2017 ERKEN REZERVASYON FIRSATLARINI YAKALAYIN.... AYRICALIKLI OLMANIN TADINI ÇIKARTIN... DETAYLI BİLGİ VE REZERVASYON : 0224 225 4343

Online Otel / Tatil Rezervasyonu


Booking.com

Bir Şehrin Tadı: Kavala Kurabiyesi











Kavala’dan Edirne’ye, Edirne’den tüm Türkiye’ye yayılmış muhteşem bir tat, Kavala Kurabiyesi… Adını Yunanistan ve Balkanlar’ın en önemli şehirlerinden biri; yani Kavala’dan alan bu kurabiye, Türk mutfağına Osmanlılardan miras kalan bir lezzet! Mübadele döneminde bir liman kenti olan Kavala’dan, Trakya’ya geçen göçmenler sayesinde yayılmış ve kısa sürede herkes tarafından sevilmiştir. Yıllara meydan okuyan, tadı aklımızdan düşmeyen lezzetKavala Kurabiyesi, asırlardır pek çok insanın damağını şenlendirmekte… Yunanistan’ın Kavala kentinde yapılan bu kurabiye; badem, un ve pudra şekerinin mükemmel bir birleşimidir. Peki Kavala Kurabiyesi nereden gelmektedir derseniz, gelin bir bakalım…









Kavala şehri şu anda Yunanistan topraklarında bulunan bir sahil kentidir… 1387’den 1912’ye kadar bir Osmanlı toprağı olan Kavala, Balkanlar ve Osmanlı toprakları açısından önemli bir yere sahipti. Orta Çağ surlarıyla kaplı Kavala, kendine özgü mimarisi ve Kanuni’nin yaptırdığı su kemerleri ile önemini arttırmıştır. Bu şehirde yapılan Kavala Kurabiyesi ise Osmanlı mutfağına ait geleneksel bir lezzettir. Osmanlı’nın mirasçısı Türk mutfağına kalan bu eşsiz lezzet, halen Kavala’da yapılmaktadır. Eğer bu güzel şehri gezmek isterseniz Kavala Turları‘nı tavsiye ederiz…







Türkiye’ye Osmanlı toprakları dağıldıktan sonra mübadele döneminde gelen Kavalalılar ise, bu geleneksel lezzeti yaşatmış ve atalarının marifetlerini göstermeye devam etmişlerdir. Kapalı bir kutuda haftalarca taze kalan Kavala kurabiyesini özellikle Edirne’de yiyebilirsiniz. Aslanzade ve Keçicizade’nin büyük bir ustalıkla yaptığı kurabiyenin farkını, ağzınıza attığınız anda fark edeceksiniz. Yemeye başladığınız andan itibaren ağızda dağılan, damak çatlatan bu lezzet ancak maharetli ustaların elinden çıkabilir…




Adı değişik coğrafyalarda Edirne Kurabiyesi, Un Kurabiyesi, Damat Kurabiyesi olarak adlandırılsa da bu kurabiyenin asıl adı Kavala Kurabiyesi’dir. Bu kadar güzel bir tada ve kıvama sahip olan Kavala Kurabiyesi’nin lezzetinin sırrı, kavrulmuş bademdir… İçerisine zaman zaman bal ve tahinin de konulduğu kurabiyenin tarifi değişiklik göstermektedir. Hamuru ay şeklinde kesilerek pişirilen, ardından pudra şekeri ile beyaz bir büyü yapılan Kavala Kurabiyesi, tadına doyum olmaz bir lezzet! Eğer siz de damağınıza düşkünseniz, bu kurabiyeyi Türk kahvesi ya da süt eşliğinde denemenizi tavsiye ederiz.



Kavala Kurabiyesi Tarifi:


Malzameler:

* 1,5 su bardağı toz badem (165 gr)


* Hemen hemen 3 su bardağı un (330 gr)

* 1 su bardağına ek olarak 3 yemek kaşığı pudra şekeri (180 gr)


* Tuzsuz tereyağı (130 gr)

* 1 tatlı kaşığı vanilya özü

* 1 adet büyük boy yumurta

* 1 tatlı kaşığı kabartma tozu

* 1 çay bardağı tuzsuz badem

Hazırlanışı:

İlk olarak toz bademi ve unu teflon bir tavada, kokusu çıkıp rengi değişene dek yanmadan kavurun… Daha sonra başka bir kapta pudra şekerinin 60 gramını alarak tereyağı, vanilya özütü, yumurta ve kabartma tozunu mikserle çırpın. Bu un ve badem karışımına ek olarak diğer malzemeleri de katarak hamuru yoğurun. Son olarak bütün bademleri de koyarak yoğurmaya devam edin ve yumuşak bir hamur haline getirin.

Merdane yardımıyla 1 cm kalınlığında açtığınız hamurdan, ay şeklindeki kalıp ile parça hamurlar çıkarın. Ardından tepsiye yağlı kağıt sererek, ay şeklindeki hamurları dizin. Önceden ısıtılmış 165-175 derecelik fırında, 20-25 dakika pişirin. Kurabiyeler fırından çıktıktan biraz sonra üzerine bol pudra şekeri dökerek servis edebilirsiniz.

afiyet olsun.....

Asla uyumayan şehir New York




”Büyük Elma”, ”Gotham” ve ”Asla Uyumayan Şehir” lakaplarıyla bir Amerikan rüyası olan New York City!

Gökdelenleri, Times Meydanı, Broadway’i, Central Park’ı, Özgürlük Heykeli ve taksileriyle henüz gidip görmeyenlerin bile hafızasına kazınan şehir, bütün ihtişamıyla herkesin hayallerini süslemeye devam ediyor… Amerika’da birçok sosyal ve kültürel akıma beşik olmuş bu dünya şehri; sayısız diziye, filme, şarkılara konu edilmiş ve birçok yeniliğin çıkış noktası olmuştur. Bizler de bu ay New York’u anlatmak ve sizlerle beraber keyifli bir yolculuğa çıkmak istedik…

New York’un gözde bölgesi Manhattan ise, şehrin en hareketli ve en renkli bölgesi… Turistler de genelde Manhattan ve çevresini gezmeyi tercih ediyorlar. Tabi New York denilince kısaca eğlenceden söz etmeden de olmaz; New Yorklular keyiflerine de oldukça düşkün olduğu için, şehirde eğlence 24 saat devam eder halde. Her yerde bir partiye ya da bir etkinliğe rastlamak mümkün! Şehirde herkese uygun bir eğlence mutlaka var, bu açıdan yolu bu rüyalar şehrine düşenler için, eğlencenin tadını çıkartabilecekleri pek çok seçenek bulunmakta…



New York sokakları, taksileri, şık giyinen insanları, telaşlı kalabalığı ve benzersiz mimari yapısıyla, hayatı bu zamana kadar izlediğimiz Hollywood filmlerinin içinde gibi yaşıyor. Bildiğiniz gibi taksiler bile şehirle bütünleşmiş durumda. Şehrin simgesi olan bu taksilerde, arka koltuk ile şoförün bulunduğu yeri ayıran kırılmaz camdan bir panel ve kredi kartı ile ödeme yapabilmeniz için post cihazı bulunuyor. Metro ise yabancısı olanlar için biraz karışık gelse de, tabiri caizse her sokağa ulaşabileceğiniz geniş bir metro ağına sahip. Bu açıdan genel olarak New York’ta ulaşım trafik dışında, hiç zor değil…

Flatiron Binası:



1902 yılında yapımı tamamlandıktan sonra tarihte bir çığır açtığı kabul edilen Flatiron Binası, New York’taki ilk gökdelen olarak biliniyor. Broadway ile doğu 22. ve 23. sokaklarının birleştirdiği köşede, üçgen şeklinde yapılmış olmasıyla da oldukça dikkat çekici bir yapı. Ütüye benzediği için İngilizce’de bu anlama gelen Flatiron ismini almış… Bina turistler için fotoğraf çekilecek sembollerden biri olarak, hala şehirde dev gökdelenler arasında ilgi görmeye devam ediyor.

New Yorklunun bahşiş sevdası:

New York’ta bahşiş vermek zorunlu bir sistem desek yanlış olmaz… Taksiler bile sizden bahşiş alıyor. Bir yerde yemek yediğiniz zaman, hesap gelirken ödemeniz gereken minimum tutardan yükselerek artan bahşiş seçenekleri de hesabınızın altına not düşülüyor. Bahşiş, %5’lik ya da %10’luk gibi oranlarla başlıyor ve giderek artıyor, siz de gönlünüzden hangisi koparsa ödüyorsunuz ama gönlünüzden ödememenin geçmesi gibi pek bir ihtimal olmadığını söyleyebiliriz…

Tam anlamıyla bir kültür mozaiği…

New York, Amerika’ya göç edenlerin ilk duraklarından biri olduğu için her kültürden ve milletten insan bu şehirde yaşıyor. Öyle ki, vakti zamanında yapılan göç akınlarında meydana gelen göçmen mahalleleri, günümüzde bile New York’un renkleri olarak bir kültür mozaiği olarak karşımıza çıkıyor.

