirsiniz… Ya da kendinizi İstiklal’den Tünel’e doğru insanların arasında kaybolmuş, her şeyi unutmuş bir şekilde ilerlerken bulabilirsiniz.
2) Tatil Yaparken Uçmak; Selçuk, İzmir…



Hayatınız boyunca ülkemizde ya da farklı bir ülkede birçok noktayı gezmiş olabilirsiniz. Fakat Selçuk’ta yaşayacağınız paraşüt deneyimi emin olun ufkunuzu genişletecek. Birkaç gün süresince o mükemmel bölgenin tadını çıkarmak, yeşilin ve İzmir’in doğal yapısının farkına varmak daha ilk aşamada sizi huzurlu bir sürece götürecek. Akabinde birkaç ufak ön kurs ile birlikte bir anda kendinizi metrelerce yüksekte bulacak ve önce o mükemmel manzarayı bir tablo gibi izlemenin tadını çıkaracaksınız. Sonrasında ise, o manzaraya doğru özel bir atlayış yapacak; aşağıya doğru süzüleceksiniz…
3) Farklı Bir Tatil Süreci; Doğu Expresi




Tatil demek, illâ denizin ve kumun eşliğinde bir otelde yer almak mıdır? Tabii ki hayır… Doğu Expresi sayesinde Ankara’da başlayacağınız ve Kars’a kadar devam edecek olan, tatilden çok daha öte bir deneyim sizleri bekliyor olacak. Yataklı vagonları, dağların arasında seyir halindeyken o sessiz, her şeyden uzak anların getirdiği dinginlik… En önemlisi de, kartpostallardan görmeye alışkın olduğunuz birçok manzara. Kısacası, ölmeden önce bir tatilden daha ötesini yaşamak, görmek, keşfetmek…
4) Duru, Naif, Heyecanlı; Fethiye




“Ben deniz-kum-güneş üçlemesinin tadına varacağım, ama heyecan da olsun…” diyorsanız sanırım gitmeniz gereken bir diğer mutlak adres Fethiye olacak. Arkanıza alacağınız kocaman yemyeşil dağlar, önünüzde sizi bekleyecek olan mükemmel masmavi bir deniz. Tüm bunların arasında ise; sadece denize girmenin yanı sıra, paraşüt, doğa yürüyüşleri ve kampçılık gibi size sunulan onlarca heyecanlı aktivite. Kısacası, sıradan bir tatilden; heyecanlı bir deneyime kadar her şey.
5) Suyla Mücadele Etmek; Kaş, Antalya




Kaş, Fethiye’deki gibi size alıştığınız tatili en iyi şekilde sunar. Antalya’nın ve Akdeniz’in tüm tatil özelliklerini bir arada bulursunuz. Fakat bunların dışında asıl heyecanı kano ile yaşarsınız. Dakikalar süren macera dolu bir kano yolculuğu, suyla olan en eğlenceli mücadeleyi yapmanıza olanak sağlar.
6) Kitesurf ve Körfe; Gökova, Muğla




Muğla’dan yola çıkar, bir süre sonra sürekli bayırlardan aşağıya doğru inersiniz. En aşağıya ulaştığınızda ise, her şeyden uzak o mavilik karşılar sizleri. Maviyi ve yeşili en heyecanlı şekilde görür, Kitesurf ile deniz üzerindeki en zevkli, en heyecanlı anlara adım atarsınız.
7) Beyazın En Özel Hali; Pamukkale Travertenleri, Denizli




Görsel anlamda mükemmel bir tablo, kartpostal; içerik anlamında huzurlu, sağlıklı bir traverten keyfi. Ayaklarınız traverten içerisinde yapacağınız o ufak gezinti, farklı bir deneyim olacak sizler için. Tabii Pamukkale Travertenleri çevresindeki yöresel lezzetler, doğal tatil deneyimini de belirtmek lâzım bu aşamada.
8) Efes Antik Kenti Tiyatrosu; Selçuk, İzmir