Little Italy:

Birkaç sokaktan oluşan bu küçük İtalyan mahallesi, yan yana dizilmiş İtalyan restoranlarıyla turistlik bir bölge olarak New York’a gelenlerin gezdiği ilk yerlerden. Çin Mahallesi’nin yanına kurulan bu İtalyan mahallesinde en leziz lazanya ve tiramisuların keyfini çıkartabilirsiniz…

China Town:

Ne ararsanız bulabileceğiniz, kalabalıktan şaşkına döneceğiniz ve bir o kadar da atmosferden etkileneceğiniz Çin Mahallesi, görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında. Üstelik Little Italy, China Town ve Soho birbirine o kadar yakın ki, hepsini yürüyerek dolaşabiliyorsunuz…

Rockefeller Binası:

Genelde adını komplo teorileri ve zenginlikleriyle duymuş olduğumuz Rockefeller ailesinin sahibi olduğu bu bina, New York’un gösterişli alışveriş merkezlerinden biri. 80. kata çıktığınızda Empire State binasının da içinde olduğu, harika bir Manhattan manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Belki de bölgedeki gökdelenler arasında en iyi görüş açısına sahip olduğu söylenebilir. Binanın tepesinde bulunan korkuluksuz ve camsız alana çıkmak için giriş ücreti ödemeniz gerekse de binanın geri kalanı ücretsiz gezilebiliyor…

Dünyaca ünlü markaların yanı sıra, her tarza ve zevke ait ürünlerin kolaylıkla bulunabileceği mağazaların sıralandığı caddeler, New York’ta alışveriş yapmayı çok keyifli hale getiriyor. Modanın başkenti olduğunu söyleyebileceğimiz New York’ta, tekstil ürünleri oldukça uygun fiyatlı ve outlet kültürü de tüm şehre hakim olmuş durumda… Marshalls, Macy’s gibi mağazaların dışında outlet için Century 21 isimli alışveriş merkezi, sanat eserleri ve vintage butikler içinde Soho alışveriş tutkunlarına sınırsız seçenekler sunuyor…

New York’un Yıldızları:

Brooklyn Köprüsü:

1869-1883 yılları arasında East River üzerine inşa edilen dünyanın 8. harikası olduğu düşünülen Brooklyn Köprüsü! Brooklyn ve Manhattan’ı birbirine bağlayan bu köprüyü görmeden geçen bir New York gezisi düşünülemez. Eğer ki Brooklyn Köprüsü’nü birgün ziyaret edecek olursanız fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin çünkü en güzel Manhattan fotoğrafını bu köprünün üstündeyken yakalayabilirsiniz…

Özgürlük Anıtı:



Amerika’nın sembolü haline gelmiş Özgürlük Anıtı’nı ziyaret edebilmeniz için tekne turuna katılmanız gerekiyor. Özgürlük Anıtı’na düzenenler turlarla anıtı gezmek 2,5 saat kadar sürüyor ve hafta sonları da oldukça kalabalık olduğundan, programınızı ona göre yapmanızda fayda var.

Soho:

Birbirinden lüks restoranları, dükkanları ve kafeleriyle Amerika’da ünlülerin sıklıkla dolaşıp vakit geçirdiği Soho’ya kesinlikle uğramalısınız! Mimarisi ile film sahnelerini aratmayan yapısı, her binada görebileceğiniz yangın merdivenlerinin oluşturduğu dokusuyla Soho, etkileyici çizgilere sahip. Özellikle tasarım butikleri, vintage mağazaları ile modaya düşkün kadınları büyüleyeceğini şimdiden söylemek gerek… Entelektüel etkinliklerin merkezi olmasıyla birlikte, İstanbul’da Cihangir ne ise New York’ta Soho da o denebilir…

Times Square:



Gece ya da gündüz fark etmeden fotoğraflarınızı flash kullanmadan çekebileceğiniz, milyonlarca ışığın size selam verdiği, 47. Cadde’de bulunan göz kamaştırıcı bu meydan elbette ilk ziyaret edeceğiniz yerlerden biri olacaktır. Gece ya da gündüz, hareketin hiç eksik olmadığı bu cadde, New York’a neden uyumayan şehir dendiğini çok güzel ifade ediyor…

Empire State:

86 katlı bu etkileyici gökdelen, New York’un en önemli sembollerinden biridir. 1931 yılında yapımı tamamlanan ve o günden bugüne kadar hep şehrin en dikkat çekici ve en etkileyici yapısı olma özelliğini taşımayı başarmıştır. Siz de en üst katına çıkarak fotoğraf çektirebilir ya da New York’u tepeden izlemenin keyfini yaşayabilirsiniz…

Central Park:



“Gökyüzüne doğru uzanan gökdelenlerin ortasında yeşil bir cennet” desek abartmış olmayız. Parkın içine girdiğiniz zaman böylesine büyük bir metropolde olduğunuzu unutup, kendinizi doğanın ortasında hissedebilirsiniz. Park öylesine büyük ki, yürüyerek bitirmek gerçekten çok zor. İçinde göllerin, kuğuların, sincapların bulunduğu bu yer New Yorkluların fazlasıyla keyfini çıkarttıkları yerlerden biri.

St. Pathrick’s Kathedrali:

New York’un en güzel katedrali olan St. Pathrick’s Kathedrali’de mutlaka görmeniz gereken yerlerlistesinde olmalı.

Broadway Müzikali:

New York gezinizi bir de Broadway müzikallerinden biriyle taçlandırırsanız, işte o tatil gerçekten unutulmaz olur! İngilizceniz yeterli olsun olmasın önemli değil, zaten o atmosferin büyüsü size her şeyi hissettirecektir.

Museum Of Modern Art:

Modern sanat eserlerinin sergilendiği New York’un en dikkat çeken müzesi Museum Of Modern Art, bütün sanatseverlerin görmesi gereken bir müze…

Apple:

Gece geç saatlere kadar açık olan Apple Store, günün her saati teknoloji meraklılarıyla dolup taşıyor.

Donut:

New York’lular günün her saati donut yemeye bayılıyorlar.

Bir Hafta Sonu Önerisi İğneada








Gözlerden uzak, neredeyse kimsenin bilmediği, İstanbul’a olan yakınlığıyla mükemmel bir hafta sonu önerisi olabilecek Kırklareli’nin güzel ilçesi İğneada, hafta sonu tatiline girmemize birkaç saat kala karşımızda. Bir çılgınlık yapıp arabaya atlayarak 200 km’lik bir yoldan sonra İğneada’nın el değmemiş doğasına ulaşabilirsiniz. Trakya’nın olmazsa olmaz yeri Kırklareli’nin eşsiz doğasındaki ilçenin 22 km uzunluğundaki sahili görülmeye değer doğrusu.








İğneada öyle bir yer ki daha buraya varmadan bile kendinizi Balkanlarda hissedeceksiniz. Yakın Bölge Otellerinden kendinize uygun olan Kırklareli Otellerinde konakladığınızda bu yemyeşil doğanın içinde kaybolacaksınız. İğneada’ya varmadan Demirköy’deki Dupnisa mağarasının tabelasını göreceksiniz. Burada iki katlı mağara var, mutlaka görmelisiniz. Alt mağaranın içinden Velika Nehri geçtiğinden ıslak mağara denmiş buraya ama üst mağara kuru olduğundan kara mağara olarak adlandırmışlar zamanında. Alt mağaraya indiğinizde sakın korkmayın, yarasalar oldukça bolcadır burada. Kasım-mayıs arasında yarasaların üreme zamanı olduğundan mağaranın belli yerlerine girmek yasaklanır. Ama kuru mağaraya istediğiniz her zaman arabanıza atlayıp doya doya gezebilirsiniz.








İğneada’yı önceden ziyaret edenler bilir Longoz ormanını. Orman Avrupa’nın en büyük ormanı özelliğinde. İğneada’nın en meşhur yerini sorsanız bana; tepedeki köy kahvehanesi derim. Şehre karşı en güzel resimleri burada çekebilirsiniz çünkü. Yakından deniz feneri gördünüz mü hiç? Kahvehanenin biraz ötesinde İğneada deniz feneri görülmesi gereken bir diğer durak. İğneada’nın kıyısında balıkçılıkla geçimini sağlayan insanlar yıllardır burada yaşamalarına rağmen bıkmadan usanmadan bu manzaraya karşı saatlerce otururlar. Siz de kısa yürüyüşlerinizi deniz havası eşliğinde yapabilirsiniz. Ayrıca nefis manzarasıyla beraber tadına doyum olmayan balıkları da İğneada’nın güzelliğini güzellik katmaya yetiyor.


Kısacası ne yapın ne edin bu hafta sonu kaçamağında İğneada’ya yer verin. Hem manzarasında kaybolun hem de lezzetli balıklarının tadına bakın. O zaman şimdiden iyi tatiller…

Güneş yanığına ne iyi gelir?



Deniz sezonun açılması ile birlikte güneş yanığı şikayetleri de artmaya başladı. İşte güneş yanığına karşı uygulayabileceğiniz doğal tedavi yöntemleri...


Güneş yanığı güneşe uzun süre maruz kalınca veya ultraviyole ışık kaynağından etkilenince meydana gelir. Semptomları yanık sonra 24 ile 48 saat arasında fazlalaşır ve devamında kademeli olarak azalır. Yanık acısının önüne geçmeye yönelik yapılabilecek doğal tedavi yöntemleri var.

Güneş yanıkları genellikle güneşe maruz kalındıktan 1-6 saat sonra kendini gösterir.


Güneş yanığı belirtileri; hafif kızarıklık, deriye dokununca ortaya çıkan acı hissi ve derinin su toplamasıdır.


Güneş yanıkları özellikle açık tenli olanlarda ve hassas bir cilde sahip olanlarda daha korkutucu boyutlarda görülebilir. Güneşten daha çok etkilendikleri gibi güneş yanıklarının geçmesi de uzun süreler alabilir.
Vücudunuzda güneş yanığı oluşmasını istemiyorsanız güneşlenirken, yüksek derecede korumaya sahip güneş kremleri kullanılmalı ve uzun süreli güneşlenmeden kaçınılmalıdır.

İşte güneş yanığına karşı uygulayabileceğiniz birkaç öneri...

- Güneş yanığı olduğunda, normalde olduğu gibi, bol miktarda su tüketmeye özen göstermelisiniz. Güneş yanığı olunduğunda cilt gerilir ve susuz kalır. Bu da toparlanma sürecini uzatır.

- Yanık olan bölgeyi su ile ıslattıktan sonra yulaflı banyo ürünlerinden sürülebilir.

- Yanık olan bölgeye, gün içinde birkaç defa olacak şekilde, soğuk ve nemli bezler koyup bekletebilirsiniz. Acının hafiflemesini sağlayacaktır.

- Cilt su topladığında kesinlikle ellenmemeli, kendi kendine geçmesi beklenmeli. Özellikle su toplanmış bölgelerde enfeksiyon riski fazla olacağından bu bölgelere daha çok özen göstermek gerekir.


Güneş yanığının ilk aşamasında ciltte kızarıklık oluşur bu kızarıklık güneş yanığının oluştuğu ilk aşamada sıcağı sıcağına ağrı yapmaz. İlerleyen zaman dilimi içerisinde yanık bölgesinde kaşıntılar oluşur. Akşama doğru özellikle yanık sırt, omuz ve boyun bölgesinde oluşmuş ise bu bölgede elbise ve nevresim, yastık gibi eşyaların teması ile şiddetli bir ağrı ve sancı oluşabilir.. Geceleri terleme, ruh sıkıntısı ve yüksek ateş de yine güneş güneş yanığının belirtileri arasında ilk sırada gelmektedir.
Yanığın derecesi ve ciddiyetine göre evde tedavi veya bir sağlık kuruluşunda yanık tedavisi olmak gerekebilir. Ani oluşan ve şiddetli ağrı ve yara meydana getiren güneş yanıkları en tehlikeli yanık türleri olup bir yanık merkezinde veya uzman cildiyeci doktor eliyle tedavi edilmesinde fayda vardır. Acil servisler de güneş yanıklarına ilk yardım müdahalesi bulunma kapasitesi ve yetkisine sahiptir. Hafif şiddetteki güneş yanıklarına soğuk pansuman iyi gelir. Orta ve şiddetli güneş yanıklarının soğuk suyla pansuman edilmesi kesinlikle tavsiye edilmez çünkü su yanık bölgeyi daha çok kurutur. Ama başlangıçta soğuk suyla yıkamak en azından güneş yanığı acısını dindirmek, hafifletmek ve hatta geçirmek için yararlı olabilir. Acı ve ağrı çok ise ağrı kesici alınabilir. Güneş kremleri güneş yanığı olduktan sonra da sürülebilir.
Güneş Yanığına Evde Doğal Çözümler
  • Öncelikle bol bol su için. Çünkü yanan yerleriniz sürekli su kaybedecektir. Su vücudun direncinin ve güneş yanıklarını iyileştirme sürecinin ayakta kalmasına yardımcı olur.
  • Yanan yerlerinize bol bol soğuk su sürün.
  • Yanma hissi dayanılamayacak duruma geldiğinde soğuk ya da ılık suyla duş alın.
  • Güneş yanığı cildin kurumasına neden olduğu için nemlendirici kullanın. Fakat nemlendirici asla güneş yanıkları su toplamış veya ciltte oldukça hasar varsa uygulanmamalıdır. Nemlendirici güneş yanığı hafif düzeydeyse uygulanmalıdır. Güneş losyonları veya parfüm içermeyen ürünler parfüm içeren ürünlerden daha uygundur. Doğal aloe vera içeren krem ve losyonlar güneş yanığının etkisini sakinleştirir. Çünkü aloe vera sadece güneş kremi olarak değil vücudumuzu besleyici, onarıcı olarak da ön plandadır. Aloe veralı güneş jelleri, aloe veralı güneş kremleri cildimizi nemlendirir, ferahlık hissi kazandırır.
  • Bir örtünün arasına buz doldurup, güneş yanığı olan bölgeye buz uygulamak ağrının kesilmesine ve yanığın iyileşmesine yardımcı olur. Buzu direk yanığın üzerine koymayın, bir örtü içerisinde yanık olan bölgeye uygulayın. Bu şekilde ağrılarınız hafifleyecek ve yanan bölgelerdeki yanma hissi geçecektir. Eğer evinizde büyük parça buz yoksa genişçe bir bezi de soğuk suyla yıkayarak güneş yanığı olan bölgeye koyabilirsiniz.
  • Zeytinyağı vücudumuz, cildimiz ve saçlarımız için besleyici özelliğe sahiptir. Zeytinyağını güneşten yanan bölgeye sürerek de güneş yanığına bitkisel çözüm sağlayabilirsiniz.
  • Salatalık da çözüm yolları arasındadır. Salatalık maskeleri yüzümüz için, salatalık kremleri cildimiz için her zaman çok faydalıdır. Tenimize bu denli faydalı olan salatalık, güneş yanığına bitkisel çözüm olarak da kullanılır. Eğer salatalık suyu sıkılarak güneşten yanmış olan bölgeye uygulanırsa büyük fayda sağlayacak, bölgede oluşan yanma hissini azaltacaktır.
  • Aynı şekilde lavanta yağı da kullanılabilir. Lavanta yağı sürülen bölgelerde acı ve yanma hissi azalacaktır.
  • Elma sirkesini sulandırarak kullanmak da yanma hissini ve batma duygusunu azaltır.
  • Siyah çayı veya çay poşetlerini güneşten yanan bölgeye koyun. Bu sayede hem ağrınız azalacak hem de yanma hissi ortadan kalkacaktır.
Güneş Yanığında Yapılmaması Gerekenler
  • İleri derecede güneş yanığınız varsa cildinizde kabarcıklar oluşmuş demektir. Güneş yanığı kabarcıklarını patlatmak bu bölgenin enfeksiyon kapmasına neden olabilir. Eğer kabarcıklar kendiliğinden patlamışsa bu sefer bu bölgeyi temiz tutmak gerekir. Bunun içinde burayı sargı beziyle kapatmak uygun olacaktır.
  • Asla alkol kullanmayın. Çünkü alkol sıvı yetersizliğine yol açarak yanma hissini artırır.
  • Aspirin içmeyin! Güneş yanıklarında aspirin türü kan sulandırıcı hapların tüketimi tavsiye edilmez. Onun yerine diğer ağrı kesicilerden faydalanabilirsiniz.
  • Güneş yanığınız tamamen iyileşmeden güneşe tekrar çıkmayın! Derideki tahriş ve tahribat iyileşmeden güneşe tekrar çıkılması cilt kanseri riskini önemli ölçüde artırmaktadır.