Bölgede yapacağınız 1-2 günlük konaklama, başta Efes Antik Kenti Tiyatrosu olmak üzere birçok farklı tarihi yer ile karşı karşıya kalmanıza olanak tanıyacaktır. Tarihi ve tatili bir arada yaşamak için; ölmeden önce mutlaka 1-2 günlük Efes Antik Kenti Tiyatrosu ziyareti şart.
9) Balona Binmek, Uçmak, Uzaklaşmak; Nevşehir




Mükemmel bir doğa sizi karşılıyor; diğer yandan Peri Bacaları inanılmaz bir görsel şölen yaşatıyor. Her şey zaten mükemmel iken, bir de balon deneyimi yaşanıyor… İşte o andan sonra en romantik, en heyecanlı dakikalarınızı yaşıyorsunuz hayattaki. Bir balonla, o mükemmel manzaranın bazen yakınından, bazen çok uzağından geçmek…
10) Birçok Farklı Seçeneğiyle; Bursa




Bir yandan kış aylarında Uludağ’da hayatınızın en iyi kar tatilini yapabilir; diğer yandan Cumalıkızık ya da Ulu Camii gibi gerek tarihsel gerekse de yöre açısından önemli birçok farklı noktayı gezme şansına sahip olabilirsiniz. Dünyanın en uzun teleferik hattında, kendinizi adeta bir Avrupa kentinde gibi hissedebilirsiniz. Kısacası tarihi, mükemmel ve yeni deneyimlerle dolu bir kış tatilini bir arada sunar sizlere.


ALINTIDIR.