Eğer güneş yanıkları kişide anormal bir terleme, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi belirtiler de oluşturuyorsa hekime görünmek gerekir. Ayrıca oluşabilecek bir su kaybına bağlı sıvı yetersizliği de vücut için tehlikeli olabilir. İkinci derece güneş yanıklarınız varsa mutlaka vakit kaybetmeden doktora görünmelisiniz. 
Güneş yanıklarına karşı nasıl bir tedavi uygulanır?

Vücudun iç ve dış su ihtiyacını karşılamak: Terleme ile ortaya çıkan sıvı yetersizliğine karşı bol bol su içmek gerekir. Cildin yanan yerleri soğuk sı ile nazikçe serinletmelidir. Eğer güneş yanığı geniş bir alanı etkilediyse yanma hissini rahatlatmak için ılık su veya soğuk su ile duş alınabilir. Güneş yanıkları olan kişiler bu sorun geçene kadar alkol almamalıdırlar. Çünkü alkol sıvı yetersizliğine yol açarak yanma hissini artırır.

Nemlendirmek: Güneş yanıkları cildin kurumasına yol açar. Bu yüzden güneş yanıklarında mümkün olduğunca etkilenen yere nemlendirici ile nemlendirme yapmak gerekir. Fakat nemlendirici asla güneş yanıkları su toplamış veya ciltte oldukça hasar varsa uygulanmamalıdır. Nemlendirici güneş yanığı hafif düzeydeyse uygulanmalıdır.

Güneş losyonları veya parfüm içermeyen ürünler parfüm içeren ürünlerden daha uygundur. Doğal aloe vera içeren krem ve losyonlar güneş yanığının etkisini sakinleştirir.

Kalamin losyonu: Kalamin losyonu güneş yanığının semptomlarını hafifletmede faydalıdır. Kalamin losyonunu düzenli olarak tekrar uygulamak gerekir. Çünkü kalamin losyonunun etkisi 1 – 2 saat içinde geçmektedir. Kalamin losyonunu uygulamadan önce soğuk bir duş almak daha da olumlu sonuç verir.

Hidrokortizon merhem: 
Hidrokortizon merhem güneş yanığının oluşturduğu acıyı ve ciltteki şişkinliği azaltmaya yardım eder. Fakat hidrokortizon merhem geniş bir alana yayılmış güneş yanıklarında, yüzde ve cildin su toplanması durumlarında kullanmak için uygun değildir. Hidrokortizon merhem sadece hekim veya eczacının denetiminde kullanılmalıdır.

Acı dindirici ilaçlar: Eğer güneş yanıklarının yol açtığı acı diğer yöntemlerle dinmiyorsa acı dindirici ilaçlara ihtiyaç olabilir. Fakat bu tür ilaçlar hekim tavsiyesiyle kullanılmalıdır.

Güneş yanığı kabarcıkları patlatılmamalıdır: Güneş yanığı kabarcıklarını patlatmak bu bölgenin enfeksiyon kapmasına neden olabilir. Eğer kabarcıklar kendiliğinden patlamışsa bu sefer bu bölgeyi temiz tutmak gerekir. Bunun içinde burayı sargı beziyle kapatmak uygun olacaktır.

Güneş yanıkları için yoğurt kullanılmamalıdır: Yoğurdun güneş yanıklarına iyi geldiğine dair bilimsel bir bilgi bulunmamaktadır. Fakat halk arasında kullanılan bir yöntemdir. Bunun nedeni de soğuk yoğurdun güneş yanığının oluşturduğu acıyı hafifletmesi olabilir. Fakat yoğurt sürülen bölgede kalıntılar kalır ve temizlenmesi sorunu vardır. Zaten tıbbi olarak bir geçerliliği olmadığı için hekimler tarafından da önerilmemektedir.

Aloe Vera: Aloe Vera cilt için bir mucize. Güneş yanığına karşı çok etkili bir bitkisel çözümdür. Uygulandığı bölgeye hızlı bir şekilde etki ederek tamir eder.

Zeytinyağı: Zeytin yağını cilde sürmek yanığa çok iyi gelen bir başka doğal yöntem.

Siyah çay: Siyah çay poşetlerini veya demini güneş yanığı olan bölgeye koyun. Hem ağrı hem de yanma hissi azalacaktır.

Elma sirkesi: Elma sirkesini sulandırarak yanık bölgesine sürerseniz yanma hissini alacaktır.

Amsterdam






Yönetim merkezlerinin genelinde hakim olan ağır ve soğuk havadan uzakta; laleleri, yel değirmenleri, ahşap çarıkları, kanalları, bisikletleri ile ünlü, hareketli ve renkli bir başkenttir Amsterdam! Burada sınır yok, burada sıradanlık yok; bol bol eğlence var, özgürlük var.

Ve işte bu özgür başkentte yapılması gerekenler…









Mutlaka Görün!




Dam Meydanı: 13. yüzyılda inşa edilen ve güvercinlerle dolu olan meydan Amsterdamlılar ve turistler için toplanma mekanıdır. Dam Meydanı’nda birçok restoran, kafe, mağaza ve ziyaret edilecek yer bulunmaktadır.




Red Light District (Kırmızı Fener Mahallesi): Amsterdam’ın ünlü kırmızı ışık semti, Red Light District yasal fuhuş semtinden çok turist ailelerin de güvenle gezdiği bir eğlence merkezi gibidir. Buradan geçerken evlerin vitrinlerinde kendilerini sergileyen kızları görebilir ama asla fotoğraf çekemezsiniz aksi takdirde makineniz elden gidebilir…




Amsterdam Kanalları: Amsterdam’ın Kuzeyin Venedik’i olarak anılmasına neden olan bu kanallar sadece turistler için değil Amsterdam halkı için de şehir içerisinde seyahat etmek üzere kullanılan alternatif bir yöntemdir.









Begijnhof: 14. yüzyıldan kalma bir avludur. Avluda bulunan 34 numaralı ev Amsterdam’daki en eski evdir.




Çiçek Pazarı: Dünyanın tek yüzen çiçek marketidir. Pazar, geçmişten günümüze Amsterdam’a çiçek sağlayan ana kaynaktır.




Yel Değirmenleri: Lale, peynir ve çarıklar gibi, Amsterdam şehrinin sembollerinden bir diğeri de yel değirmenleridir. Sembolik olarak şehrin birçok yerine yayılmış olan Amsterdam Yel Değirmenleri anıt amacıyla da yapılmıştır.









Vondelpark: Amsterdam’ın en ünlü ve en büyük parkıdır. Her yıl milyonlarca ziyaretçi ağırlar.




Museumplain: Amsterdam’ın müze meydanıdır. Burada bulunan “I Amsterdam” yazısını önünde fotoğraf çektirmek bir klasik haline gelmiş durumdadır. Öyle ki meşhur yazının önünde fotoğraf çekmeyenin Amsterdam’a gittiğinden şüphe eder hale geldik, aman ihmal etmeyin.









Mutlaka Yapın!




Amsterdam demek bisiklet ve bisikletliler demek. Amsterdamlılar için bisiklet bir ulaşım aracından öte, hayatın bir parçasıdır. Boyutu ve modeliyle erkekler için statü sembolü; aksesuar ve renkleriyle kadınlar için modanın ta kendisidir. Amsterdam’ın caddeler boyunca uzanan bisiklet yollarında motorlu taşıtlardan çok bisiklet vardır. Sizler de bu eğlenceli kurala uyup bir bisiklet kiralayarak Amsterdam’ı gezmelisiniz… Aman hırsızlara dikkat!









Hangi Müzeleri Gezmeli?




1. Anne Frank Müzesi

2. Van Gogh Müzesi

3. RijksMuseum

4. Rembrandthuis

5. Madame Tussauds Müzesi

6. Lale Müzesi

7. Stedeljik Müzesi

8. Houseboat Müzesi

9. Amsterdam Müzesi

10. Hermitage Müzesi




Ne Yemeli?




Hollanda Peyniri: Sokak pazarlarında, peynir dükkanlarında ve süpermarketlerde onlarca çeşit peynire rastlayacaksınız. Almadan önce küçük tadımlar yapıp damak tadınıza uygun olanı seçebilirsiniz.

En meşhur Hollanda peyniri Gouda’dır.




Haring: Kuzey ülkelerinde sıkça tüketilen bir balık olan Haring, Hollanda’da çiğ olarak, yanında küp küp doğranmış soğan ve kornişon turşu dilimleriyle yenir. Balığı çiğ yemekte zorlanırım derseniz, sandviç ekmeği içinde de tüketebilirsiniz.




Stamppot: Patates püresi, lahana ve sosisten oluşan basit ama lezzetli bir yöresel yemektir.




Oliebollen: Noel zamanı, sokaklara kurulan ışıl ışıl stantlarda satılan, bizdeki lokmaya benzer bir lezzettir. Üzerine pudra şekeri serpilerek yenir.




Dropjes: Hollandalılar tarafından çok sevilen, anasonlu, sert şekerlemelerdir.




Alışveriş




Amsterdam, diğer ünlü Avrupa şehirlerine göre biraz daha ufak olmasına karşın sahip olduğu imkanlarla arayı kapatmaktadır. Şehrin birçok köşesinde alışveriş yapabileceğiniz ünlü caddeler bulunmaktadır. Kalverstraat, Leidsestraat ve De 9 Straatjes bu ünlü caddelerden birkaçıdır. Sokak pazarları sahip olduğu doğal yapıları ile uğranması gereken diğer alışveriş noktalarıdır. Şehrin birçok noktasında kurulan sebze & meyve ve ikinci el eşya pazarlarını ziyaret ederek hem orjinal hediyelikler bulabilir hem de halkın günlük yaşantısını gözlemleyebilirsiniz. Albert Cuypmarkt şehirdeki en ünlü pazar.




Ne Hediye Alınır?




Amsterdam’dan geriye bir hatıra olsun diyenler ve dönüşte “Bana ne getirdin?” diye soran gözlerle bakacak tatlı belalara nasıl bir hediye alacağım diye düşünenler için;




Geleneksel Ayakkabı: Ahşap olarak tasarlanmış ve eskiden kullanılan geleneksel çarık tipi Hollanda ayakkabılarından alabiliceğiniz gibi ahşap yerine sünger terlikleri, anahtarlıkları, seramik süs versiyonları ve magnetleri de tercih edebilirsiniz. Hediyelik eşyacıların hepsinde binbir çeşidi olan bu terlikler tam bir Amsterdam hediyesi olacaktır.









Peynir: Hollanda’nın meşhur peynirlerini pazarlardan ve şehrin birçok noktasında karşınıza çıkacak olan süpermarket zinciri Albert Heijn’den temin edebilirsiniz. Üstelik uygun fiyata ve uçakta taşımaya müsait şekilde paketlenmiş durumdalar!




Lale Soğanı: İnsanda hayranlık uyandıran birbirinden güzel renklere sahip laleleri, Lale Müzesi’nden alabileceğiniz gibi, pazarlardan ve kendin çeşitli noktalarındaki çiçekçilerden satın alabilirsiniz.









Tabi bunlarla sınırlı değil. Eğlencenin havaya bile sindiği Amsterdam’dan cinsellik temalı ürünler ve eğlenceli bardaklar gibi hediye alternatifleri de mevcut.




Gece Hayatı









Pek çok özelliğiyle olduğu gibi eğlencede de ün yapmış olan Amsterdam’ın gece hayatı başka hiçbir yerde yoktur desek abartmış olmayız. Çeşitli tarzlara hitap eden Amsterdam mekanlarında eğlence hayatı oldukça hareketli ve renkli geçer. Gece yarılarında başlayıp ertesi gün öğlene kadar süren çılgın partiler ile Dj’lerin House Music, Acid, Jazz, Trans, Tekno, Hardcore gibi değişik müzik tarzlarında çalan gece kulüplerini şehrin hemen her sokağında bulabilirsiniz. Kentin gece yaşamında önemli yer tutan mekanlardan birkaçı ise şöyle:

1. Paradiso

2. Escape

3. Jimmy Woo

4. Trouw

5. Red Light District

Türkiye’de Balayı İçin Gidilecek 9 Muhteşem Yer






Düğün hazırlığı yapan çiftlerimiz, en stresli ve aynı zamanda en heyecanlı dönemlerini yaşıyor şu sıralar. Evlilik alışverişleri, gelinlik provaları, kuaför araştırmaları, düğün mekânı seçimi derken balayı tatilini sakın atlamayın.


Pasaport ve vize ile uğraşmadan, sadece bir bavul ve yanınızda hayat arkadaşınızla birlikte balayı için tercih edebileceğiniz Türkiye’deki 8 muhteşem yeri sizin için sıraladık. Üstelik bu yerlerde, yine sizin gibi balayı çiftlerine hitap eden balayı otelleride özel hizmetleriyle konforun yanı sıra romantik bir konaklama imkânı sunuyor.


Kaş





Antalya’nın uzak güzeli, Akdeniz’in sıcak kumsallarıyla göz dolduran bir noktası… Sakin doğası, huzurlu atmosferi, birbirinden büyüleyici plajları, su sporlarına olan elverişliliği, daha sayamayacağımız kadar güzelliklerle dolu olan Kaş, Türkiye’de balayı için gidilecek yerlerden sadece biri. İl merkezine uzak oluşu ve virajlı yollara sahip oluşu bakir doğasını korumayı sağlamış. Büyük Çakıl Plajı, Küçük Çakıl Plajı, Patara ve Kaputaş plajları turkuaza çalan suları ve sıcak kumsallarıyla uzak diyarlarda olduğunuz hissini verecek sizlere. Sadece doğası mı? Kaş Antik Tiyatro ve Antiphellos Antik Kenti ile de tarihi atmosferinde kısa bir yolculuğa çıkarıyor. Kaş otelleri, genellikle aile işletmesi olduğu için konaklamanız sırasında özel ikramlar ve sıcak bir aile ortamı sarıp sarmalayacak sizleri. Kekova’ya, Kalkan’a ve Demre’ye geçerek bu özel coğrafyanın diğer güzelliklerini de görün diyoruz.


Side





Eğer daha lüks bir otelde balayını geçirmek istiyorsanız Antalya Side tam size göre. Tabii sadece otelleriyle ön plâna çıkmıyor Side. Gezilebilecek çok fazla tarihi mekânı ve doğal güzellikleri bulunuyor. Hâl böyle olunca balayı için en ideal noktalardan biri oluveriyor. Golf, at safari, dalış ve rafting gibi çeşitli aktivitelere katılmak da cabası. Side otelleri genellikle ultra her şey dahil ve her şey dahil bir konaklama hizmeti sunuyor. Bu demek oluyor ki, Side’deki otellerin sunduğu çeşitli aktivitelerle dolu bir balayı tatili geçirebilirsiniz.


Datça





52 koyuyla Akdeniz ve Ege’nin kucaklaştığı bir tatil destinasyonu… Huzuru, dinginliği, sakin denizi, sıcak kumsallarıyla balayını yurt dışında geçirmediğiniz için kesinlikle pişman olmayacaksınız. Datça; Apollon Tapınağı, Aspendos Köprüsü ve Köprülü Kanyon’uyla balayınız sırasında aynı coğrafyanın farklı rotalarını gezme fırsatı veriyor. Sorgun Plajı, Kumköy Plajı ve Titreyengöl de denize girmek için en harika noktalar.


Assos





Türkiye’de balayı için gidilecek yerler listemize Assos’u almazsak olmaz. Midilli Adası’na karşı harika bir gün batımına şahit olacağınız romantik bir balayı noktasıdır Assos. Edremit Körfezi’nin güzelliğini gözler önüne sererken, sıcak kumsalları ile güneş ve denizi birleştirir. Çok fazla müdavimi olsa da; sakindir, sessizdir, huzur verir. Tarihin en güzel kalıntıları; Assos Athena Tapınağı, Behramkale Köprüsü, Hüdavendigar Camii ile de antik bir yerleşim alanının hikayesini paylaşır tatilcilerle. Eğer balayını yurt içinde geçirmeyi plânlıyorsanız, tercihleriniz arasında Assos’a mutlaka yer verin. Bölgedeki konaklama tesisleri genellikle butik otel ve pansiyon olarak hizmet veriyor.


Marmaris





Ege’nin bozulmamış doğasını koruyabildiği yerler arasındaki Marmaris, yaz tatili denildiğinde akla ilk gelen lokasyonlardan biri. Evet, özellikle sezonda fazlasıyla kalabalık olsa da, balayı için bir şans verilmeli. Çünkü popüler tatil beldelerinin yanı sıra kalabalıktan arınmış, birbirinden huzurlu bölgeleri de var. Selimiye, Hisarönü, Bördübet ve Turunç en sakin bölgelerinden birkaçı. Bu yerlerde doğayla iç içe unutulmaz bir balayı geçirebilirsiniz. Dilediğiniz zaman Marmaris’in hareketli sokaklarına ve eğlence mekânlarına da rahatlıkla gidebilirsiniz.