2000 Yıllık Gizemli Gelenek: Asılı Tabutlar




İnsanlığın yaratmış olduğu tüm değerlerde onun ölümsüzlük isteği hemen göze çarpıyor. Ölülerine dinsel ritüeller uygulayan ve onları gömen ilk canlı 250.000 ila 35.000 yıl önce yaşayan Neandartal insanıydı.
Dünyanın bazı yerlerinde, kuşaklar boyunca uygulanan bazı gelenekler vardır ki entelektüel dünyadaki diğer ulusların tabiatına oldukça garip gelebiliyor. Hindistan’da bu gün bile kadınlar hala yasal olmamasına rağmen ölen kocalarıyla birlikte diri diri yakılabiliyor.
Hititlerde, ölen kralsa yalnız etlerini yakar, kemiklerini yağlarlar, güzel kokularla yıkayarak özel bir kaba koyup gömerlermiş.
Madagaskar’ da yerlilere ait bir gelenekte ölen kişinin yakınları özlem gidermek için ölüyü mezardan çıkarır ve kefenini değiştiriyorlar.
Sümerlerde eğer kral veya kraliyet ailesinden biri ölürse, ölen için insan kurban etmek oldukça yaygın bir gelenekti. Ölen kimsenin yakınları, askerleri, karısı, cariyeleri, hayvanları da beraber gömülürdü.Böylesi ilginç geleneklerden biri de Filipinler‘in Sagada halkı ile bir zamanlar Çin’de yaşamış gizemli Bo insanlarının cenaze merasimleri. Bu iki halk cenazelerini toprağa gömmek yerine el yapımı ahşap tabutlara koyup dik kayalıklara asarak defnediyorlar.
Bu geleneğin tam olarak nereden ve nasıl geldiği bilinmemesine rağmen, kökeni hakkında çeşitli varsayımlar bulunuyor. Cenazelerin yükseğe asmakla onların cennete daha yakın olacakları düşünülüyor. Cesetlerin vahşi hayvanlar, deprem veya seller tarafından zarar görmesini önlemek düşüncesiyle de böyle bir uygulamaya gidildiği sanılıyor.
Filipinler‘in Luzon Adasında yer alan dağlık bölge Sagada’da, ölülerini kayalıklara asmak ritüeli 2000 yıldan fazla süren bir gelenek olarak devam etmiş. Sagada çevresindeki kutsal kabul edilen vadide, dik kayalıklarda yüzlerce asılı halde bulunan tabut bulunuyor.
Bu benzersiz ritüel kasabanın ileri gelenleri ve yaşlıları için düzenleniyor. Bu kişiler ölmeden önce kendi tabutlarını sert ağaçtan kendileri oyarak hazırlıyorlar. Eğer kendileri bunu yapamayacak kadar yaşlı veya hasta iseler çocukları veya yakınları tarafından defnedilecekleri tabutlar hazırlanıyor. Ağırlıkları 150 kilogramı bulan tabutların kapaklarında çoğunlukla hayvan veya kertenkele figürleri bulunuyor.
Defin işleminden önce 5 gün süren ön merasim yapılıyor. Bir çeşit mumyalama süreci olan bu sürede ölü beden sangadil adı verilen ölü sandalyesine oturtulup otlarla ovulup, tütsüleniyor. Hazırlanmış tabuta yerleştirilmeden önce bedenler cenin pozisyonunda kefenleniyor. Kefenleme işleminde, ölünün boyundan küçük olarak yapmış tabutlara yerleştirilebilmesi için bazı kemikleri de kırılmak durumunda kalıyor.
Tütsülenip kefenlenmiş ceset, belden yukarısı çıplak olan kabilenin erkekleri tarafından alkışlar içerisinde itilip kakılarak kasabada dolaştırılıyor. Bu merasimde cenazeyi omuzda taşımanın iyi şans getirdiğine inanılıyor. Bu yüzden cesedi taşımak isteyen yakın akrabalar birbirleriyle sürekli bir tartışma içerisinde kasabada yürümeye devam ediyorlar. Eğer bu dolaşma sırasında cesetten taşıyan kişiye kan bulaşırsa bunun iyi şans olduğuna inanılıyor.
Cesedi yerleştirmeye hazır tabutlar, Echo Vadisi gibi, sarp uçurumların bulunduğu kayalıklara ahşap iskeleler yardımıyla, halatlarla yerden 10-20 metre yüksekliğe kadar çekilip çakılan kazıkların üzerine sabitleniyor. Sonra kefenlenmiş beden halatlarla çekilip bu tabutlara yerleştiriliyor. Eğer daha önce bir ailenin tabutu orada varsa onun üstüne veya yakınına yerleştiriliyor.
Sagada İnsanları bu şekilde gömülmeyi tercih etse de günümüzde artık normal cenaze merasimleri düzenleniyor. Asya’nın en kalabalık Hıristiyan nüfusuna sahip olan Filipinler’de, en son asılı tabut cenaze merasimi 2010 yılının Aralık ayında yapılmış.
Sadece dik kayalıklar değil aynı zamanda bazı mağaralarda da yüzlerce tabut dizilmiş halde bulunuyor. Lumiang Mağarası’nın girişinde, bazılarının 500 yıllık olduğu düşünüldüğü, birçoğu zarar görmüş tabutlardan onlarcası tavanına kadar üst üste dizilmiş halde görülebilir. Zaman içerisinde bölgeyi ziyaret eden turistler kemiklerin bazılarını hatıra veya hediyelik olarak almışlar.
Asılı tabutlar, Filipinler’in Sagada Kasabası dışında, Çin’in Sichuan ve Yunnan illerinde ve Endonezya‘nın Sulawesi Adası’nda da bulunuyor. Günümüz Sichuan ve Yunnan illerinde, 3000 yıl önce oldukça parlak bir kültür yaratmış Bo İnsanları da bu geleneği uygulamış.


Alıntıdır.

Kremlin Sarayı ve Kızıl Meydan

İlgili resim

1 Kremlin ve Kızıl Meydan (1156 - 1850) Moskova, Rusya IIvan’ın malikânesi olarak inşa edilen Kremlin sarayı 1917 Rus İhtilaline kadar Rus Çarlarının resmi sarayıdır Halen bugün Başkanın çalışma ofisi olarak kullanılmaktadır Kremlin Sarayının önü Kızıl Meydan’dır – birçok kişinin 1 Mayıs gösterileriyle bağdaştırdığı etkileyici ve muhteşem bir meydan Meydanda ayrıca 1550 yıllarında Korkunç Ivan’ın Kazan Moğol kalesini ele geçirmesinin onuruna yapılan St Basil Kilisesi de bulunmaktadır