Olimpos




Evet, özellikle Antalya’dan çok fazla balayı bölgesi önerdik. Ama bu güzel coğrafyanın her köşesi özel ve harika bir çekim gücüne sahip. Bunlardan biri de Olimpos diyoruz ve Türkiye’de balayı için gidilecek yerler arasına alıyoruz. Kemer ve Adrasan arasındaki bu muhteşem tatil noktası deniz kaplumbağalarına da ev sahipliği yapıyor. Pırıl pırıl kumsalları, akvaryumu anımsatan denizi ve yeşilin her tonuna sahip doğasıyla bir masal diyarı. Aynı zamanda antik bir liman kenti.


Kapadokya





Gökyüzünde rengârenk balonların uçtuğu, doğal oluşumlarıyla gizemli bir dünyanın kapılarını aralayacağınız mistik bir bölgedir Kapadokya. İlginçtir, güzeldir, çekicidir, aslında her şeydir. İnsan burada hem dinlenir hem de doğanın izinden giderken çok fazla tarihi kalıntıyla karşılaşır. Üzerine söyleyecek çok fazla söz yoktur. Göreme, Ürgüp, Uçhisar ve Avanos en çarpıcı noktaları olup, aynı zamanda Kapadokya otellerinin de yoğun olduğu bölgelerdir. Kapadokya otellerinin geneli restore edilmiş taş mağaralardan oluşuyor ve bölgenin mistik çekim gücünü odalarına da yansıtıyor.Balayı için nereye gitsek diye düşünüyorsanız, Kapadokya’yı göz önünde bulundurmadan plân yapmayın diyoruz.


Uludağ





Her düğün yaz sezonunda olacak diye bir şey yok tabii. Evlenmek için en güzel mevsimin kış olduğunu düşünenlerdenseniz, tam da bu noktada Uludağ otellerinin birinde konaklayarak hem romantik hem de karların arasında unutulmaz bir balayı tatili geçirebilirsiniz.

Gemi Tatiline Çıkmak İçin En İyi 7 Neden


5 yıldızlı otel hizmetini aratmayan tam donanımlı gemilerle ülke ülke gezip farklı kültürleri tanımak, ayaklarınızı bir süreliğine karadan kesip tüm tatili uçsuz bucaksız bir denizin ortasında geçirmek ister misiniz? O halde Yunan adalarından Ege Adriyatik’e, Kuzey Avrupa’dan Norveç fiyortlarına kadar her limana ayak izlerinizi bırakacağınız bir tatil vadeden gemi turlarına çıkmanın tam vaktidir diyoruz. Üstelik bu turlara katılmak için fazlasıyla sebebimiz var. Biz aralarından birkaçını sıralayalım, siz de gemi turlarına katılmak için plan yapmaya şimdiden başlayın.



1) Yorgunluğu unutun.
Bir gemi tatilinin en güzel yanı, o kadar ülke gezip hiç yorulmamaktır. Özellikle yurt dışı tatillerinde gidilen ülkelerin pek çok şehrini gezmeye çalışmak yorucu ve yıpratıcı olabiliyor. Üstelik bir de ulaşım ücretleri eklenince bütçeyi de zorlayabiliyor. Gemi tatilinde ise hiçbir şeyi düşünmenize gerek yok. Havuz, bar, restoran, jakuzi ve daha pek çok şey birkaç adım ötenizde olacak. Siz sadece tatili en iyi şekilde değerlendirmenin tadını çıkarın.




2) Gemide eğlenmeniz için alternatif çok.
Turlar uzun bir rotadan oluştuğundan dolayı gemide eğlenceli vakitler geçirmeniz için her detay düşünülüyor. Yolculuk sırasında zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyor bile. Siz spa yaptırırken, havuzda yüzmenin keyfini çıkarırken, sinemada film izlerken veya barda durmadan dans ederken gemi çoktan gideceğiniz ülkeye yaklaşmıştır bile. Kısaca gemi turları beş yıldızlı bir oteli aratmıyor.




3) Konforlu bir oda ve yine her şey sizin için tasarlanmış.

Gemi yolculuğu sırasında mevcut olan odalar, sahip olduğu konforlarıyla kendi odanızı size aratmayacak türden. Üstelik uyuduğunuz sırada bir gemide yolculuk yaptığınızı bir an olsun hissettirmiyor.

4) Free Shoplarda sınırsız alışveriş yapma fırsatı.

Evet, bu sadece gemi turlarına özel bir durum değil. Yurtdışı turlarına çıkıp, gittiğiniz her ülkenin free shoplarından alışveriş yapabilirsiniz fakat gemi turlarına çıktığınızda gittiğiniz ülkelerden ziyade, geminin içindeki free shoplarda rahatlıkla alışveriş yapabilirsiniz. Kısaca tatilinizi birkaç magnet alarak bitirmenize gerek yok. Çikolatalar, parfümler, içkiler, takılar ve daha neler neler… Üstelik normal free shoplara göre oldukça uygun… E daha ne olsun.



5) Her sabah başka bir ülkeye merhaba demek…

İşte bu, tatiliniz sırasında sizi en heyecanlandıracak kısım. Düşünsenize, gemide yolculuk yapıyorsunuz, üstelik farklı aktivitelerle bir an bile sıkılmıyorsunuz, bir gece odanıza geçip uyuyorsunuz ve sabah gözlerinizi açtığınızda daha önce görmediğiniz bir ülkenin en güzel şehrine merhaba diyorsunuz.


6) Bir balayı için harika bir tercih.
Hem romantik bir balayı geçirmek hem de içinizdeki kaşifi ortaya çıkarmak istiyorsanız gemi turları tam size göre. Kahvaltıyı denizin ortasında harika bir manzaraya karşı yapmak, havuza girip güneşin tadını çıkarmak, akşam yemeğini yine çok şık bir restoranda yemek… Üstüne bir de farklı ülkeleri tanıma fırsatı yakalamak…Balayı turları ile ilgili araştırma yaparken gemi turlarını mutlaka değerlendirin diyoruz.



7) Tatil dönüşü büyük bir fotoğraf albümüne sahip olmak.
Gemi turlarıyla birçok ülkeyi gezerken fotoğraf karelerine yansıtacağınız sayısız detayla karşılaşabilirsiniz. En güzel ülkelerin en güzel şehirlerini tanımaya çalışırken elinizden fotoğraf makinesi eksik olmamalı. Üstelik bir tatile çıkıp, pek çok ülkede sizin de bir fotoğrafınız mutlaka olmalı. Bir fotoğraf dediğimize bakmayın. Çekebildiğiniz kadar çekin kendiniz… Sonuçta o güzel karelerde yer alacağınız fotoğraflar hayatınızın en güzel tatilinden en somut parçalar olacak. Kısaca tatil dönüşü harika bir albüme sahip olacaksınız.

Ağva Gezi Rehberi







Ağva, kısa kafa tatillerinin ve doğal ortam yetmezliğinin en güzel çaresi… Misafirlerine her mevsim farklı süslenen Ağva şimdilerde renk renk çiçek açan ağaçlarla bezeli doğası ve bahar güneşinin altında ışıl ışıl parlayan denizi ile daha bir davetkâr… Şimdi bu doğal güzeli keşfetmeye ne dersiniz?

Ağva’ya Nasıl Gidilir?

İstanbul’a yaklaşık 100 km mesafede olan Ağva, Karadeniz’in kıyısında yer almaktadır. Aralarında olduğu Göksu ve Yeşilçay nehirleri ile hayat bulan Ağva’ya ulaşım oldukça kolaydır. Eğer güneşli bir cumartesi sabahı uyandığınızda aklınıza Ağva’ya gitmek düştüyse hiç düşünmeden yola koyulabilirsiniz, tabi bu söylediğimiz İstanbul’da olanlar için geçerli…Üsküdar’dan Ağva’ya düzenlenen otobüs seferleri ile 2 – 3 saat içinde ulaşmak mümkün. Özel araçla gidecekseniz; Şile’ye vardıktan sonra sahil yolunu takip etmeniz Ağva’ya ulaşmanızı sağlayacaktır. Şehir dışından gelecek olanlar ise şehirler arası otobüs firmalarına başvurabilirler…

Ağva’da Gezilecek Yerler


Sahip olduğu doğal güzellikler ile görenleri kendine aşık eden Ağva gezilecek yerler bakımından oldukça zengindir. Hırçın güzel Karadeniz’in mavi suları, tüm semti kaplayan ormanların yeşil büyüsü, semte hayat veren nehirleri, kirlilikten etkilenmeyen tertemiz havası ve yazın keyifle uzanabileceğiniz plajlarıyla Ağva baştan başa doğa harikasıdır. Kartpostallık görüntüler sunan Ağva’da görülmesi gereken yerler listesinde ilk sırayı Kilimli Koyu ile Kadırga Koyu alır. Semtin merkezine yaklaşık 7 kilometre mesafede bulunan bu koylar sessizliğinin yanı sıra sahip olduğu doğal kayaları ile dikkat çekmektedir. Bu kayalardan bir tanesinin ismi bile vardır; Gelin Kayası… Tahmin edebileceğiniz gibi bu ismi gelin görünümüne sahip olduğu için almıştır. Bu koylarda denizin tadını çıkarabilir, piknik yapabilir ve doğa yürüyüşlerine çıkabilirsiniz.