2 Moskova'daki Kızıl Meydan'da bulunan ve Moskova'nın sembolü olan Kremlin Sarayı, Çar Korkunç İvan tarafından 1155'te yaptırılmıştır Eski bir savunma kalesi olan Kremlin, 19 metre yükseklikte kırmızı bir duvarla çevrilidir Bu duvarın çevre uzunluğu 2250 metredir Duvarın giriş yerlerinde ve köşelerinde büyük kuleler vardır En büyük kule 72 metre yüksekliktedir Burada ilk yapı 14 yüzyılda yapılmış, daha sonra yeni ilavelerle büyümüştür Kremlin'in içinde harika saray ve kiliseler vardır Fakat bunların hepsi İtalyan ve Alman mimarları tarafından yapılmıştır ve Rus mimarlık sanatını yansıtmazlar
Kremlin Sarayı'nın hemen yakınında bulunan ve Aziz Basileios adına Korkunç İvan tarafından yaptırılan Saint-Basile Katedrali, yalnız Moskova'nın değil bütün Rusya'nın en orijinal eseridir ve dünyada buna benzeyen başka bir kilise yoktur Çünkü bu yapı şark stilinde bir kilisedir Kubbeleri İslami eserlerin kubbelerine benzer
Katedralin inşaatına 1555'de başlanmış, 1560'da bitirilmiştir Yapının mimarı Barma adlı bir Rus'tur 11 bölümü ve 8 kubbesi vardır Kubbelerin yükseklik, süsleme ve renkleri birbirlerinden farklıdır Fakat hepsi soğan başı gibi yuvarlak ve sarmal dilimlidirDüz, gofre veya prizmatik çinilerle kaplanmışlardır En yüksek kulenin kubbesi altın yaldızlıdır
Kremlin sarayı Rus hükümetinin residansı olarak hala kullanılmaktadır Müze haline getirilmiş olan diğer saraylarda, çarlara ait mücevherler, mobilyalar ve diğer eşyalar sergilenmektedir ve bunlar hem sanat hem de maddi değer bakımından bir hazine sayılmaktadır

3 Rusya’nın sembolü olan Kremlin, Moskova’nın en eski yapısıdır Moskova’nın en eski Katedral Meydanı, Kremlin’in merkezidirKremlin Katedralleri ( Başmelek Katedrali, Meryem’e Müjde Katedrali, Çarların ve Imparatorların Taç Giyme Törenleri’nin düzenlendiği Uspenski Katedralleri ) bu meydanda bulunmaktadır Meydan da adını onlardan almıştır Meydanda katedrallerin dışında ayrıca 1508’de yapılan altın başlı Büyük Ivan Çanı ve adını ön cephesindeki hudutlardan alan, 1491’de inşa edilen Fasetalı Saray bulunmaktadır Kremlin’in bu bölümünde merasim törenleri düzenlenir, yabancı ülkelerden gelen Büyükelçiler kabul edilirdi

Kremlin Sarayı Tarihi
Rusya’nın sembolü olan Kremlin, Moskova’nın en eski yapısıdır Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın konağı Kremlin’dedirKremlin pek çok kez restore edilmiştir Kırmızı tuğlalarla örülü kule ve duvarları, XV yyda yapılmıştır
1547’de Moskova’daki Kremlin Sarayı’nda taç giydi Eski Rus kentlerinin birçoğunda bir kremlin ya da kale bulunur Ancak o andan itibaren, Moskova’daki hisar Kremlin idi 12 yüzyılda Moskova kurulup büyüdükten sonra merkezin etrafını kale çevreliyordu Üçgen şeklindeki şehir Moskova Nehri’nin yanında 28 hektarlık bir alanı kaplıyor Içindeki çarların sarayları ile kiliseler yer alıyor 1917’deki ihtilalden sonra Kremlin, Sovyet devletinin üssü oldu.


Alıntıdır.