Ağva’nın en eski yerleşimlerden olan Kalemköy ve Hacılı Köyü de görülmesi gereken yerler arasında. Kalemköy’de Roma dönemine ait mezar taşları ve kilise kalıntıları bulunurken Hacılı Köyü sahip olduğu Gürlek Mağarası ile dikkat çeker. Ağız kısmının hareketli olması ve mağaradan gürlemeye benzer seslerin çıkması sebebiyle bu ismi almıştır. Bu mağarada bulunan kemikler vaktiyle içeride Roma askerlerinin esir kaldığı sanılmaktadır.

Ağva’dan bahsetmişken Saklıgöl’ü anlatmamak olmaz elbette. Son yılların parlayan yıldızı olan Saklıgöl gerçekten adının hakkını vermektedir. Şile yolundan dönülen, uzunca bir yoldan sonra ulaşılan bir yer olan Saklıgöl yemyeşil ağaçların arasına gizlenmiş doğal bir göldür. Çevresinde oturup piknik yapabileceğiniz ya da kahvaltının tadını çıkarabileceğiniz alanlar bulunur.









Bunları Yapmadan Dönmeyin!

Sahilde, nehir kıyısında ve ormanda yürüyüş yapmadan,

Ağva’nın doğal güzelliklerini fotoğraflamadan,

Orman ve deniz manzaralı olan yollarda bisiklet sürmeden,

Balık tutmadan ve balık yemeden,

Göksu’da deniz bisikleti sefası yapmadan,

Ağva köylerini gezmeden,

Temiz havanın, el değmemiş doğanın ve kıskandıran sakinliğin tadını çıkarmadan dönmeyin!


Ağva Gece Hayatı


Ağva’yı tercih edenler daha çok; gürültüden, şehir karmaşasından, yüksek ve sevimsiz binalardan kaçanlar, kendilerini doğanın iyileştirici gücüne teslim etmek isteyenler olsa da Ağva gece hayatından bahsetmeden geçmeyelim… Uzun bir Ağva tatili planlıyor ve bir gecenizi eğlence mekanlarında geçirmek isterseniz zevkinize uygun gece kulüpleri bulabileceğinizi söylemeliyiz. Özellikle yaz akşamları Ağva gece hayatında çok renkli ve eğlenceli geçer. Konaklama için Ağva otelleri seçeneklerini değerlendirebilirsiniz.

Ağva’da Alışveriş


Ağva tatilinizden geriye yaşadığınız huzurlu anları hatırlatacak bir şeyler kalsın ya da sevdiklerinize, onları unutmadığınızı göstermek isterseniz el işlemeleriyle süslenen pamuk dokuması kıyafetler, meşhur Şile bezinden yapılan kıyafetler ve takılar satın alabilirsiniz. Bunun yanı sıra Ağva’da kurulan organik pazarlara giderek köylerde yetişen tamamen doğal sebze ve meyvelerden satın alarak kısa tatiliniz boyunca yaşadığınız sağlıklı hayatı şehre taşıyabilirsiniz.




Antalya’nın Turizm Cenneti Mermerli Plajı






Her zaman deniz, güneş, kum üçlüsünü doya doya yaşadığımız Antalya tarihi geçmişiyle de fazlasıyla ünlü. Deniz, güneş, kum demişken Antalya turizmi için çok önemli bir değeri olan Mermerli Plajı bilinmeyenleri ile bizimle. Bu yaz Antalya’ya yolunuz düşerse Mermerli Plajı’nın mavi sularında mola vermeden geri dönmeyin.





Antalya Kaleiçi’ndeki bu özel plaj iki yanı yat limanı olan yüksek yüksek kayalıklar arasında ilk bakışta hemen dikkatleri toplayan tek kumsal. Bu yazıyı okuyana dek belki ismini bile hiç duymadığınız Mermerli Plajı adını güneydoğusundaki yamaçta bulunan ama şimdilerde olmayan Mermerli Köşk’ten almış. Antalya’nın ismine daha çok alışık olduğumuz diğer plajları henüz bilinmezken Mermerli Plajı’ndan çıkılmazmış ta o zamanlar. Böylesine de bir geçmişi var. Binlerce yıllık tarihi içinde barındırması yetmezmiş gibi traverten kayalıklarıyla da çok ünlüymüş. Beydağları’nın o ihtişamlı manzarasına karşı tüm güzelliğiyle süzülüyor adeta Mermerli Plajı.





Ta ki 1930’larda deniz üzerinden kıyıya doğru ahşap paravanlarla çevriliymiş ve plajın yıkanma yeri olarak kullanılırmış Mermerli Plajı. 1970’lere kadar böylede kullanılmaya devam etmiş ama o tarihte artık halka açılmış ve sabahtan öğlene kadar kadınlar, öğleden sonrasında ise erkekler gelip yüzermiş burada. Böyle ilginç bir tarihi geçmişe ev sahipliği yapmış yıllarca. Antalya’nın Kaleiçi’nde denize girilebilecek bir yer ararsanız Mermerli Plajı burada masmavi, pırıl pırıl bir denizin keyfine varabileceğiniz tek adres. Yaz sıcakları burada size vız gelecek şimdiden söyleyeyim. Antalya’nın Cumhuriyet Meydanı’ndan Kaleiçi’ne doğru Yat limanına inip limanın ucuna kadar yürüyün plaj tam karşınızda.





Antalya’da sakin, huzurlu bir tatil geçirmek istiyorsanız tarihinden ve doğasından bir daha asla vazgeçemeyeceğiniz her yanıyla Antalya’ya yolunuz düşerse Perisos Turizm’in Antalya Otellerinde konaklayarak Mermerli Plajı’nın merak uyandıran her şeyine canlı canlı tanıklık edebilirsiniz. Şimdiden bol keyifli tatillere.

Bir Kızkumu Hikâyesi






Marmaris’in tatile doyum olmayan öyle bir yeri var ki, her yıl milyonlarca insanın akın akın gittiği, insana yürüyormuş hissi uyandıran eşine hiçbir yerde rastlanamayan farklı bir destinasyon Kızkumu. Marmaris’e 30 kilometre uzaklıktaki Kızkumu yeşille mavinin iç içe geçtiği bir doğayla meşhur olsa da burayı diğer yerlerden farklı kılan asıl şeyi efsanesi.


Marmaris’in koyları listesini daha önceden okuduysanız Marmaris’in içindeki o şahane yerlerinden de haberiniz vardır. Ama Kızkumu’nda o güzelliklerin dışında ayrı bir şey var adeta. Uzaktan gören bir kişi denizin üzerinde yürüyormuş hissine kapılıyor ve haliyle mavi tur severler defalarca görse Kızkumu’nu yine de vazgeçemiyor. Mavi turlarda ne kadar fotoğraf çekilir bilmem ama en fazla fotoğraf karesinin buradan çıktığı kesin. Bu yaz Marmaris’e gelecek olanlar kağıdı kalemi hazırlayın ve Kızkumu’nu görülecekler listenize mutlaka ekleyin.





Marmaris’in Orhaniye Köyü’nde yerli yabancı turistlerin vazgeçemediği bu rota 600 metre uzunluk ve 3 metre enindeki kızıl kumlarla müthiş bir yer. Yeşilin her tonunun içinde mis gibi kokan çam ağaçları Kızkumu’na güzellik katan diğer ayrıntılar. Marmaris ve İçmeler’den Kızkumu’na kalkan jeep safarilerine de istediğiniz her gün katılabilirsiniz. Ramazan bayramı tatili içinde mükemmel bir seçim olabilir Kızkumu.


Şimdi gelelim meşhur Kızkumu hikâyesine;


“Ta eski zamanlarda Bybassos kralının güzeller güzeli kızı fakir bir balıkçıya aşık olmuş. Ama tabi kral bu duruma razı gelmeyip kızını balıkçıya vermez. Kız her şeye rağmen gizli gizli buluşur fakir balıkçıyla. Onları gören birileri kızın kumsalda beklerken balıkçının da denizden geldiğini söyler. Kralın kızı elinde bir ışıkla geleceği yeri işaret eder. Gün batımına kadar iki âşık kumsalda vakit geçiriyor diye anlatırlar krala. Tabi kral duydukları karşısında çok öfkelidir. Bir gece kumsala giden kral kızını orada yakalar ve askerlerine balıkçıya ışık tutmalarını buyurur. Işığı gören fakir balıkçıda kayığına bindiği gibi soluğu kumsalda alır. Ama kızın gönlü buna el vermez ve askerlerden kaçıp sevdiği adamı onlardan kurtarmaya çalışır. Hikaye bu ya kızın bastığı her yer kuma dönüşmüş, askerlerinse denize. Bütün askerler böylece denize karışır. Kız kayığa doğru koşmuş ama uzaktan sevgilisini hedef alan bir okçu balıkçıya vurmaya çalışır. Ama kız tabi sevgilisine çoktan sarılmış bir şekilde hedef ona isabet eder. Kızın bastığı her kum artık kırmızıya boyanır. Balıkçı kralın kızını da aldığı gibi kayığına doğru koşar ve o gün bugündür ne kızdan ne de balıkçıdan hiçbir haber çıkmaz.” Böylesine bir aşk hikâyesi yaşanmış Kızkumu’nda. Adını da buradan almış zaten.





Bu aşk hikâyesinin yaşandığı Kızkumu’nu yakından görmek istiyorsanız Marmaris Otellerinde konaklayarak Marmaris ve içindeki sayısız güzelliği keşfedebilirsiniz. Sonu böyle olmayan aşk hikayelerine bir yenisini de siz ekleyebilirsiniz mesela.

Dünyanın En İyi 10 Köyü…











Dünya hep keşfedilmesi gereken bir yer olarak bizi bekliyor. Meraklı kaşifler için bu haftaki yazımız, dünya üzerindeki en iyi 10 köyü konu alıyor. Gelin birlikte bu masalsı köylere uzanalım…

Bled, Slovenya




Nefes almanın, yaşama zevkini bir kez daha tadacağınız Bled, göreceğiniz en güzel köyler arasında… Slovenya’nın kuzey batı bölgesinde yukarı Carniola bölgesinde bulunan bu köyü güzel yapan şeyler ise; Buzul Çağı’nda oluşmuş gölü, köyün %70’ini kaplayan ormanı ve tabi ki minik adası… Masal kitaplarına kapak olacak nitelikteki bu güzel köy, 1 saatte gezilebilecek kadar küçük! Dünyanın pek çok yerinden gelen aristokratik misafirlerini ağırlayan Bled, ayrıca iyi bir balayı rotası. Eğer yolunuz düşerde, balayına bu sevimli köye gelirseniz, adada bulunan kilisenin 99 merdiveninden çıkın, şans dileyin ve zili çalın!






Uzungöl, Türkiye




E dünyanın her yerinde güzel köyler olur da, Türkiye’de olmaz mı? Trabzon’un Çaykara ilçesinde bulunan bu yere, iki dağ arasında kalmış bir göl bahşedilmiştir. Muhteşem manzara fotoğraflarının çekildiği, yeşil ve mavinin bu denli güzel olduğu Karadeniz’in gözdesi Uzungöl, bir alüvyon set gölüdür… Karacaların, vaşakların ve dağ keçilerinin etrafında gezip, sakince su içtiği Uzungöl fazla uzağınızda değil.






Gruyères, İsviçre




Alpler’in gölgesinde muhteşem bir köy, Gruyères… Orta Çağ’dan kalan bu küçük köy, tipik İsviçre kültürünün bir prototipi adeta. 2-3 katlı beyaz evleri, arnavut kaldırım sokakları ve arkasında bulunan heybetli dağ manzarasıyla, şirinliği bir kez daha kanıtlamakta. Özellikle trenle seyahat etmeyi sevenler için bir alternatif olan Gruyères, tepedeki muhteşem şatosu ile de dikkat çekiyor… İsviçre fondülerinin kahramanı Gravyer peynirinin anavatanı olan bu küçük köy, doğaseverler için kaçırılmayacak bir fırsat.






Cong, İrlanda




Neredeyse topraklarının 3’te 2’si çayır ve meralarla kaplı olan İrlanda’da, lordlara layık bir köy Cong… Diğer köylere fark atan, Viktorya döneminden kalan köprü ve şatolarıyla asilliğini koruyan bu köye bayılacaksınız. Upuzun çayırların, yeşil gölgesinde kalan Cong’un simgesi ise, Ashford Şatosu… Bir zaman Guinness ailesine ait olan bu şato, şu anda otel olarak kullanılmakta… Antika mobilyalar, şömineler ve değerli halılarla bezenmiş şatoda, kim bilir belki bir gün Cong Nehri’ne bakarak kahve içersiniz.






Hallstatt, Avusturya




Avusturya’nın güzel köylerinden biri olan Hallstatt, Salzkammergut Göller Bölgesi’nde bulunmaktadır. Göl ve dağ manzaralı şirin evleri ve kiliseleri ile olağanüstü bir güzelliğe sahiptir. Dünyanın en eski tuz madeni bu köydedir. 7000 yıllık köyde, özellikle ‘Kemik Evi’ni görmenizi tavsiye ederiz. Hallstatt’a ister araba kiralayarak isterseniz de trenle gelebilirsiniz. 1.5 saatinizi ayırarak kolayca bu köyü gezebilirsiniz… Giderken hatıra fotoğrafı çekmeyi ve sufle yemeyi unutmayın.






Pučiśća, Hırvatistan




Dalmaçya kıyıların Split ilçesinde bulunan şirin bir köy, Pučiśća… Aslında Hırvatistan’da, Brač adındaki bir adada bulunan Pučiśća köyü, güzelliği ile dünyanın dört bir tarafından gelen turistleri kendine hayran bırakır. %99’u Hırvat olan halkı ile dikkat çeken ada, Türk turistler tarafından pek bilinmiyor. Denize giribileceğiniz ve tabiat parklarında dolaşabileceğiniz Pučiśća, yeşili sevenler için ideal bir yer.






Reine, Norveç




Sıcak insanların, dağların ve Kuzey Işıkları’nın ülkesi Norveç’te büyüleyici bir yer, Reine… Moskenesøya’da bulunan bir balıkçı köyü olan Reine’de bir balıkçı kulübesinde uykuya dalmak bir rüya olmalı… Geniş sahil şeridine sahip Norveç’te bulunan onca balıkçı köyünün içerisinde belki de en güzeli olan Reine’de, insan yaşlanmaz herhalde… 329 kişilik nüfusuyla bir kartpostal manzarası çizen köy, sivri dağların heybetiyle gölgeleniyor.



Bibury, İngiltere




Taş, bir köye bu kadar yakışamazdı… İngiltere’de kitaplara konu olacak kadar güzellikte bir köydür Bibury… Tek ya da iki katlı evleri, tatlı pencereleri, çiçekleri ve yeşil bitki örtüsüyle Avrupa’nın en gözde köylerden bir tanesi olmuştur. İngiltere’nin River Coln bölgesinde bulunan bu şirin köyde, bir zamanlar yün deposu inşa edilmiş ve dokumacı evleri yapılmıştır. Bir nehrin ortadan böldüğü köyde, pek çok film çekilmiştir.






Colmar, Fransa




Eğer Fransa’da, Alman etkisi görmek istiyorsanız yapmanız gereken Colmar’a gitmek… Alman mimarisi ile yapılmış yüksek çatılı evleri, dar sokakları, kanalları ve rengarenk ışıklarıyla Colmar, Fransa’nın en ünlü bölgelerinden bir tanesi. Sanatın, estetiğin, sıcaklığın ve sonbaharın başkenti olan bu şehirde, gezinirken şarap almayı unutmayın. Özgürlük Anıtı Heykeli’nin heykeltıraşı Frederic Auguste Bartholdi ve ressam Martin Schongauer burada doğmuştur…






Manarola, İtalya




Dünyanın pek çok yerindeki güzel yerlere baktığınızda Manarola’nın mutlaka fotoğrafını mutlaka görürüz. Bir koya kurulan bu küçük köy, aslında rengarenk yapılarıyla dikkat çeker. Yunan mimarisine uygun olarak, dik bir tepeye taraça şeklinde yapılmış evler, uzaktan çok şirin gözükür. Riomaggiore’de bir taşra köyü olan Manarola’ya gidildiğinde San Lorenzo Kilisesi’ne mutlaka gidilmelidir. Balıkçılıkla geçinen köyün, şarapları ünlüdür.